Yeni şarkıları “Sadece Biraz Güzelsin”le farklı bir soundla karşımıza çıkan Bağzıları, değişimin kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Grubun solisti Ömer Naldemir’i Dergy’e konuk ettik.

Vokalde Ömer Naldemir, elektrik gitarda Ayhan Akbaş, davulda İsmail Ozan, bas gitarda Emre Sargın’dan oluşan grup 2016 yılında kuruldu. Kendi bestelerini ve müziklerini üretmekte olan grup, “Zaten Kırılmış Bir Kızsın” adlı şarkıyla büyük bir çıkış yakaladılar. Daha sonra Türkiye’nin birçok şehrinde konser yapan grup, 2017’de ilk albümleri olan Bize Kalsın‘ı yayınladılar. Konserlerindeki yüksek performansları grubu ön plana çıkaran etkenlerden biri oldu. İkinci albümleri Gece Lambası’yla övgü dolu yorumlar aldılar. Şarkı sözlerinde kimi zaman kara mizah, kimi zaman melankoli, kimi zaman da eleştirel bir bakış açısı sunmaya çalıştılar. Aynı zamanda kendilerine has cover çalışmalarıyla da dikkat çekmeyi başardılar. Son olarak grup, Sony Müzik Türkiye etiketiyle yeni teklileri “Sadece Biraz Güzelsin”i yayınladı.

Şarkı sözlerinizde kimi zaman melankoli, kimi zaman kara mizah gibi öğelere pek çok kez rastlıyoruz. Zaten pek çoğu da slogan oluyor. “Sadece Biraz Güzelsin” de bu şarkılarınızdan biri. Peki bu şarkı bize yeni bir albümün veya EP’nin habercisi mi? 2021 için ne gibi planlarınız var?
Malum pandemiden dolayı üretim kısmına daha çok ağırlık vermiş olduk. Bu süreç herkes gibi bizi de zorlasa da müziğe daha detaylı vakit bulabilmiş olduk. Çok yakın bir zaman için albüm hazırlığımız yok ama 2021 için sürprizlerimiz olacak. Yeni birkaç tekli daha gelecek.

“Sadece Biraz Güzelsin”de elektronik, analog ve alternatif synth pop öğelere rastlıyoruz. Bu Bağzıları için yeni bir dönem demek mi? Bir yenilenme ve değişim söz konusu mu sizler için?
Değişim insanın doğasında olan bir şey sonuçta. Bu da günlük yaşantınıza, genel hayatınıza, uğraştığınız işlere kadar etki eden bir durum. Müzikal olarak zamanla daha da olgunlaştığımıza inanıyoruz ve değişim kaçınılmaz oluyor. Aslında yeni bir dönem diyebiliriz Bağzıları için. Dinleyicilerimizin bazıları bunu hoş karşılamasa da bazıları çok güzel tepkiler verebiliyor.  Ama evrendeki hiçbir şey aynı kalmadığı gibi bizim de aynı noktada kalmamız pek imkan dahilinde değil gibi 🙂

2020 yılı pek çoğumuz için oldukça zorlu geçti. Salgın yüzünden evlere kapandık,hayatlarımız hiç olmadığı kadar değişti. Sizi müzikal anlamda nasıl etkiledi bu yıl?
Galiba son birkaç jenerasyonun en kötü yılı diyebiliriz 2020 için. Haliyle bizim için de çok boğucu ve sıkıcıydı. Ama yine de araya birkaç konser sıkıştırabildik. Eğlenceliydi de. Şimdi o zamanların kıymeti çok daha fazla anlaşılıyor. Grup arkadaşlarımızla çok fazla bir araya gelemiyoruz bu süreçte. Üretim kısmı dijital ortamda paslaşarak gerçekleşiyor biraz. Biri bir şey kaydedip diğerine atıyor ve bir şekilde sonuca ulaşıyoruz. Ama asla bir araya gelmek gibi değil bu. Şarkı tabii ki yaptık, hatta şarkılar. Ve 2021 de birçok şarkı paylaşmış olacağız.

“Zaten Kırılmış Bir Kızsın”ın izlenmesi YouTube’da 60 milyona dayanmış durumda. Üzerinden 4 yıl geçmesine rağmen bu şarkının yakaladığı başarıyı şimdi baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz?
Tahmin edebileceğimiz bir durum değildi bu. İnsanlar kendilerinden bir an, bir parça veya bir anı buldu bu şarkıda. ilk zamanlar yanımızdan geçen arabalarda, barlarda, kafelerde duyorduk ve alışkın olmadığımız için şaşırıyorduk baya. Ama güzel hissettiriyordu tabii. En keyiflisi de konserlerde herkesin tek bir ağızdan bağıra çağıra bize eşlik etmesi oluyor. Üzerinden 4 yıl geçmiş olmasına rağmen hala aynı etkiyi yaratması bizi mutlu ediyor. Buradan dinleyicilerimize çok teşekkür ediyoruz.

“NE KADAR ÇABALASAN DA BAZI ŞEYLERİ DEĞİŞTİREMİYORSUN”

Eleştiri aldığınızda, moraliniz bozulduğunda veya sadece dünya daha karanlık bir yer gibi geldiği dönemlerde, durup kendinizi toparlamak için kulağınıza küpe ettiğiniz altın bir öğüdünüz var mı?
Eleştiri almaya bir zaman sonra alışıyorsun ve bu o kadar da etki etmemeye başlıyor. Yani moral anlamında. Çünkü göreceli bir iş yapıyorsun ve milyonlarca farklı psikoloji var. Herkesin zevki, tarzı vs. farklı. O yüzden herkes her şeyi beğenmek zorunda değil.  Zor zamanlarda durumu biraz akışına, zamana bırakmak lazım. Çünkü bazen ne kadar çok çabalasan da bazı şeyleri değiştiremiyorsun. Ama zamanla taşlar yerine oturuyor ve kaldığın yerden devam ediyorsun. Galiba kulağa küpe edilecek en etkili yönetem ”zamana bırak” diyebiliriz.

Sizi heyecanlandıran yeni sound’lar keşfetme, şarkılarınızı kaleme alma süreciniz nasıldır, genellikle en çok ürettiğinizi düşündüğünüz zamanlar ne zaman?
Bu durumun belirli bir çıkış anı yok aslında. Çok keyifsizken, kolunu bile kaldırmaya mecalin yokken de bir anda bir şeyler gelebiliyor aklına. Dur bi deneyeyim diyosun ve olaylar gelişiyor. Yolda eve giderken de bir şey takılabiliyor aklına. Ama daha çok sessiz bir ortamdayken daha yatkın oluyor ruh hali bir şeyler üretmeye. Kimi zaman da hiçbir etki göstermiyor, ne kadar zorlasan da çıkmıyor. Galiba ruh halimizin keyfine kaldığımız, riskli ama bir o kadar da heyecanlı bir durumla karşı karşıyayız.

Müzik dışında yapmayı çok sevdiğiniz, size ilham veren neler var hayatınızda?
Müzik dinlemekle daha çok zaman geçiyoruz aslında. Çünkü dinledikçe gelişiyorsun. Bazı grup arkadaşlarımız enstrüman dersi veriyor. Yani ağırlık yine müzik. Müzik dışında yine müzikle uğraşıyoruz diyebiliriz.

Pandemi yüzünden ne yazık ki çok az konser izledik veya hiç izleyemedik, sizleri sahnede kanlı canlı izlemeyi çok özledik… İlk kez sahne alma deneyiminiz nasıldı, nerede olmuştu, ne zamandı hatırlıyor musunuz? Nasıl bir iz bıraktı sizde?
İlk sahnemiz bundan 4 yıl önce Taksim’de olmuştu. İlk hayalimiz konser verebilmekti ve buna ulaştığımıda baya heyecanlıydık. Acaba bu heyecan sahneye kötü anlamda yansır mı diye korkmadık değil. Ama o da gayet eğlenceli ve keyifli geçmişti. Şöyle düşündüğümüzde ülkenin birçok yerinde konser verme şansımız oldıu. Direkt aklınıza ilk gelen konser hangisi deseniz,  ilk konserimiz gelir.  Öyle bir tatlı bir anı. En kısa zamanda konserlerin tekrar başlaması dileğiyle diyelim.

KISA KISA

  • Küçükken hayatımı değiştiren albüm The Rasmus’un Hide from the Sun’ı idi. Çünkü gerçek anlamda müzik dinlediğim ilk zamanlardı. Müziğin evrenselliğini orada anlamıştım. Sözlerden bir şey anlamıyorsun ama yine de üzerinde muazzam bir etki bırakıyor, o da ilk başta The Rasmus’a denk geldi ve bende yeri çok ayrıdır.
  • Bana göre müzik yapmanın hissettirdiği en güzel şey evde öylesine takılırken bir şeyler yapıyorsun ve insanlar bunu severek dinliyor. Galiba en keyifli kısmı da bu
  • Duruşu, sound’u, sahnesiyle benim için idol olabilecek müzisyen / grup… Net bir cevabım yok ama sahneye yakışmak çok daha fazla etkliyor beni. Bunu en iyi başaran gruplardan biri de Imagine Dragons diyebilirim.
  • Günün en sevdiğim saatleri havanın karanlık olduğu saatler. İşte o zamanlar çok üretken oluyorum.
  • Eğer hayatım boyunca tek bir enstrüman çalacak olsam bu enstrüman piyano olurdu.
  • Yurtdışında yaşayacak olsam, yaşamak istediğim ülke maalesef ABD olurdu.