Yerli elektronik sahnenin Sibourne çatısı altındaki en yetenekli isimlerinden Mert Öksüz’ü Dergy’e konuk ettik.

Sebla KOÇAN / sebla@neovision.com.tr

Sibourne ailesinin en yetenekli üyelerinden biri de Mert Öksüz. Öksüz’ün ismini daha önce “Losing Control” ve Mahmut Orhan’ın “Schhh”ına yaptığı remix’le duymuştuk. Aralık ayının başında Selin Geçit’le birlikte “Everything We Had” adını verdiği bir parça daha yayınlayan Mert Öksüz, kısa zaman içinde elde ettiği başarıları düşününce, henüz yolun başında olduğunu düşünüyor: “Bir spor takımının önemli bir maçına hazırlanıyor olduğunuzu düşünün ama sahaya çıkmadan önce ki ısınma için spor kıyafetlerinizi giymekte olduğunuzu hayal edin. İşte ben de kariyerimin şu an tam bu noktasındayım.” İşinin eğitimini de alıyor, genç DJ. İTÜ’de Sound Design öğrenimi görüyor. Elektronik sahnenin son dönemde en dikkat çeken isimlerinden olan Mert Öksüz’e merak ettiklerimizi sorduk.

Son şarkınız “Everything We Had”de Selin Geçit’le birlikte çalıştınız. Şarkı nasıl ortaya çıktı, Selin’le nasıl bir araya geldiniz ve çalışmaya karar verdiniz? 
Selin’le yaklaşık iki yıldır tanışıyoruz. Selin’i ilk kendi projelerime solist ararken Instagram’da keşfetmiştim. Zaten sesini ve enerjisini çok beğendim, daha sonra ortak bir arkadaş aracılığıyla onunla irtibata geçtim ve ona projelerimden ve birlikte çalışmak istediğimden bahsettim. Sonrasında da birlikte çalışmaya başladık. Bu süreçte de enerjimizin ve müzik tarzımızın gerçekten çok uyumlu olduğunu fark ettik. Bu da çalışma ortamımıza çok güzel bir arkadaşlık ve eğlence kattı. Aslında Selin’le üzerinde çalıştığımız bir sürü proje var. İlk tanıştığımız sıralar Londra’da olduğu için WhatsApp ve e-mail üzerinden çalışıyorduk tabii ama daha sonra İstanbul’a geldiğinde buluştuk ve bir studio session yapmaya karar verdik.  Üç gün art arda stüdyoma geldi ve her gün yeni bir parçanın taslağını bitirdik. Bu parçalardan biri de ”Everything We Had” oldu. İkimiz için de inanılmaz duygusal bir parçaydı. Parçayı akşam karanlığında yazmaya başladık ve yazarken resmen bütünleştik. Hatta şarkının nakarat kısmını yazarken ikimizin de tüylerinin diken diken olduğunu hala hatırlıyorum. O gün, gerçekten çok iyi bir ikili olduğumuzu ve önümüzde birlikte uzun bir yolumuz olduğunu da anlamış oldum.

Everything We Had adlı parçayı Lost Frequencies, 31 Aralık’ta yeni yıl için sanal olarak düzenlenen Tomorrowland festivalinde çaldı. Haberiniz var mıydı bu durumdan, neler hissettirdi size bu gelişme?
Benim için mükemmel bir sürpriz oldu. Yıl sonu için Tomorrowland’de canlı set çalacağını biliyorduk ama şarkımı setine eklediğinden haberim yoktu. İzlediğimde  aşırı mutlu oldum. Benim için müthiş bir yıl sonu hediyesi oldu.

