Müzik

Kalben: Elbette umutluyum

Kalben ile “Bahsettiğim her şey somut olarak bu ülkede ve dünyada var olan şeyler.” dediği son albümü “Kayıp Aşıklar Ülkesi” üzerine konuştuk.
Fatih Önder - 15 Nisan 2026
post image

Kalemini, sesini ve gitarını “sevgi ve özgürlük” bulutları üzerinde dolaştırmaktan asla ödün vermeyen ve bunu kitleleri etkileyecek ölçüde iyi yapmayı başaran bir isim Kalben. “Bahsettiğim her şey somut olarak bu ülkede ve dünyada var olan şeyler.” diyerek tarif ettiği son stüdyo albümü “Kayıp Aşıklar Ülkesi”nde de durum değişmemiş. Kalben’in kaleminden, sesinden ve gitarından yine aynı sesler çıkmış; toprağa, suya, ağaçlara, gökyüzüne, tüm canlıların yüzüne bir sokak hayvanının yüzü suyu hürmetine değmiş, çok da güzel olmuş.

Kalben bir röportaj yapma imkânı bulduğumda ve röportajın ana konusu son albümü “Kayıp Aşıklar Ülkesi” olarak belirlendiğinde bir basın bülteninde yer alacak bilgileri tekrar tekrar sormak istemedim. Şarkılarından, şarkı sözlerinden gittim ve onların içinden sorular sordum. Cevapları da şarkı sözleri gibi oldu…

“Dünyaya sevgiyle bakmanın cesur değil, olağan olduğu bir hayat kurdum”

Modern zamanlarda, karşındakinin “kusur” olarak gördüğü yerlerine sol yanınla bakmak oldukça iddialı ve cesaret gerektiren bir iş değil mi? Bunu bir “hastalık” olarak görebilir miyiz, eğer öyleyse sizde ne zamandır var, geçmesini istiyor musunuz?

Sol yan, benim imge alemimde senelerdir kalbi ifade etmek için kullandığım bir tamlama. İnsanların kendilerinde kusur gördükleri yerlerin çoğu zaman onları kendilerine has ve atalarını taşıyan yerler olduğunu, tuhaf olanın hediye olduğunu, güzel-çirkin gibi dikotomilerin sistemi beslemek ve geliştirmek için var olduğunu anladıkça kendime de tüm canlılara da bakışım değişti, değişiyor. Dünyaya sevgiyle bakmanın cesur değil, olağan olduğu bir hayat kurdum. Bunun için uğraştım, çalıştım, okudum, dolaştım ve paylaştım. Sevdiğimiz insanları oldukları gibi kabul etmeyi seçmemek, onları hâlihazırda güzel bulmamak, onlara iltifat etmemek ve yeteneklerini, zekâlarını, değerli yönlerini desteklememek hastalık bana göre.

Kalben album

Hep iyilik ve güzelliğe dair şeyler çağrıştıran “kavuşmak” durumu bir yandan da fazlasıyla risk taşımıyor mu? Diğer taraftan, kavuşma sonrası hizmetler kötüyse o kavuşmanın bir anlamı kalır mı?

Kavuşmaya bir önü ve sonu olan herhangi bir eylemsel mevzuymuş gibi yaklaşmadım hiçbir zaman. Risk konusunu vurgulamayı ve öncelik edinmeyi de davranış havuzuma almadım. Çocukluktan beri bir arada var olan ve bambaşka olsalar da ortak ülküler paylaşabilen insan komünitelerinin ne kadar değerli olduğunu gözlemledim. Bu komüniteler ormanları, dağları, hayvanları, denizleri birbirinden ayırmadan her şeyin bir parçası olarak var olmayı benimsediklerinden hayatlarında kavuşma eylemi zaten her gün pratik edilir bir hâle dönüşmüş oluyor. Uyanınca güneşe yahut buluta kavuşmak, bir dilim ekmeğin kokusuna kavuşmak, dostun yüzüne, sevgilinin sesine kavuşmak, dağın sisine kavuşmak, denizin tuzuna kavuşmak gibi… Liberal bir kavuşmadan, bir şeylere sahip olma öncesinde duyulan geçici heyecanın sahip olmakla sönmesinden ve sonrasında bir de beklediğimiz gibi çıkmadı diye tüm hareketin çöpe gitmesinden falan bahsetmiyorum hiçbir zaman. Öyle anlaşıldığımı da görmedim. Ne anlamda bir kavuşmadan bahsettiğimi ve konserlerde bile her seferinde nasıl bir kavuşma var ettiğimizi biliyor zaten dinleyicilerim.  

Aşkın; bir kişiye karşı tüm gardlarını indirirken dünyanın geri kalanına, sisteme ve dayatmalara karşı aparkatını hazır bekletme durumunu bir rasyonele oturtmak mümkün mü?

Aşkla ilgili konuşmaktansa; kendimi tüm hisleri, hislerin yüklerini, geçiciliklerini ve dönüşümlerini taşıyacak hâle getirmek için çalışmayı tercih ediyorum. 

“Yaptım da n’oldu?”ların havada uçuştuğu bir çağda ilişkinin “ölüm”ü seçen tarafı olmak çok büyük bir fedakârlık değil mi? “O mutluysa ben de mutluyum” tavrı son kullanma tarihi geçmiş mir tavır mı yoksa sonsuza dek yaşayacak bir hissiyat mı?

Şarkı, ölmeyi sadece gerçekten sevenin becerebileceğinin altını çizer ve bunu erkek için fedakarlıkla yahut kolaylaştırmacı bir tavırla değil; bizzat güçlü, erkeğin çıkarcılığını ve duygusuzluğunu kadınca ezen ve sevgisinden emin bir yerden seslenerek gerçekleştirir. Ayrıca bir kadının “tamam, ben ölürüm” demesi, sadece romantik değil; içinde serpildiğim ve yazdığım toplumun günlük haberlerine ve tarihsel geleneklerine baktığımızda politik de bir eylemdir. 

kalben sarkilari

“Deniz bedava, sevmek de”

İnsanın kemiklerine kadar mutlu olması -soruyu daha da büyüteyim- mutlu olması mümkün mü? Mutluluk iyi kazandıran bir pazarlama aracına dönüşmedi mi? Ya da bizi mutlu eden şey aslında mutlu olma hayali mi?

Mutlulukla para arasındaki bağlantıyı sadece yolculuk edebilmek, özgürce dünyayı dolaşabilmek, zamanı satın alabilmek üzerinden kurabiliyorum. Bu bağ hariç benim hayatımda beni mutlu eden çoğu şey parayla satın alınabilir olmadı. Hatta, keşke olsaydı dediğim zamanlar oldu. Huzurlu bir anın sessizliğini parayla satın alabilseydim ya da bir anneyle kızın sarılmasının getirdiği güveni ya da böbrek hastası kedimin ömrünü uzatacak bir çareyi ya da yirmi sene boyunca çok para harcadığım dostluk bittiğinde biraz daha harcasaydım da yine dost kalabilseydik. Bu bağlamda kemiklerimin bile mutlu olduğu günleri hatırladığımda Moda’da deniz kenarından yürüyen iki insandan başka bir şey görmüyorum. Deniz bedava, sevmek de. 

Modern insanın dağılan yerlerini öylece bırakma lüksü olduğunu düşünüyor musunuz? Zira öyle bir ortam var ki o dağılan parçalarınızdan birini alıp size karşı büyük bir savaşın malzemesi olarak kullanmaya meraklı binlerce insan var etrafta. Bu riski göze almak mümkün mü? Ve her şeyin ötesinde, herkes için, bütün dillerde edeceğiniz o dua ne olurdu?

İnsanların kendi hayatlarına sahip çıkmaları, onları aşağı çeken zaafları üzerinde çalışmaları, ailelerinden ve toplumlarından onlara eklenen, ezberletilen, dayatılan davranış kalıplarını, yaralardan doğan/tetiklenen ve aslında onları tanımlamayan edinimleri tespit etmeleri onlar için faydalı olur. Modern insanın bunlarla uğraşması gerekiyor gerçek insan olabilmesi için. Gerçek bir insan olmak için gerekenlerin yapılması sırasında zorlanacak, dağılacak, kırılacak, dönüşeceksek bu, zaten hayatımızın en değerli hediyelerinden. 

Ayaklarımızın altında akan hem serin hem de ılık suların kuruma ihtimalini hiç düşünüyor musunuz yoksa o su hep akar mı? Umut mefhumuyla aranız nasıl? En son neyi umut ettiniz mesela?

O sular Çanakkale’de akıyor. Kaz Dağları’nın kuzey kapılarında. Kurumamaları için insanlar hayatlarını adıyor. Bu albümde bahsettiğim her şey somut olarak bu ülkede ve dünyada var olan şeyler. Böyle muhteşem bir gezegene doğmuşum, sanatçı olmuşum, hem de ben gibi… Elbette umutluyum. Yürüyüşe çıkmayı umut ettim az önce, İstanbul’u yağmurda ayrı seviyorum.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans