11 yıl aradan sonra yeni albümleri Mevsimsiz İklimler‘i Ferment Records etiketiyle yayınlayan GREN’e merak ettiklerimizi sorduk.

Sebla KOÇAN / [email protected]

Tam 11 yıl önce ilk albümlerini alkışladığımız, İstanbul’un festival başkenti olduğu yıllarda sahnelerde görmeye alıştığımız GREN, yıllar sonra yeni albümleri Mevsimsiz İklimler’le geri döndü. Vokal, klavye ve synthesizers’da Nedim Zakuto, gitarda Hakan Şeremetoğlu, davulda Can A. Karamustafaoğlu’ndan oluşan GREN, bu albümde geri vokalde Gözde Öney ve prodüksiyon, bas, akustik gitarda Görkem Karabudak ile birlikte çalıştı. Gidememenin çaresizliği, gitmek istemenin özlemini anlatıyor parçaları. “Uzun zamandır faili olmadığımız bir suçun cezasını çekiyoruz toplum olarak. Nefret, şiddet ve kötülük soluyoruz” diyor, grubun solisti Nedim Zakuto. Ve ekliyor: “Gitmek isteyip gidemiyoruz.” İşte bu yüzden, karanlık sularda dolaşan Mevsimsiz İklimler, biraz da bir günah çıkarma albümü gibi… Çok özlediğimiz GREN’i Dergy’e konuk ettik.

2009 yılından bu yana gözlerimiz GREN’i çok aradı. 11 yıl sonra yeni albümünüz Mevsimsiz İklimler’le geri döndünüz. Neredeydiniz bunca zaman, neler yaptınız? 
Nedim Zakuto: Gerçekten de uzun zaman oldu. Birkaç yaşam gelip geçti başımızdan sanki. Kendi adıma, müziği özlemeye ve tekrar heyecan duymaya ihtiyacım vardı. O yüzden, biraz uzun sürmüş olsa da, bu ara bana çok iyi geldi. Grup olarak, ilk albümün ardından daha iyi şarkılar yazmaya odaklandık. Uzun bir süre arayışla geçti. Onlarca fikri çöpe attık. Şarkı yazmak zor bir zanaat ve öğrenmesi uzun zaman alıyor. Öğrenmeye devam ediyoruz ve bu çok heyecan verici. Ustalaşmak sıkıcı olurdu. 

Mevsimsiz İklimler’in ilk parçası “Son Günüm” de ikinci single “Geri Dönmez” de karanlık; ait olamamanın, yabancılaşmanın isyanını haykıran şarkılar. Mevsimsiz İklimler’in tamamı da böyle mi, neler anlatacak, nasıl bir yol haritası çizecek bu albüm GREN’in müzik yolculuğunda? 
NZ: Uzun zamandır faili olmadığımız bir suçun cezasını çekiyoruz toplum olarak. Nefret, şiddet ve kötülük soluyoruz. Söylemediğimiz yalanların yalancısı, parçası olduğumuz toplumun yabancısı ilan ediliyoruz. Bu yükü, hem de her gün sırtında taşımak hiçbirimiz için kolay değil. “Gitmek” her anlamda, çoğumuz için kurtuluşu ifade ediyor. Ama gidemiyoruz da… İşte bu gidememenin çaresizliği ve gidebilmenin özlemi ile başlıyor albüm. Mevsimsiz İklimler, sığındığı limanda karaya oturmuşların albümü. Biraz hesap soruyor, biraz günah çıkarıyor ve hüznümüzü paylaşıyor. Haliyle karanlık sularda dolaşıyor. 

Kendi hikayelerimiz ve bizi çok etkileyen insanların hikayeleri var albümde. Özellikle son birkaç yılda, grup olarak, başımıza gelen çoğu zorluğu birlikte atlattık. Bu yüzden sözler hepimiz adına hüzünlü ve hepimiz adına hesap soruyor diyebilirim. Mevsimsiz İklimler bir çok anlamda özgürleştirici, öğretici ve iyileştirici bir albüm oldu bizim için. Uzun bir yolculuğun başındaymışım gibi hissediyorum kendimi. 

gren

Dijital platformlar ve ülkemizde özellikle son 5 yılda müzik dinleme alışkanlıklarımızın da değişmesiyle, bir “seri üretim” durumu söz konusu oldu. Artık her hafta yeni bir single yayınlıyor, sanatçılar. Siz ise bir single’la kalmadınız ve bir albüm kaydetmeyi tercih ettiniz. Neden? Doğru zamanın geldiğini nasıl anladınız?  
HŞ: Açıkcası tekrar bir araya gelip müzik yapmaya başladığımızda GREN olarak geri döneceğimizden emin değildik. Bizim için yeni bir başlangıç olarak bakıyorduk. Bu yüzden albüm hazırlamaya başladık. Ama nasıl bir dünyada yaşadığımızın farkındayız. Dijital platformların müzik dinleme alışkanlıklarını değiştirmesi ve bunun yanında müzik kayıt teknolojilerinin gelişmesi ile artık müzisyenler çok daha taze paylaşımlar yapabiliyorlar. Aslında bizim de bundan sonrası için istediğimiz bu. Geleneksel süreç olan birkaç yıl bekleyip albüm yapmak yerine yaptığımız şarkıları daha hızlı bir şekilde paylaşmak.

