
Fransa Kültür Bakanlığı, 2025’in son günlerinde müzik dünyasında fazlasıyla dikkat çeken ve takdir toplayan bir karar aldı. Doksanlarla birlikte elektronik müzik denince akla gelen ilk ülkelerden birine, çoğunlukla da birincisine dönüştü Fransa. Daft Punk, Justice, Modjo, M83, Air, Cassius, Wax Tailor, Phoenix, Étienne de Crécy, Jean Michel-Jarre ve nicesinin emeğiyle kurdukları sahnenin ilk zamanları böyle değildi elbette. Ancak zorluklar ve yasaklara rağmen müziğe kendi dokunuşunu katan Fransız müzisyenler, bu emeklerinin karşılığının çeyrek yüz yılı aşan bir süre sonra aldılar. Biz de bu gelişmenin ışığında 1980’lerin sonundan günümüze kadarki süreçte French Touch’ın kültürel mirasa dönüşümünü ele alalım dedik. Daft Punk kaskımız olmasa da 144 kere “Around the World” demeye hazırız.
“French Touch” terimi ilk kez temmuz 1987’de Paris’te kullanıldı. Paris gece hayatını belgeleyen bir fotoğrafçı olan Jean-Claude Lagrèze, insanların house müziği keşfetmesini sağlamak amacıyla The Palace’ta bir dizi “French Touch” partisi düzenledi. Bu partilerin kontrolünde DJ Laurent Garnier, Guillaume la Tortue ve David Guetta vardı. “We Give a French Touch to House” ifadesi ise 1991 yılında Éric Morand tarafından Fnac Music Dance Division için tasarlanan bir bomber ceket üzerine basıldı.
French Touch diye adlandırılan Fransız elektronik müziği, 1980’lerin sonu ile 1990’ların başında Paris kulüplerinde; Chicago house ve Detroit merkezli teknonun Avrupa’ya özgü bir üslupla yeniden yorumlanmasıydı. Disko müziğinin melodiye kucak açarken funk bas yürüyüşleri ve analog synthesizer’lar ile harmanlanması, nostaljik bir his yarattı. Buna ek olarak, Fransa’nın 1950’lerden beri süregelen chanson ve pop müzik temeli, bu nostaljik tınıların güncel alışkanlıklarla birleştiğinde hızla büyümesini sağladı. Motorbass stüdyosu etrafında şekillenen bu erken dönem, Philippe Zdar ve Étienne de Crécy gibi isimlerin house müziği hem dans pistine hem de evde partilemeye uygun hâle getirmesiyle güçlendi. Buradaki önemli nüans, French Touch’ın erken dönem temsilcilerinin Amerika kökenli bir türü kopyalamaktan ziyade, onu Fransız müziğinden gelen işitsel alışkanlıklar çerçevesinde yeniden yorumlamalarıydı.
1990’larda Fransa’da rave partilerin yasaklanması ve sıkı polis denetimleri ise bu müziği yeraltına itti ve sahnenin alt kültür kimliğini keskinleştirdi. Şehir dışındaki depolar, terk edilmiş hangarlar ve gizli lokasyonlar, sadece müzik dinlenen alanlar değil aynı zamanda Fransa’daki sisteme karşı sessiz bir direnişin üsleri hâline geldi. Bu karanlık ve gizli ortam, Daft Punk’ın maske arkasına saklanan anonim duruşunu, Cassius’un gece kulüpleri odaklı enerjisini besledi. Laurent Garnier, DJ Deep, Mr. Oizo, Bob Sinclar, Alan Braxe ve Air gibi gruplar, bu baskı ortamında müziği bir kaçış ve kimlik ifadesi olarak yeniden tanımladı. French Touch’un dünya çapında bir akıma dönüşmesi bu kolektif ruh sayesinde mümkün oldu dersek abartmış olmayız. Ki aşağıya linkini bıraktığımız “French Waves” belgeselini izlediğinizde türün çok önemli temsilcilerinin de bizimle aynı şeyi söylediğini görebilirsiniz.
French Touch’ın altın dönemi, 1990’ların sonu ile 2000’lerin başında Fransız elektronik müziğinin yeraltından ana akıma taşındığı aralıktı. Daft Punk’ın “Homework” ile kulüp kültürünü küresel bir pop fenomenine dönüştürmesi, türün sert house ritimlerini melodik sadelik ve ikonik bir görsellikle buluşturdu. Aynı dönemde Air, “Moon Safari” ile elektronik müziğin en unutulmaz örneklerinden birini insanlığa armağan ediyordu. French Touch tarihinin belki de dansla en yakın temastaki temsilcisi Cassius ise, enerjik şarkıları ve yüksek temposuyla bu dalganın kulüp ayağının liderine dönüştü. Günümüzde çoğu insan için “Lady – Hear Me Tonight”tan ibaret olan Modjo ise 2001’de kendi adını verdiği albümüyle radyoların gözbebeğiydi. Bir de bu türün sadece elektronikten ibaret olmadığının, gitarla da yapılabildiğinin kanıtı olan Phoenix vardı. Elektronik altyapıyı indie sound ile harmanlarken gitar kullanmaktan çekinmemeleri, onların birden fazla tür ve kitleye aynı anda hitap etmelerini sağladı. Hepsi ve daha fazlası bir araya geldiğindeyse 2000’lerin ilk yarısıyla birlikte global bir başarı vardı.
Bu büyük sıçrama, French Touch’ın Fransa sınırlarını aşarak önce Avrupa kulüplerini, ardından Kuzey Amerika’yı fethetmesini sağladı. İngiltere ve Almanya’da DJ’ler, bu şarkıları setlerinin merkezine alırken, ABD’de Daft Punk ve Justice gibi isimler festival sahnelerine damga vurdu. Justice’in, annelerin çocuklarına büyüsün, gelişsin diye verdiği yemekten daha fazla verdiği distorsiyonlu, rock enerjisi taşıyan sert sound’u, French Touch’ın klasikleşen yaklaşımına renk getirdi. Bu süreçte Fransız elektronik müziği, bir “akım” olmanın ötesine geçerek küresel pop kültürünün kalıcı bir parçasına dönüştü. Hem kulüp kültürünü hem de ana akım müziği etkileyen, zamansız bir estetik ve üretim anlayışı yarattı.

Daft Punk imzalı “Random Access Memories” bir noktada türün son büyük yapıtı olarak kaldı. 2013’ten bu yana hâlâ özel işler ortaya çıksa da 1997-2010 arasındaki altın dönem bir başkaydı birçokları için. Fransa’dan gelen bu tınılar, onlarca farklı ülkeden binlerce insanın yaratma iştahını kabarttı. Fransa’ya geldiğimizdeyse, pop müzikte çok önemli bir geçmişleri olmasına rağmen bugün elektronik müzik, amiral gemi durumunda Fransızca rap müziğin yakaladığı devasa ivmeyi saymazsak. Ancak o da başka bir yazının konusu. 2024’te Paris’te gerçekleşen Yaz Olimpiyat Oyunları’nın kapanış seremonisinde sahneye çıkan isimlere bakınca gördüğümüz Air, Kavinsky ve Phoenix, Fransa hükümetinin bu kararı alacağının belki de fragmanıymış. Dünyanın kabul ettiğini, Fransa da sonunda etti. 1990’lardaki rave ve parti yasaklarından, burada çalan sanatçıları, düzenleyen organizatörleri gözaltına almaktan French Touch’ı kültürel bir miras olarak değerlendirmeleri önemli bir hamle. O sayede kapanışta şunu söyleyebiliriz:
Liberté, égalité, french touch!
