İnceleme

Dün aslında bugündü: Interpol – This Mirror Weighs A Ton

25 yıldır New York’un aydınlıktan uzak anlarının melodisini dinleyicisine sunan Interpol, özüne geri döndü.
post image

2001’in dünya çapındaki en önemli şehri ve gündem maddesi New York’tu. 11 Eylül’deki faciadan hemen önce artmaya başlayan tansiyon, şehir içinde farklı kanallara yönelmişti. Bunların müzik dünyasındaki karşılığıysa üç büyük grubun doğmasına olanak sağladı. Bunlardan ilki ve New York’tan çıkmış en başarılı gruplardan biri The Strokes’tu. Diğeri, Karen O’nun inanılmaz sahne personası ve ustalıklı söz yazımıyla Yeah Yeah Yeahs’ten başkası değildi. Üçüncüsü ve aslında New York’un en tekinsiz tarafıysa Paul Banks ve Daniel Kessler ikilisinin sırtladığı Interpol’dü.

Interpol’ü anlamak için New York’u da anlayabilmek, en azından gidemiyorsak da oradaki hayatı bir şekilde takip etmek gerekiyor. Çünkü Interpol’ü ne kadar sevsek ve müzik zevkimizin temelindeki gruplardan biri olsalar da 12 yıldır iyi bir albümden bahsetmemiz imkânsızdı. Ta ki Whitney’de yer alan Addie Wagenknecht imzalı eserin, buz gibi soğuk beyaz bir zeminin üzerine yerleştiği o gergin kapaklı This Mirror Weighs A Ton, 28 Ağustos’ta çıkana kadar. Neden mi? Şöyle alalım sizi, aile salonumuz vardır.

Bazı çiçekler ve bazı topraklar…

Aykut Kocaman’ın artık viralleşmiş “Bazı çiçekler bazı topraklarda olmaz.” sözü Interpol için çok doğru. En son 2014’te çıkan El Pintor döneminde New York’ta kayıt yapan grup, aradan geçen 12 yıl ve iki albümde evinden uzaktaydı. Bu sebeple de bulunduğu toprakta olamadı. Ancak ne zamanki deha prodüktör Andrew Wyatt’ın ev stüdyosu için New York’a döndüler, bir nevi dişliler yerine oturdu.

Bir de Interpol, bu süre zarfında sound olarak biraz daha aydınlık bir karanlıkta ilerlemeyi seçti. Tıpkı Antics ile Our Love to Admire dönemlerinde olduğu gibi. Ayrıca yaşadıkları tek değişim, evlerine dönüp yeni bir prodüktörle çalışmak değildi. Yıllarca Matador Records’un bayrak gruplarından birine dönüşen Interpol, pandemi sonrası dönemin en yükselişteki plak şirketlerinden Partisan Records’a anahtarları teslim etti.

This Mirror Weighs A Ton, aynı zamanda grupla tam 15 senedir turlayan ve tüm albüm kayıtlarının parçası olan Brad Truax’ın sonunda resmi olarak gruba dahil olduğu albüme dönüştü.

Grup elemanları durumundan bahsederken bir parantez de davulcu Sam Fogarino’ya açılmalı. 2023 yılında geçirdiği ağır ameliyatın ardından turnelere dönemeyen ve ne zaman döneceği de belli olmayan efsanevi isim, grubu albüm kayıtlarında yalnız bırakmadı. Fogarino’nun imzasına dönüşen makine titizliğindeki metronomu ve trampetin yüzümüzde patlayan tonu, bu albümde de karşımıza çıkıyor. Ayrıca Sam Fogarino gibi kusursuz bir davulcuyu umuyoruz ki en kısa sürede sahnelerde yine görürüz. Onun çalım tarzını ne kadar özlediğimizi bu albümle fark ettik.

Yansıma, algı ve duygusal gerilim

Interpol’ün uzak ara en tekinsiz ve dinleyiciyi en tetikte bırakan albümü olmuş diyebiliriz This Mirror Weighs A Ton için. Özellikle ilk ve son şarkının tek çizgide ilerleyen vokallerine eşlik eden enstrümantal kısım, bir A24 filminde ana karakterin başına ne zaman bir iş gelecek diye bekleme hissini müzik dünyasına uyarlıyor.

Bu esnada grubun beyni diyebileceğimiz gitarist ve ana besteci Daniel Kessler, 25 yıllık kariyerinde ilk kez “See Out Loud”da mikrofonun başına yalnız geçiyor. Interpol’ün alametifarikası diyebileceğimiz Paul Banks’in vokallerine farklı olduğu kadar heyecan yaratan bir varyasyon kattığını da ifade etmemiz gerekir.

Albümün üzerine kurulduğu durumları anlamak için ismine bakmamız yeter de artar. Paul Banks’in doğaçlama söz yazmaya çalıştığı esnada aklına gelen “This Mirror Weighs A Ton” cümlesi, hemen Daniel Kessler tarafından albümün ismine dönüştü. Teması da bu bağlamda yansıma, algı ve duygusal gerilim oldu. Bunu “Wounded Soldier”, “Bird and the Serpent”, “Darling Thoughts” ve “Iron City”de de duyabiliyoruz.

Wounded Soldier”daki gitar-klavye iş birliği, Interpol’ün sonraki adımlarına dair düşünceleri de harmanlıyor. Lakin 10. şarkı olan “Enemy”, albümün tam anlamıyla ters köşesi. Vokal-piyano birlikteliği olan şarkıdaki “Living in your nightmares, Why do you keep me around? Temptations are hereby suns that teach mе dark ways of light” sözü, albümdeki ikircikli ruhu da yansıtıyor. Interpol, ikili ilişkiler üzerinden anlatmak istediği genel mesajını verirken dünle bugün arasındaki sıkışıklığını da tüm çıplaklığıyla dinleyicisine gösteriyor. Hatta bir noktadan sonra dünle bugün arasında bir fark da kalmıyor…

Muhtemelen albüm kritiğine katkısı olmayacak ama dinlediğim ilk andan bu yana aklımdan çıkmayan düşünceyi paylaşmak istiyorum. “So Rides the Reindeer”, dünya üzerindeki en Yalın melodi olabilir. Her seferinde, bir anda Paul Banks yerine Yalın söze girecek diye beklerken buluyorum kendimi… Artık siz de bulacaksınız, rica ederim.

Interpol’ün hem ödülü hem de laneti bu kalitesi aslında. Interpol’den deneysel bir albüm duymayacağını sağır sultan bile biliyor. Hatta her albümün teması ve işitsel dokusu birbiriyle fazlasıyla yakınsıyor. Ancak yine de Interpol dinlemekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Hele ki This Mirror Weighs A Ton örneğindeki gibi çok düşük beklentiyle başına geçtiğimiz bir albüm, bizi birkaç dinlemenin sonunda kendi varoluşumuzla baş başa bırakıyorsa…

New York’tan ve bildiğiniz müzikten uzaklaşmayın, bir de vaktiniz olursa buralara da tekrar uğrayın. Özlendiniz.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans