Uzun zamandır merakla beklenen ilk albümü Dualite’yi Universal Müzik Türkiye etiketiyle yayınlayan Ekin Beril’le hakkında merak edilenleri konuştuk.

Sebla KOÇAN / skocan@neovision.com.tr

Son dönemin parlayan yıldızlarından biri de Ekin Beril. Onu YouTube’daki cover’larından, Londra’da diğer YouTube fenomenleriyle birlikte kaydettiği “Bohemian Rhapsody” etkinliğinden biliyor ve bir sonraki adımında ne yapacağını hep merak ediyorduk. Beril, 11 şarkıdan oluşan albümü Dualite’yi geçtiğimiz günlerde yayınladı. Çıkış şarkısı “Uzayın Dibi”yle de alkış aldı. Genç sanatçı Dergy.com’un sorularını içtenlikle yanıtladı.

Albüme adını veren “Dualite”nin sözlerinde “Yaşım neredeyse 30 olacak dedi/ Baktığım açıyla bildiğim de değişti” cümlelerine rastlıyoruz. 30 yaşına doğru gidiyor olmak nasıl bir his, hayatında neleri değiştirdi?
30 yaşına yaklaştıkça, özellikle 25 yaşımdan sonra, kendimi ve hayatı tanıma konusunda her geçen gün daha da bilinçlendiğimi hissetmeye başladım. Hayatı yeni baştan tecrübe eder gibiyim. Tarif etmesi zor. Sanki eski Ekin ona öğretilen yargıları ve bilgileri uygulayan bir robotmuş; yeni Ekin ile gerektiğinde tüm kodunu değiştirebilen, kendi kurallarını koyan, gelişmiş bir versiyona dönüşmüş gibi 🙂 

Dualite yani ikilik aslında sinemada da “Siyah Kuğu” gibi, “Prestij” gibi filmlerde çok karşımıza çıkan etkileyici bir tema. Sen bu albümü kaydederken, yazarken, bu gözle de baktın mı izlediğin filmlere? Seni etkileyen, eline kalemi aldıran sahneler oldu mu?
Bir kere dualiteyi gördüğünüzde; bir de bakıyorsunuz o her yerde. Prestij filmini çok severim. İzlediğim filmlerden, belgesellerden ve okuduğum kitaplardan birçok şeyden etkilendim. Albüm süreci boyunca baktığım her yerde bir şey görebildim. İnsan bir anlamlandırma makinası gibi. Görmek istediğini görüyor. Özellikle bir sahne söyleyemiyorum. Film izlerken bir anda aklıma bir şeyler geldiği ve yazdığım çok oldu ama hangi filmdi onu bile hatırlamıyorum. 

“İLK ZAMANLAR REYTİNG ALACAK ŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞIYORDUM”

Synth pop ve elektronik denizinde yüzen Dualite’de “Ha Ha” gibi 80’lere selam eden, üzerimizde disko topunun ışıklarını hissettiğimiz bazı küçük detaylar yakaladık. Seni müzikal olarak en çok etkileyen dönem hangisiydi? Yani hani, küçükken sürekli dans ettiğin, seni kendine çeken o şarkılar nelerdi? 
Çocukluğumdan bu yana çok farklı tarzlarda müzikler dinledim. 1993 doğumlu olduğum için en etkilendiğim dönem de 90’lar ve 20’ler müzikleri. Çocuklukta dinlenen müzikler unutulmaz oluyor. 4 yaşındayken babamın Belçikalı bir iş arkadaşı bana Spice Girls CD’si hediye etmişti. Sürekli dinleyip dans ettiğimi hatırlıyorum. İlkokulda ulaşabildiğim her tarz müziği dinledim. Radiohead de dinlerdim, Eminem de. Metallica da dinlerdim ama Britney Spears da. Arctic Monkeys’in “I bet you look good on the dancefloor” şarkısının çıktığı anı çok iyi hatırlıyorum. Baya bir dinleyip zıpladım. 

YouTube’da şarkılarını yaptığın ilk zamanlarda bu kadar geniş kitlelere ulaşacağını, cover’larının milyonlarca izlenebileceğini düşünüyor muydun? Bu olduktan sonra “popülaritemi kaybetmemeliyim” diye düşündün mü, sana neler hissettirdi? 
YouTube kanalı açmadan önce, Instagram’da acapella coverlar yapıyordum. O videolar çok popüler olmuşlardı. Onun etkisiyle YouTube kanalı açtım. Bu nedenle insanlara ulaşmamın daha kolay ve hızlı olduğunun farkındaydım. Acapella cover’larım sayesinde Instagram’da 800 k takipçim olmuştu. İlk zamanlar popülerliğimi kaybetmekten gerçekten korktum ve en reytingi alacağını düşündüğüm şeyleri üretmeye başladım. Sonrasında bunun kölesi gibi hissetim kendimi. İlk başta çok eğlenerek, kendim için ürettiğim şeyler sonrasında daha çok kişiye beğendirmeye çalıştığım ürünlere dönüştü. Neyse ki hızlıca atlattım bu durumu. Şu an, üretirken bunun beni etkilemesine izin vermiyorum.

“WESTWORLD’DEKİ YAPAY ZEKA BENİ ÇOK ETKİLEMİŞTİ”

2018’de verdiğin bir röportajda hukuk okuduğunu ve akademik kariyerin senin için çok önemli olduğunu söylemiştin…
İki yıl içinde çok değiştim. Okulumu yarıda bıraktım ve kendimi müziğe adadım 🙂 

Albümün uzayın dibinde bir galakside yaşayan bir kahramanın gerçeklik hakkında kendine sorular sorması ana fikrinde dönüyor olduğunu okumuştuk. Aslında bu son zamanlarda çok sorduğumuz bir soru kendimize: Rüyaya daldığımızda nereye gideriz, aslında bir simülasyonda yaşıyor olabilir miyiz…gibi. Bu soruları sorarken seni etkileyen ilham kaynakların nelerdi?
Bilimsel gelişmeleri, teorileri takip etmeyi seviyorum. Belgeseller ve bilim kurgu filmlerden de çok ilham aldım. Westworld dizisinin ilk sezonunu izlerken Anthony Hopkins’in dizide yapay zekaya, onun gerçekliğiyle ilgili sorduğu tanımlamalar beni çok etkilemişti. Yapay zekanın verdiği tüm cevaplar bizim gerçekliğimizle de birebir örtüşüyordu. 

2010’lardan bu yana Türkçe alternatif sahnesinde büyük değişimler yaşandı, pek çok yeni grup, özgürce istedikleri gibi müzikler yapmaya başladı. Pek çoğu bağımsız olarak digital mecralarda da şarkılarını yayınlıyor. Sen de bu dönemin içinde bir müzisyen olarak, nasıl değerlendiriyorsun bu değişimi? 
Teknolojinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşması müzisyenler ve üreten herkes için kendi kitlesine ulaşma, üretimi ve dağıtımını yapabilme imkanını doğdu. Ben bu çağa denk geldiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Artık tekelleşen yapımcılara ihtiyaç yok.

“HAYALİMDE İNSANLARIN EVDEN KATILABİLECEĞİ KONSERLER YAPMAK VAR”

Bizi çok ters köşeye yatıracak bir müzik zevkin var mıdır? Belki biraz guilty pleasure dediğin, gizlice dinlediğin ama dinlemekten kendini bir türlü alamadığın o şarkılar neler?
Neredeyse her müzik türünden şarkıları dinliyorum. Guilty peasure’lar genelde güncel şarkılarda oluyor. Eskiyen şey klasikleşmiş gibi hissettiğimiz için utanç gidiyor sanırım.  Ben guilty pleasure’ım Ariana Grande’nin son albümü oldu. Sesine gerçekten bayılıyorum. Kimse yokken, duşta, makyaj yaparken falan baya dinledim 🙂

Geçtiğimiz sene Londra’da geçirdiğin günleri düşündüğünde, yaptığın işlerden en çok aklında kalanlar neler oldu? 
Etkinliklerde edindiğim dostluklar en güzel tarafıydı. Bu etkinliklerde genelde hemen tanışıp yapım sürecine başlamamız gerekiyor. Her biri dünyanın farklı bölgelerinden gelen tanımadığın birileriyle stüdyoda, ilk defa öğreneceğin bir şarkıyı çalışıp, kaydetmek oldukça zor. Orada herkesin duvarlarını yıkması ve ön yargılarından arınması gerekiyor. Bu sayede de çok özel ve gerçekle dostluklar kurulabiliyor. Tanıştığım çoğu arkadaşımla hala sürekli konuşuyoruz. Dünyanın öbür ucundan birbirimize destek oluyoruz.

Son olarak, hayallerindeki konseri tarif etmeni istesek, nasıl bir yerde konser vermek isterdin?
Hayalimde VR gözlükler ve özel bir duyumla, gerçek zamanlı, insanlarında evlerinden ve mekanlardan da katılabileceği konser yapmak var. Büyük bir alanda konser verirken bir yandan dünyanın her yerinden insanların katılabildiği simüle bir konser deneyimi gerçekleştirebilmek çok isterim.