dergy?

spot_img
Ana SayfaalternatifDamla Pehlevan: "İstanbul kadar derinliğe sahip başka bir yer yok"

Damla Pehlevan: “İstanbul kadar derinliğe sahip başka bir yer yok”

Yakın zamanda yeni bir single yayınlayacağını müjdeleyen yetenekli müzisyen Damla Pehlevan Dergy’nin sorularını içtenlikle yanıtladı.

Sebla KOÇAN/ [email protected]

Kariyeri boyunca Shantel, Baba Zula ve Biz gibi pek çok grupla birlikte sahne aldı, deyim yerindeyse tozunu bile attırdı. Güçlü sesiyle dikkatli kulaklardan kaçmayan Damla Pehlevan, İstanbul’un çok farklı ve derin bir şehir olduğunu düşünüyor. Hatta kendini zaman zaman İstanbul’a benzetiyor, “Bence burda yaşayan insanların ruhu bir süre sonra İstanbul’a benziyor” diyor. Yetenekli müzisyene merak ettiklerimizi sorduk.

Merhaba… 8 yaşında MSGSÜ Devlet Konservatuvarında yarı zamanlı piyano okuduğunuzu biliyoruz. O halde aileniz de sizin müziğe olan yatkınlığınızı görmüş olmalı… Ailenizde müzisyen var mı? Evde neler dinlenirdi? 
Aslında bu hikaye biraz alışılmadık. Ailede hiç müzisyen yok ama babam her enstrümanı eline alıp tıngırdatabilenlerden. Annem de çok iyi bir radyo dinleyicisiydi o zamanlar. TRT dinleyerek büyüdüm, çocuk şarkıları, korolar, Türk sanat müziği, türküler… Konservatuar hikayesi ise ilkokuldaki en yakın arkadaşımın piyano çalıyor olmasını kıskanmamla başladı. Okulda açılan bir müzik kursu yarışmasına müzik öğretmenimin velim yerine imzaladığı belge ile katıldım ve kazandım. Daha sonra hocalarım konservatuara gitmem konusunda ısrar ettiler. Anne ve babamla ilgili en büyük şansım bu konuda benim isteğimi ve sevgimi görüp ellerinden geldiğince destek olmalarıdır. 

Daha sonra koro günleri ve yarışmalarda aldığınız dereceler var. Bize biraz anlatır mısınız, 10’lu yaşlarınızda neler oldu?
Koro da yine radyo sayesinde oldu. Bir gün mutfakta Gençlik Koroları sınavı anonsunu duydum ve koşarak gidip kaydoldum. Müzikle ve sahneyle öyle güçlü bir bağ vardı ki aramda her fırsatta bir şeylere katılırdım. Tiyatro, müzikal, yarışma… Frankofon şarkı yarışması ilanı gördüm ona katıldım, 1. olunca yurt dışında yarıştım. Yıldız Kenter oyunculuk okulu sınavı gördüm ona yazıldım, Semaver Kumpanya’da Fırtına müzikalinde oynadım… Sanırım okul hayatı ve içinde sanat olmayan bir gelecek beni çok korkutuyordu. Önümüzdeki tek seçenek de mimar, mühendis, doktor olmaktı o zamanlar. Gerçi şimdi de öyle ama mesleklerin ve para kazanmanın daha esnek yolları olduğunu gördük artık. Benim de cesaretim ve o bitmez tutkum sayesinde girdiğim bu sınavlarda başarılı oldum o yaşlarda.

“HOLLANDA’DAKİ FESTİVALİ UNUTAMIYORUM”

Üniversitede İTÜ Peyzaj Mimarlığı bölümüne girdiniz. Bu da ilginç bir seçim. Bölümü bitirdiniz mi ve hiç eğitimini aldığınız mesleği yaptınız mı, yapıyor musunuz? 
İş üniversite sınavlarına gelince işte yukarıda bahsettiğim endişeler devreye girdi ve ailem konservatuar okumamı çok da istemedi. O zaman çok kızmıştım ama şimdi anlayabiliyorum. Ben müziğin yanında kendime ya tasarım ya da mimari alanını yakın görüyordum. Taşkışla’yı gezdik bir gün. Ben dedim ki, tamam burda ne bölüm varsa okurum. Sadece Taşkışla’daki 5 bölümü yazdım tercih için. Peyzaj Mimarlığı oldu ve çok severek okudum. Meslek olarak yapmadım fakat hep içindeyim ve mimar bakış açısının çok işime yaradığını düşünüyorum. Yüksek lisansta müzik ve peyzaj mimarlığını birleştiren bir tez yazdım. 

