Ülkemiz sınırları içinde olduğu için gurur duyduğumuz müzisyen In Hoodies, Dergy’nin sorularını yanıtladı.

Sebla KOÇAN/ [email protected]

İçinde kaybolduğumuz, hikâyelerini sevdiğimiz, temiz ve “indie”nin hakkını sonuna kadar veren şarkılar, In Hoodies şarkıları… Onu dinlemek, çok sevdiğiniz bir ülkenin, hayran olduğunuz o şehrinin kaldırımlarında yürümek gibi bir şey. In Hoodies projesini yürüten Murat Kılıkçıer, geçtiğimiz yıl Recalibrated Expectations albümünü yayınladı. Karantina döneminde pek çok kez online konser verdi. Kısa filmleri aratmayan klipleri “Remains”, “She Got Caught”, “Reality Dawns” bu yıl yayınlandı. In Hoodies’e merak ettiklerimizi sorduk.

Bir gün TV’de Richard Ashcroft’un “A Song For the Lovers” şarkısına denk geliyorsunuz ve içinizde bir şeyler “klik” ediyor. Biraz o duyguyu anlatabilir misiniz, “Evet ben müzik yapmalıyım” dediğiniz an o an mıydı, nasıl bir şeydi? 
Galiba o andı. Daha önce de müzik yapabilme hayali kurduğum oluyordu ama hayatım farklı şekilde seyretti hep. Sanırım hayatta yapmak istediği şeyleri geç bulabilen, yaşamak istediği hayata geç kalmış hisseden herkes benzer şeyler yaşamıştır. Küçük umut anları. Kapının aralanabileceğini düşündüğünüz, asla geç olmadığını hissettiğiniz anlar. Kısa süreliğine dış gerçekliği unutturabilecek bir alan oluşması gibi. Bir an için o güne kadar bildiğiniz haliyle kendiniz gibi hissetmediğiniz ama kendinize hiç olmadığı kadar yakın olduğunuz anlar. “Song For The Lovers” performansını izlediğimde aklımdan geçen “Bu sesler, bütünüyle bu şey ne kadar özel, bunu yapabilmek ne kadar değerli, böyle yaşamak istiyorum” gibi düşüncelerdi sanırım.

Türkçe olarak şarkı yazmayı denediniz mi hiç? Şarkıların İngilizce olmasının özel bir sebebi var mı? 
Sebebi muhtemelen küçüklüğümden beri dinlediğim, sevdiğim, bana en yakın gelen şarkıların çoğunun İngilizce oluşu nedeniyle müzikal anadilimin İngilizce olması. Dolayısıyla yapmaya çalıştığım şarkılardaki melodik yapı, sözlerin kırıldığı yerler, ifadeler İngilizce’ye Türkçe’den daha yakın oluyor.  Birkaç kere Türkçe mırıldanmayı denedim ama şu ana kadar içime sinen bir şarkı oluşmadı. Belki de henüz aşamadığım bir konu.

In Hoodies 1

Bir süredir konserlerle ilgili bir kafa karışıklığı yaşıyoruz. Ama size en unutamadığınız konserinizi sormadan olmaz. Neredeydi, neler olmuştu, hafızanıza nasıl yer etmişti? 
Tek bir konser söylemem çok zor. Salon İKSV’deki her konseri çok özel hatırlıyorum. Özellikle “Circling The Cage” lansman konserinde, arkamızdaki ekranda bağımsız sahneden sanatçıların isimleri akarken son şarkıyı çalmak benim için unutulmazdı. Zorlu PSM Caz Festivali’nde Brazzaville öncesindeki konser, Bina’daki “Backstage” konseri, geçtiğimiz sene David Bowie’nin ölüm yıldönümünde Kadıköy Sahne’de Bowie şarkılarına yer verdiğimiz, ARTER’de Mert Tugen’in bize canlı illüstrasyonlarıyla eşlik ettiği konserler de özel bir yerde benim için.

In Hoodies Nantes

“EĞER KARA BULUTLAR GELİYORSA, YİNE GİDECEKLER”

Şarkı yazarken son zamanlarda sizi neler tetikliyor? Yaşadığınız sokaklar mı, okuyup çok etkilendiğiniz bir kitap mı, döne döne tekrar izlediğiniz bir film mi mesela? 
Hepsi aslında. Yaşıyorsun ve pek çok şey seni etkiliyor. Daha çok etkileyenler, doğru zamanda ifade edilebilirse şarkılara neden oluyor sanırım. Sürekli geri dönüp izlediğim film ve dizilerin, dinlediklerimin mutlaka çok etkisi oluyordur. Son zamanlarda dünyanın genel durumu, tanık olduğumuz değişim ve özellikle toplumun odağından uzak, pek çok kişi için görünmez olan insanların hikayeleri daha çok tetikliyor beni.