CK: 11 yıl gibi uzun bir aradan sonra, aklımızda ve kalbimizde birikenleri anca bir albüm ile ifade edebilirdik herhalde. İlk albümümüz 20’li yaşlarımızın özeti gibiyken, Mevsimsiz İklimler 30’larımızın hislerini, duygularını ve yaşanmışlıklarını özetleyen bir albüm olarak görüyorum. Bu nedenle daha çok araya giren zaman belirleyici oldu diyebilirim.

2000’ler ve 2010’ların başı Türkçe rock sahnesi için çok bereketli ve üretken bir dönemdi. Şimdiyse Türkçe rap ve alternatif sahnenin ağırlığını hissettirdiği bir dönemden geçiyoruz. O meşhur cümleyi de hala duyuyor kulaklarımız: “Rock öldü!” Siz neler düşünüyorsunuz bu konuda? 
NZ: Bu tür ifadelere çok önem verdiğimi söyleyemeyeceğim. İnsanlar, aynı haberciler ve reklamcılar gibi etkileyici başlıklardan hoşlanıyorlar. “Rock öldü!” başlığı da çok seksi ve hakkında konuşulası bir başlık; ama bence önemsiz. Önemli olan müzik ve şarkılar. Onlar varoldukça, hangi başlığın altında yaşadıklarının bir önemi yok.

CK: Evet dediğiniz gibi bu dönem Türkçe Rock sahnesi için gerçekten bereketli bir dönemmiş. -Miş çünkü o dönemin içinden geçerken sorduğunuz soruya neden olacak durumların yaşanacağı hiç aklıma gelmezdi açıkçası. Gelmezdi çünkü bizler çocukluklarını 80’lerde, ergenlik yıllarını 90’larda, 20’li yaşlarını 2000’lerde geçirmiş kişileriz. Dünyada on yıllar boyu ana akım olmuş, listelerde zirveleri zorlamış Rock ve alt türlerinin bu denli gücünü yitireceğini tahmin edemezdik. Bu beni halen şaşırtan bir durum olmak ile birlikte, bahsettiğiniz yıllarda Türkçe Rap’in birkaç güzide isim dışında, şu dönemdeki popülaritesinin çok uzağında ve yok denecek kadar az olduğunu görüyoruz 2020’den baktığımızda. Bu da bir o kadar anormal ve kabul edilmemesi gereken bir durum. Bunu bir döngü olarak düşünmekle birlikte, hiç bir genre için var/yok kadar keskin bir çizgi olmamasını, dengeli bir şekilde tüm bu tarzların ilerde var olmaya devam edeceğini umut ediyorum.

“KADER BİZİ YENİDEN BİR ARAYA GETİRDİ DİYEBİLİRİZ”

GREN olarak Radar, Masstival, Rock’n Coke, Sonisphere gibi artık ne yazık ki ülkemizde olmayan pek çok festivalde çaldınız ve çok önemli ekiplerle birlikte aynı sahneyi paylaştınız. O günleri özlüyor musunuz? İstanbul’un yeniden bir konser başkenti olabileceğine dair umutlarınız var mı? 
NZ: Harika etkinlklerdi hepsi ve orada çalmış olmamızın duygusunu hala hatırlarız, dolayısıyla evet, özlüyoruz tabii. Ama o günlere benzer bir canlı müzik döngüsüne şehir ve ülke olarak en azından yakın vadede kavuşabileceğimizi düşünmüyorum. 

