
Elektronik müziğin hipnotik atmosferini melankolik tınılarla birleştiren Disco Tarantula, Ünal Bostancı ve Bora Küçükyılmaz tarafından hayata geçirildi. Tuğçe Şenoğul’un “Bunu Sana Demiştim” parçasına yaptıkları ve kısa sürede fenomene dönüşen o ikonik remix, ikiliyi geniş bir dinleyici kitlesinin radarına soktu. Bu başarıyı Kalben, Hakan Kurtaş ve Seda Erciyes gibi isimlerin eserlerine kattıkları özgün dokunuşlarla perçinleyen ikili, yerli elektronik sahnesinde kendine sarsılmaz bir yer edindi.
Türler arası sınırları esneten sound’uyla tanınan Disco Tarantula, bu yolculuğu Sónar İstanbul’un 10. yıl kadrosunda yer alarak taçlandırdı. Festivalde bir ilke imza atan ikili, tamamı Türkçe sözlü parçalardan oluşan bir setle dinleyici karşısına çıktı. Ünal ve Bora ile dans pistini karanlık bir estetikle buluşturan bu performansın detaylarını ve ikilinin müzikal vizyonunu konuştuk.

Müzisyenliğinize ek olarak, bir tarafta sesin teknik matematiğine hâkim bir ses mühendisi (Bora), diğer tarafta enstalasyon ve heykel disiplinlerinden gelen bir sanatçı (Ünal)… Bu iki farklı yaratıcı dünyanın yolları nerede ve hangi ortak vizyonla kesişti? Disco Tarantula’nın temelini atan o ilk kıvılcım neydi?
Bora: Aslında müziğin uzun süre hayatımın merkezinden uzaklaştığı bir dönem, Ünal beni tekrar bu işlere dönmeye ikna etti diyebilirim. Ünal’ın sanatçı kişiliğinden gelen kürasyon yeteneği ve bunun yanında uzun süredir DJ’lik yapıyor olması bizim iyi bir ikili olmamızı sağladı. Ancak Ünal bunu bana göstermese kör kör gezecektim. Özel hayatlarımızda da çok sık görüşüyor olmamız güzel bir zemin hazırladı ve Ünal müzikal yolculuğumuzu dantel gibi işledi… “Gel Kim ki O”ya remiks yapalım diyerek başladı yolculuğumuz.
Stüdyoda Ünal ve Bora olarak iş bölümünüz nasıl? Müziğinizde hem biraz melankoli, biraz karanlık hissiyatlar hem de groove, dans pistine davet var. Kim daha çok ‘karanlık’ tarafta, kim ‘groove’ tarafında duruyor?
Bora: Ünal prodüktör gibi ben de aranjör gibi davranıyorum diyebiliriz. Bir remiks yapacağımız zaman nasıl bir çerçevemiz olacağını Ünal belirliyor ben de o çerçevenin içine çizim yapmaya çalışıyorum. Bu konuda Alman ikili Ame’ye çok benziyoruz.
Ünal: Evet ben biraz karanlık taraftayım, Bora ise daha groove tarafta.
Üretim sürecinde mutfakta bekleyen, bugüne kadar gün yüzüne çıkarmadığınız “gizli” bir arşiviniz var mı?
Bora: Var tabii ancak Türkiye’deki plak firmalarının ve sanatçıların çoğu şarkıların yeniden prodüksiyona girmesi konusunda yeterince cesaretli değil. Bu sebeple telif, izin sebebiyle, hatta kapanmış ya da el değiştirmiş plak firmaları sebebiyle yayınlayamadığımız ve yalnızca canlı performanslarımızda çaldığımız bir sürü remiksimiz var.
Peki, bu ortaklıktan doğan ve müzik dışında; ses tasarımı, sergi veya enstalasyon gibi farklı sanatsal mecralar için hazırladığınız başka üretimleriniz de mevcut mu?
Ünal: Henüz Disco Tarantula ortaklığından doğan yok. Fakat bu konuda heyecanlanacağımız bir fikir geldiğinde tabii ki çok güzel olur.
Tuğçe Şenoğul’un “Bunu Sana Demiştim’” remiksiyle, sosyal medyada büyük bir viral dalga yakaladınız ve çok sayıda dinleyicinin sizi keşfetmesini sağladınız. Son dönemde de Kalben, Seda Erciyes ve Hakan Kurtaş gibi isimlerle olan iş birlikleriniz bu ivmeyi besledi. Sosyal medyanın bu devasa dağıtım gücü, üretim aşamasında sizin için bir yönlendirici mi yoksa Disco Tarantula ses dünyasını ve yaratım sürecini bu trendlerden tamamen bağımsız mı inşa ediyor?
Bora: Biz “Bunu Sana Demiştim” remiksini yaptığımız zaman nasıl yayınlayacağımızı bile düşünmemiştik. Üretim esnasında hiçbir zaman aklımıza da gelmemişti açıkçası. Birçok şarkımızda olduğu gibi tüm yayınladığımız işlerimiz zamanla bir yerlere geldi. Hiçbir zaman aniden dinlenmeler yükselmedi. Bizim şahsi TikTok hesabımız bile yok 😀
Remikslerinizde parçanın orijinal ruhunu korurken onu bambaşka bir atmosferik dokuya taşıyorsunuz. Bir şarkıyı yeniden yorumlamaya karar verirken temel motivasyonunuz parçanın barındırdığı hikâye mi oluyor yoksa dans pistine uygunluğu mu? Ve soralım: Bugüne kadar yapmaktan en çok keyif aldığınız remiksiniz hangisi oldu?
