Yerli alternatif sahnenin yetenekli isimlerinden Dilan Balkay’ı yeni şarkısı “Parçalanmadan” vesilesiyle Dergy’e konuk ettik.

Sebla KOÇAN/ sebla@neovision.com.tr

Trompetiyle alternatif sahnenin en popüler isimleri Dolu Kadehi Ters Tut, Canozan, Sedef Sebüktekin gibi pek çok isme eşlik eden Dilan Balkay, birkaç ay önce kendi şarkılarıyla da dikkatleri çekmişti. “Bizi Bir Ettim”, “Derken”, “Hepsi Kafamda” gibi single’larıyla sesini duyuran Balkay, yeni şarkısı “Parçalanmadan”ı bugün yayınladı. Aslında sahnelerde olmayı çok da hayal etmediğini söyleyen müzisyen, sokak müzisyenliği yaptığı sıralarda müziği başka türlü yapmak ve üretmek istediğini anlamış. Sokakta çalarken başka bir şey hissetmiş “daha önce deneyimlemediğim bir bütünlük, çok farklı bir iletişim kanalı keşfettim” diye açıklıyor bu durumu. Dilan Balkay Dergy’nin konuğu oldu.

Yeni single’ınız “Parçalanmadan”la başlayalım. Farklı bir sound’u var şarkının. Bir yandan da insanın kararsızlığını, şikayetlerini, ikiyüzlülüğünü anlatan gerçekçi bir yanı var. Size göre hikâyesi neydi, nasıl yazdınız bu şarkıyı, nasıl çıktı ortaya? 
Kendimle ilgili çözemediğim bazı şeylerin beni darladığı bir dönemde biraz daha agresif bir üslupla yazmıştım ilk verse ve nakaratı. İkinci verse’ü yazarken biraz daha yumuşamıştım kendime karşı, sözler de biraz o tarafa kaydı dolayısıyla. Çok plansız ve ani bir şekilde oldu parçanın inşası, synth’leri ağzımla, atmosfer sesini plastik su şişesi kapaklarıyla yaptım, yalnızca bir fikir olsun diye ama sonra sevdim ve parçada tutmaya karar verdim. İki günde trompet ve gitar hariç altyapıya dair her şey bitmişti. Hiç hesapta olmayan bir parça olmuş oldu elimde.

“Parçalanmadan”ı pandemi sürecinde yazdığınızı ve her şeyiyle sizin ilgilendiğinizi biliyoruz. Peki başka şarkılar da var mı çıkında, bir albüm ya da EP niyetiniz var mı? Biraz ilerleyen dönemlerdeki projelerinizi anlatır mısınız? 
Uzun süredir bir albüm yapmak istiyordum ama odağımı sağlıklı bir şekilde bu tarafa çevirememiştim. İstediğim müziğe ulaşabilecek gibi hissetmediğimden sürekli erteliyordum mevzuyu. Pandemi süreci kafamı toparlamak için ihtiyacım olduğundan da fazla zaman verdi bana. Bu süreçte biraz prodüksiyon öğrendim, birkaç parçama demo kayıtlar yaptım. Onur Güney Kumaş’la da bir süredir parçalarım için paslaşıyoruz, ben ona demolar atıyorum, o bana demolar atıyor vesaire. Ekim ayında albüm için çalışmaya başlıyoruz onunla birlikte. Epey heyecanlı olduğumu söyleyebilirim.

Fotoğraf: Ogün Akgül

9 yaşında trompet çalmaya başladınız ve 2013’ten bu yana profesyonel olarak müziğin içindesiniz. Çocukken evde kimler dinlenirdi, duvarlarınızda kimlerin posteri vardı? 
Müzik zevkim çoğu zaman abimin dinlediği şeylerle paralel gitti. Onun çok çeşitli bir müzik zevki olduğundan ben de türküden metale, özgün müzikten klasiğe, birçok janrada sevdiğim bir şeyler bulabiliyordum. Bir yandan da evde bağlamalı, gitarlı, ailecek şarkılar türküler söylenen masalar eksik olmazdı.