GREN 2020 PP2 2

Bubituzak, Gaye Su Akyol gibi grup ve müzisyenlerin eserlerinden de, ama en önemlisi 2000’lere damga vuran Çilekeş’ten de tanıdığımız Görkem Karabudak, Mevsimsiz İklimler’in prodüktörü. Nasıl bir deneyimdi, onunla kayıt süreci nasıl geçti, biraz anlatır mısınız? 
NZ: Görkem’le çalışmaya karar verdiğimiz an, hayatımdaki sihirli anlardan biridir. Tuğçe Şenoğul’un albümünü dinlediğimden beri aklımda dönüp duran bir isimdi Görkem. Bir gece, yapımcımız ve can dostum Can Sertoğlu ile her gün yaptığımız o uzun konuşmalardan birinde, neredeyse aynı anda Görkem’in ismini telafuz edince, bu tesadüfün bir anlamı olmalı dedik. Grup olarak da, müzikal anlamda ilerlemek istediğimiz yolda, Görkem’in bizim için doğru rehber olduğuna karar verdik. Görkem çalışması kolay bir insan değil; özellikle bizim gibi eleştiri yaparken elli kere düşünen bir grup için, başlarda süreç biraz zorlayıcı oldu. Ama Görkem’in daha iyiye doğru bizi zorlaması ve netliği grup için yepyeni olasılıkların kapısını araladı. Türkiye’nin müziğine yatkınlığının, duygusallığının ve müzik bilgisinin şarkılara büyük katkısı oldu.

Grup müziği yapmak günümüzde pandeminin de etkisiyle iyice zorlaştı. Rap sanatçıları “bir mikrofon bir beat yeter” derken, rock grupları için durum öyle değil haliyle… Yıllar sonra GREN’i yeniden birleştirmek zor oldu mu, birlikte vakit geçirebiliyor, prova yapabiliyor musunuz? Salgın müzikal anlamda sizleri nasıl etkiledi? 
NZ: Kader bizi yeniden bir araya getirdi diyebiliriz. Üçümüz de zor zamanlar geçirdik ve bu bizi her zamankinden daha da yakınlaştırdı. Tekrar müzik yapma fikri sonra düştü aklımıza. Bu fikri bir albüme dönüştüren kişi ise Can Sertoğlu oldu. Bize, bizden çok inanmasaydı, bugün bu albümü elimizde tutuyor olur muyduk bilmiyorum. Hakan ve Can ise benim ailem ve bu benim için müzikten de Gren’den de daha değerli. Beraber vakit geçiriyoruz, beraber eğleniyoruz; neredeyse beraber yaşıyoruz. Buluşmamız ve prova yapmamız bu yüzden çok zor olmuyor. Sokağa çıkma yasakları geldiği için, şimdi sistemimizi eve kuruyoruz. Bir süre beraber yaşayacağız; sahne için hazırlanıp yeni şarkılar yazacağız. Salgın, evden çalıştığım için bana günlük bir rutin yaratma olanağı sağladı. Bu da üretebilmek için paha biçilmez bir fırsat. Gündelik hayatın bütün çapaklarını temizleyince geriye konsantre olabilmek için temiz zaman aralıkları kalıyor. Yoksa, eve geldikten sonra tekrar normale dönmek saatlerini alıyor insanın. 

GREN pplive

2020 özellikle müzisyenler ve sahne emekçileri açısından oldukça zor bir yıl oldu. 2021 için de ne yazık ki önümüzü göremiyoruz. Üstelik sizi canlı izlemeyi de çok özledik. Neler olacak sizce konser takvimleri, öngörüleriniz nelerdir bu konuda? 
HŞ: Biz de  sahnede çalmayı çok özledik ama şu an tabii ki en önemli olan herkesin güvenliği. Normale dönmeden konser düşünmek gerçekten zor. O yüzden şu an internet üstünden dijital dinleti ya da canlı kayıtlar, videolar kaydedip en başta böyle bir paylaşım yapmayı düşünüyoruz.

KISA KISA 

  • NZ: Eğer hayatımın geri kalanında tek bir enstrüman çalacaksın deseler bu benim için piyano olurdu.
  • CK: Ne zaman moralim bozulsa dinlediğim albüm The Presidents of the United States of America’nın Self-Titled albümüdür. Favorim “She’s Lump” =)
  • NZ: En son izlediğim ve çok etkilendiğim film Dogs Don’t Wear Pants, hele de şu sahnesi: Juha’nın BDSM klüpte tek başına dans ederken Mona’yı farkedip, dişi eksik ağzında kocaman bir gülümsemeyle dansa devam ettiği final sahnesi.
  • NZ: Beni müzikal açıdan en çok etkileyen genç yetenek Ekin Beril, İlerde kesinlikle büyük bir müzisyen olacak. 
  • NZ: Beyoğlu dendiğinde en çok özlediğim mekan Gizli Bahçe. Çünkü insanlarla iç içe dans etmeyi gerçekten çok özledim.
  • CK: 2000-2005 yıllarısı arası Gitar ve Pendor derim. Kendimi bu iki mekandaki kadar rahat ve özgür hissettiğim başka bir yer hatırlamıyorum.