Bora: Açıkçası bu özgürlüğü bize şarkılarını emanet eden sanatçılar veriyor. Öncelikle onlara teşekkür etmemiz gerekiyor: Tuğçe Şenoğul, Kalben, Seda, Hakan Kurtaş… Hepsi bize çok özgür bir alan tanıdı ve hiçbir zaman, “şurayı düzeltin, bunu yapın” gibi bir baskı yapmadı. Bunun dışında yine remiksini yaptığımız tüm şarkıların orijinal versiyonları o kadar güzeller ki… Bu konuda çok şanslıyız. Biz ne zaman prodüksiyona başlasak gerçekten bomboş bir sayfa açarak başlıyoruz. Genelde ilk baktığımız şey; şarkıyı ne kadar hızlandırabiliriz oluyor. Ardından sadece vokalleri dinleyerek üzerine yeni bir müzik inşa edebilecek miyiz ona bakıyoruz. Bu konuda Kalben’in Taksi remiksi bizim için çok özeldir. Çünkü Kalben’in orijinal versiyonunda doğaçlama söylediği birçok partisyonu alıp, anlamlarını bozmadan kelime kelime, cümlelerin yerlerini değiştirerek yepyeni bir şey inşa etmiştik.
Müzikal yolculuğunuzda genellikle iyi bir uyum yakaladığınız, tanıdığınız isimlerle çalışmayı tercih ettiğinizi görüyoruz. Bugüne kadar hep tekliler ve remiksler üzerinden ilerlediniz; peki bu müzikal birikiminizi ve yakaladığınız kolektif sinerjiyi daha kapsamlı bir EP çalışmasıyla somutlaştırmayı düşünür müsünüz?
Bora: Evet..
Ünal: Evet, zaman geçtikçe ve üretimlerimiz çoğaldıkça artık öyle bir heyecan da taşımaya başladık.
Sónar Istanbul’un 10. yıl kadrosunda yer almak yerli bir ekip için gurur verici olmalı. Süreç nasıl gelişti? Sónar’da yer almak size ne hissettiriyor?
Ünal: Sound olarak global bir yerdeyiz ama günün sonunda Türkçe vokalli parçalar çalmak konusunda genel olarak hala bir çekingenlik var. Sónar’ın 10. yıl kadrosunda ilk kez tamamı Türkçe sözlü bir set çalmak bizi tabii ki çok mutlu etti.

Elektronik müzikte ‘live’ (canlı) performansın sınırlarını zorlamayı seviyor musunuz, yoksa setin başında o anki enerjiye göre akışı değiştirmek mi size daha çok hitap ediyor?
Ünal: Tek başıma çaldığımda daha çok o anki enerjiye göre çalıyorum diyebilirim. Karşılıklı bir sinerji olmadıkça sınırları zorlamak çok karşılık bulmuyor. Disco Tarantula seti çaldığımızda ise izleyici zaten şarkılarımıza aşina olduğu ve böyle bir beklentisi olduğu için daha safe ilerliyor performansımız.
Türkiye’deki elektronik müzik dinleyicisi son yıllarda çok evrildi. Sizin müziğinizin bu değişimdeki yeri ve dinleyiciyle kurduğunuz o ‘hipnotik’ bağ hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ünal: Tamamen hislerimizle ürettiğimizden ve kaygılarımız olmadığından hipnotik bir bağ kurmak daha değerli kılıyor her şeyi.
Global sahneyle kıyasladığınızda, yerli prodüktörlerin ‘Disco Tarantula’ gibi özgün bir sound yaratma konusundaki en büyük engeli veya avantajı sizce nedir?
Ünal: Müzik sektörü de birçok sektör gibi arz-talep olarak ilerliyor, o açıdan daha temkinli olmalarını da anlayabiliyorum. Ama müzik evrensel açıdan daha ulaşılabilir olduğu için dünyanın başka bir köşesinden Türkçe bile bilmeyen ya da “sizin müziğinize kadar yabancı müzik dinliyordum” diyen birinin geri dönüşlerini alınca, bu işin tuhaf bir tatmini oluyor.
Setinizden nasıl geri dönüşler aldınız? O geceki performansınızdan sonra bu canlı deneyimi nasıl tanımlarsınız?
Ünal: Olumlu dönüşler aldık ve bu motivasyonumuzu da artırdı tabii ki.
Gelecek projelerinizden de bahsedebilir misiniz?
Ünal: Setimiz için bir süredir hâlihazırda şarkılarımızın extended versiyonları için çalışıyoruz. Bizi çok heyecanlandıran bir iki isimle görüşme halindeyiz ve bu yaz canlı birkaç sahnemiz olacak. Tekliflere de çok açığız, bize ulaşın 🙂