in hoodies 00513

Şubat ayında Fransa’da Jakuzi ve CASP’la bir performansınız oldu. Bu özellikle İstanbul yeraltı sahnesini tanıtmak ve ülkemizde yaşadığımız baskılara rağmen müziğin özgürleşmemizdeki önemini anlamak için anlamlı ve önemli bir etkinlikti. Neler deneyimlediniz, neler düşündürdü size bu tecrübe?
Bence de çok değerliydi. Orada olmak harikaydı. Organizasyonu yapan ekibin, konser mekanında çalışan kişilerin yaklaşımları benim için çok öğreticiydi. Nazik ve özenli, güzel bir şey ortaya çıkarmak için birlikte hareket eden insanlarla olmak konseri çok değiştiriyor. Dinleyicilerin de çalacak müzisyeni, grupları daha önce dinlememiş olsalar bile sahnede gerçekleşen şeye odaklanmaları, konserin müzik merkezinde bir birliktelik olarak algılanması fark yaratıyor.

Alternatif sahnenin yanısıra rap dünyası da almış yürümüş durumda. Son dönemde yayınlanan şarkılar içinde neler dinliyor, neler takip ediyorsunuz? 
Son dönemde çok müzik dinlediğimi söyleyemem. Akkor, Make Mama Proud, TKO, Cava Grande, Yank, Ali Gem, Dilan Balkay, Hedonutopia, Tendertwin takip ettiğim, sevdiğim sanatçılar.

Kendinize hatırlattığınız, eğer bir şeyler yolunda gitmezse, motivasyonunuz düşerse diye kenarda kıyıda duran, sahiplendiğiniz altın bir öğüdünüz var mı? 
Çok var tabii. Çoğu, çoğu zaman işe yaramasa da… İlk aklıma geleni yazayım.

Everything’s gonna be fine. Stay optimistic. If there’s dark clouds coming, they’ll leave again. They always do. The world is round. Everything is round. The biggest invention of all time, the wheel, is round. Things pass, nothing will stay the same forever. No matter how big a pile of shite you’ve gotten yourself into -be it drugs, financial problems, fucked up relations- you will get over it. It will go away just like the weather. The sun is round, so is the planet we live on, as are marriage rings, and our eyes through which we see the world.”  Noel Gallagher.

( Her şey iyi olacak. Optimist kal. Eğer kara bulutlar geliyorsa, yine gidecekler. Hep öyle olur. Her şey yuvarlaktır. Tüm zamanların en büyük icadı, tekerlek, yuvarlaktır. Her şey geçer, hiçbir şey sonsuza kadar aynı kalmaz. Ne kadar büyük bir b.k yığınına sahip olduğunuz önemli değil- belki uyuşturucu, finansal problemler, berbat ilişkiler- atlatacaksınız. Tıpkı hava gibi gidecekler. Güneş yuvarlaktır, yaşadığımız gezegen gibi, evlilik yüzükleri gibi ve dünyayı gördüğümüz gözlerimiz gibi. )

Ne zaman dinleseniz sizi iyileştiren, güç veren, her seferinde hayranlık uyandıran o albüm hangisi? 
Bob Dylan – Blood on the Tracks.

inhoodies 000062 1

KISA KISA…

  • En son okuduğumda beni derinden etkileyen kitap Patti Smith’in “Just Kids” kitabı. “Bunu yıllar önce, çok daha gençken okumak isterdim” dediğim kitaplardan.
  • Netflix karşısına geçip hiç düşünmeden “Oynat”a bastığım o dizi Pose elbette. Yine olsa yine izlerim. (Sanırım Netflix’te yoklar ama Sopranos, Mad Men, Six Feet Under tekrar tekrar izlediğim, hep izleyebileceğim diziler.)
  • Yaşadığım yerde en memnun olduğum şey pek çok harika müzisyenle bir araya gelebilmek.
  • Yemek yapmak benim için geliştirmem gereken bir şey. Yemek yapmayı pek bilmiyorum ama kahvaltı yapmayı ve kahveyi çok seviyorum. 
  • Bir filmin içinde yaşama şansım olsa bu film Moonrise Kingdom ve Lost In Translation olurdu. Sanırım en çok etkilendiğim filmler içinde yaşamak isteyeceğim filmler değil. Her’ün renklerinde, St.Vincent’ta Bill Murray’nin bankta oturup Shelter from the Storm’u mırıldandığı sahnede, Coffee and Cigarettes’te Tom Waits ile Iggy Pop’un sohbetinde yaşamak isterdim.
  • İlk fırsatta gidip görmek istediğim ülkeler İzlanda, Japonya veya Kanada olurdu, nasıl yerler olduğunu çok merak ediyorum.