Özellikle alternatif dünyada çok sevilen DKTT, Sedef Sebüktekin, Canozan, Ozbi, Dilhan Şeşen gibi pek çok isimle işbirlikleri yaptınız. Neler kattı size bu deneyimler, neler kazandınız bu isimlerle birlikte çalışmaktan? 
Çokça sahne ve kayıt tecrübesi edindim bu isimlerle çalışırken. Aynı zamanda farklı insanlar ve farklı müziklerin içinde kendimi de ortaya koyabilmek, trompetimde kendi tonumu oturtabilmek için çok uygun bir çeşitlilik oldu benim için bu. Her bir projeden de mutlaka bir şeyler öğreniyorum, kafamda bir yerleri açıyor, yeni bakış açıları kazandırıyor her yeni tecrübe.

“YASEMİN MORİ VE BÜYÜK EV ABLUKADA’DAN ÇOK ETKİLENİRİM”

Alternatif müziğin altın çağını yaşadığımız bir dönemdeyiz. Özellikle de dijital stream sitelerinin payını yadsıyamayız. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz 2013’ten bu yana süregelen alternatif müzik çağını? 
Dijital streaming bence özellikle bağımsız müzisyenler için müthiş imkanlar doğurdu. Prodüksiyon yükü azaldı, plak şirketlerine duyulan ihtiyaç da öyle. Evin salonunda kaydedilen şarkılar yüzbinler hatta milyonlar dinlenebiliyor artık. Aynı zamanda genel olarak listeler, dijital mecralar ve sosyal medyayla birlikte, müziğin daha hızlı bir biçimde daha geniş bir kitleye yayılması mümkün. 

Sizin için hayatınız boyunca idol olan, şarkılarını dinlediğinizde sizi müzik yapmak için motive eden, bir gün birlikte çalışmak isteyeceğiniz özel bir isim var mı? 
Liseden beri Yasemin Mori’nin ilk albümü Hayvanlar’ı çok yoğun duygularla dinledim, hala dinlediğimde çok etkilenirim hem müziğinden, hem sözlerinden ve üslubundan. Bir de Büyük Ev Ablukada dinlemek beni yazmak için çok motive etmiştir, bir gün birlikte çalışmak kesinlikle hayalim.

Fotoğraf: Ogün Akgül ve Hazal Günal

İlk izlediğinizde aklınızı yerinden oynatan, size “Ben de bir gün sahnelerde olacağım” dedirten şarkı hangisiydi? 
Bir gün sahnelerde olmak gibi bir hayalim pek olmadı. Her zaman müzik yapmak istedim ve hayatımın çok büyük bir kısmında yaptım da, ama büyük şeyler yoktu kafamda. Ama müziği başka türlü yapmak ve üretmek istediğimi sokak müzisyenliği yaptığım sıralarda anladım. Daha önce deneyimlemediğim bir bütünlük, çok farklı bir iletişim kanalı keşfettim sokakta çalarken; hem birlikte çaldığım arkadaşlarımla, hem de bizi dinlemek için duran ya da sokaktan geçip giden insanlarla aramda. Müziğin en yüksek anlarından biri bence o iletişim.

Size en çok hangi durumlar kalemi elinize aldırıyor, nasıl bir süreçte yaratıcılığınızın tavan yaptığını düşünüyorsunuz? 
Çoğu zaman kendime kalmak, yalnız olmak beni üretmeye itiyor. Bu yalnızlık evimde tek başımayken de olabilir, bir turne arabasında yoldayken de. Tabii ki bazen bir şiir, bir film ya da bir kitaptan çok etkilendiğim, kendimi bir şeyler anlatma ihtiyacında bulduğum da oluyor.

Fotoğraf: Ogün Akgül ve Hazal Günal

Boşluk doldurma soruları 

  • Kendimde hiç sevmediğim bir huyum varsa o da çekingenliğimdir. Bir türlü bu huyumu düzeltemedim.
  • En son izlediğimde beni hüngür hüngür ağlatan film Detachment idi. Filmin neredeyse tamamında ağladım.
  • Modayla aram fena değil. Gardrobumda en severek giydiğim parçalar da bol tişört ve hoodielerim.
  • Kesinlikle en çok para harcadığım şey normal şartlarda ekipman olurdu.
  • Yemek yapmakla aram pek iyi değil. En iyi yaptığım yemek ise fırınlanmış domates çorbası.
  • Eğer Türkiye dışında başka bir yerde yaşasaydım bu şehir kesinlikle Amsterdam olurdu.