DamlaPehlevan Resmi 2020 05 01 18.17.36

Üniversite yıllarınızda aslında müzikten hiç kopmadınız. Neler yaptınız, nerelerde sahne aldınız? 
Üniversitede bir amatör Balkan müziği grubumuz vardı. O sayede etnik müzikle tanıştım. Onun dışında Biz vardı, indie rock yapıyorduk Türkçe sözlü. Ben grupta klavye çalıyordum. Lise ve üniversite festivallerinde, Beyoğlu’ndaki küçük barlarda çalıyorduk. Klasik piyano eğitimimi bitirmiştim ve klasik müziği kırmak için farklı türlere ilgi duyduğum bir dönemdi. Caz piyano dersleri de aldım ve çalıp söyleme, beste yapma dünyalarına ilk o zamanlar başladım.

O yıllarda 150’den fazla konser verdiğinizi de biliyoruz. Aralarında en unutamadığınız sahne hangisiydi, neden?
Okul sonrası Shantel ile çıktığım turne tabi hayatımı değiştirdi. Unutamadığım çok sahne var. Londra’da Koko’s müthiş bir sahneydi ışık ve tasarım olarak. Onun dışında Hollanda’da çok kalabalık festival sahneleri gözümün önüne geliyor. O kadar kalabalık bir seyirci var ki karşınızda sanki kimse yok gibi oluyor sayı belirli bir seviyeyi aşınca. Heyecan vericiydi. Bir kere de Fransa’da festivalde sahne sonrası seyircilere karışmış eğleniyorduk. Birileri beni tanıdı ve bu o kız diye bağırdılar. Sonra gelip sarılmaya başladı insanlar ve merkezinde benim olduğum kocaman bir sarılma yumağı olduk. O kadar duygusal ve sevgi dolu bir andı ki, tüylerim diken diken oldu şu an 🙂

“KENDİ ŞARKILARIMI SÖYLEMEDEN DURAMADIM”

Baba Zula, Biz ve Shantel’le birlikte çalıştınız. Bize biraz anlatır mısınız, neler kattı bu isimler size? Nasıl deneyimlerdi? 
Harika deneyimlerdi. Çok şanslıyım bu konuda. Biz, daha amatör bir ruhla albüm kaydetme ve yayınlama tecrübesi edindirirken, Shantel çok profesyonel bir ekiple müzik sektörünün en iyi işlediği ülkelerde konserler vermemi sağladı. BaBa ZuLa ile de performans ve yaratıcılık üzerine çok şey öğrendim. 

Hiç İstanbul’dan farklı bir şehirde yaşadınız mı? İstanbul’un sizi çoğaltan ne gibi yanları var? Bu sizin müziğinize nasıl yansıyor?
İstanbul dışında Bordeaux’da yaşadım bir yıl kadar. Döndüğümde İstanbul’un ne kadar büyük ve sonsuz olduğunu düşünmüştüm ilk olarak. Bu kadar farklı kültür ve derinliğe sahip başka bir yer görmedim açıkçası 🙂 Ama bir o kadar da acı çekiyor, kirleniyor, yıpratılıyor. Yine de her şeye rağmen muhteşem. Bazen İstanbul’a benzediğimi düşünürüm ki bence burda yaşayan insanların ruhu bir süre sonra İstanbul’a benziyor. Böyle büyük cümleler kurdurtuyor işte bu şehir!

DamlaPehlevan Resmi 2020 05 01 18.17.46

İlk single’larınızı yayınlamak için 2017’ye kadar beklediniz. Müzikle bu kadar içiçe olmanıza rağmen solo çalışmalarınız için neden bu kadar beklediniz?
Bu güzel bir soru. Ne yapacağıma karar vermem uzun sürdü galiba. Bir yandan cover repertuvar ile farklı dillerde şarkılar söyleyerek solo konserler vermeye başlamıştım. Oradan kendi şarkılarımı söylemeye dönmem kolay olmadı. Aslında bestelerimin olduğu ilk konserleri 2013’te vermeye başlamama rağmen sonra tamamen cover’a döndüğüm bir dönem oldu. Şartlar öyle gerektirdi diyelim, sahnede olmak ve iş üretmek daha öncelikliydi hem maddi hem de manevi açıdan. Fakat sonra bir an geldi ki kendi şarkılarımı söylemezsem olmayacaktı, dayanamadım ve sürece bir nokta koydum en hazır şarkımı var olduğu sound’u ile yayınladım.

“SİLİKON HER ZAMAN TEPKİ ÇEKECEK, ÖFKE DUYULACAK BİR ŞARKI”

İlk albümünüz karmakader’i 2019’da yayınladınız. Pek çok müzisyen bugünlerde albüm yerine EP ya da single yayınlamayı tercih ediyor. Siz neden albüm yapmayı seçtiniz?
İşte o biriken şarkılarımı dökmem gerekiyordu. Bir şarkı beni kesmedi diyelim. Bir yıl boyunca evde stüdyoya kapanarak 10 şarkıyı tamamladık ve karmakader yani aslında o zamana kadar yaşananların toplamı olan albümüm ortaya çıktı. Çok çok özel bir yeri olacak hayatımda.

DamlaPehlevan Resmi 2020 05 01 18.19.20

Şarkılarınızı yazarken nasıl bir motivasyondan besleniyorsunuz? Yani işin mutfak kısmında neler sizi tetikliyor?
Yaşadığım şeyler, kızgınlık, öfke, acı, yalnızlık, aşk ya da mutluluk sanki birden birikip söz ve melodi olarak aklımdan dilime dökülüyor gibi oluyor genelde. Bu en ham ve en ilham içeren yöntem ama hep böyle olmuyor tabi. Bazen bir kelime ya da cümleye takılıyorum ve oradan bir eser üretme çalışmasına giriyorum. Şuraya şu lazım buraya şöyle bir kafiye lazım diye çalışıyorum üzerinde. Bazen yardım alıyorum, müzisyen arkadaşlarımın fikirlerini soruyorum beraber tamamlıyoruz. Ama en önemlisi, yazdığım şey birebir yaşadıklarımdan çıkmamışsa da söylerken kendi hayatımdan bir sayfaya denkleştiriyorum, öyle olmazsa içime sinmiyor. 

DamlaPehlevan Resmi 2020 05 01 18.19.54

Albümünüzdeki “Silikon” gibi sıra dışı şarkılarınızdan da bahsetmeden olmaz. Bu şarkıyla ilgili şimdi düşündüğünüzde neler hissediyorsunuz? Nasıl tepkiler geldi size, benzer şarkılar yapmaya devam edecek misiniz?
Aslında benzer şarkılarım var. Şarkılara daha oyunlu yaklaştığım içinde daha çok denemenin yer aldığı bir dönemde yazmıştım Silikon’u. Hatta şarkı formlarım tekerleme gibiydi. Sonradan genişledi, açıdı bu form. Seslerden çok sözler daha önemli olmaya başladı. Silikon her zaman dikkat çekecek, tepki uyandıracak, ya çok sevilecek ya da öfke duyulacak. Dinleyenleri şaşırtıp gülümseten, sanal ortamda da üzerine çok yorum yapılan bir şarkı. Canlı dinlendiğinde ve ben bu şarkıyı bir şantiye stajı esnasında yazmıştım deyince kıymeti daha iyi anlaşılıyor sanırım 🙂 

Son olarak, içinde bulunduğumuz ilginç dönemle ilgili siz neler düşünüyorsunuz? Salgın nedeniyle iç burkan haberler almak sizi ne yönde etkiliyor, bir sanatçı olarak bundan sonraki gidişatı nasıl değerlendiriyorsunuz?
İçinde bulunduğumuz dönem hala ‘Bu gerçekten yaşanıyor mu??’ gibi bir şaşkınlık uyandırıyor bende. Bunalıma girdim, umutsuzluğa kapıldım, çok enerjik oldum, üzüldüm, umutlandım… Karman çorman duygular seli. Müzik yaptığımız için çok şanslı olduğumuzu düşünüyorum çünkü bu koşullarda bile yapmaya devam edebiliyoruz. Ben yeni bir single yayınlamak üzereyim ve bu şarkı için çalışmak bu sıkıntılı dönemdeki en büyük motivasyonumuz oldu. İç dünyamız izin verdiği sürece biz şarkılar yazmaya devam ederiz, yayınlarız, paylaşırız. Konser verememek tabi ki çok üzücü ve online konserler diğerinin yerini tutamıyor, tatmini çok kısıtlı. İşin maddi kısmı ise maalesef zor. Bu konuda tüm dünya aynı çıkmazları yaşadığı için sakin kalmaya ve zaman neler gösterecek diyerek beklemeye çalışıyorum. Yoksa endişeler çok yüksek. 

BENZER İÇERİKLER
- Advertisment -spot_img

EN ÇOK OKUNANLAR