Bugüne kadar yaptığınız çalışmalar Sibourne çatısı altında, Mahmut Orhan’ın “Schh” ve “Save Me” remixlerini de sayarsak elektronik dünyasına çok parlak bir giriş yaptığınızı söyleyebiliriz. Sizce başarının ölçütü nedir, ne zaman “Evet ben artık başarılı oldum” diyeceksiniz? 
Aslında şu anki kariyerim ile ilgili ne hissettiğimi bir örnekle açıklayabilirim. Bir spor takımının önemli bir maçına hazırlanıyor olduğunuzu düşünün ama sahaya çıkmadan önce ki ısınma için spor kıyafetlerinizi giymekte olduğunuzu hayal edin. İşte ben de kariyerimin şu an tam bu noktasındayım. Önümde başarıyı yakalamak için daha çok uzun, keyifli ve bir o kadar da zor bir yol var ve daha bu yolun çok başındayım. Bu işe ilk başladığım zamanlarda benim için başarının tanımı; kendimi kanıtlayıp Ultra Music gibi büyük bir şirketten parça çıkarabilmekti. Bunu başardım ve kendime çok daha yüksek bir hedef belirledim. Ne zaman birkaç parçam dünyada global listelerde en üst numaralara yükselmeye başlar ve dünyanın en büyük festivallerinde sahne almak için davetler gelirse, sanırım o zaman başarıya ulaştım diyebilirim. Ama tabii ki bunun bir limiti yok, şu anki hayalim bu fakat bu aşamaya geldiğimde kendime yeni hedefler koyup, başarı çıtamı tekrar yükseltmek istiyorum.

Müzikle olan ilk temasınızdan bahseder misiniz? Neye merak salmıştınız, bilgisayarları mı kurcalardınız, hangi programları kullanırdınız, nasıl karar verdiniz çalmaya? 
Ortaokul yıllarımda çok müzik dinlerdim ve en sevdiğim tarz Dubstep’ti. Tam bir Skrillex hayranıydım ve yaptığı müzikleri o kadar büyük bir hayranlıkla dinlerdim ki bu müzikleri nasıl yaptığını aşırı merak etmeye başladım ve araştırmaya koyuldum. O zamanlar bu müziklerin çok pahalı ve büyük stüdyolarda bir sürü insan tarafından yapıldığını zannederdim fakat araştırdıktan sonra fark ettim ki tek kişi, elinde bir bilgisayar ve kulaklıkla hayran olduğum müziklerin hepsini üretebiliyormuş. Bunu öğrenmek beni çok şaşırtıp, heyecanlandırdı. Ben de o çok beğendiğim müzikleri yapabilmek için işe koyuldum ve bu programları öğrenmeye başladım. Müzikal bilgim prodüksiyon yapabilmek için yeterliydi zaten piyano çalıyordum. Aynı zamanda o sene bateri çalmaya da başlamıştım. Yani o konuda bir eksiğim yoktu ama güzel bir şeyler üretebilmek için teknik anlamda kendimi çok geliştirmem gerekti ve hala da geliştiriyorum. 

“KARANTİNANIN İLK AYLARI VERİMSİZDİ AMA ZAMANLA ALIŞTIM”

Yerli elektronik sahnemizden pek çok DJ ve prodüktör, global sahnede büyük başarılar kazanıyor. Siz kimleri takip ediyorsunuz içlerinden? 
Tabii ki başta sevgili Mahmut Orhan’ı takip ediyorum. Zaten yaklaşık beş senedir birlikte çalıştığımız için pek çok şarkısının yapım aşamasında yanında bulundum. Onunla beraber yine sevgili İlkay Şencan var yakından takip ettiklerim arasında. Şu an o da inanılmaz işlere imza atıyor. Onun kurduğu “Lab Recordings” ekibi de, parçası olduğum “Sibourne” ekibi gibi kendimi yakın hissettiğim bir ekip ve hem “Sibourne” hem de “Lab Recordings” ekibindeki prodüktörlerin de ilerleyen zamanlarda dünyada inanılmaz işlere imza atıp, ses getireceğine inanıyorum. 

Eskiden, elektroniğin hakimi Fransa gibi görünürdü, en azından 2010’lu yıllarda baskındı bu düşünce. Siz peki global sahnede en çok kimlerin tekniğini, ruhunu seviyorsunuz? 
Şu an severek dinlediğim birçok sanatçı var. Tiesto, Alok, Vintage Culture ve Grey gibi sanatçılar şu an favorilerimde. Ama prodüksiyon tekniği olarak en çok hayran olduğum kesinlikle Grey olur. Yıllardır çok çok severek dinlediğim, şarkılarında inanılmaz detay ve teknik bilgi barındıran ve bana ”Umarım ben de bir gün prodüksiyon kalitesi olarak bu noktaya gelebilirim” dedirten bir ikili.

Müzik dışında başka ne gibi ilgi alanlarınız var, sıradan bir gününüz nasıl geçiyor? 
Müzik dışında en büyük ilgi alanlarım Kiteboard ve Wakeboard. İkisi de genellikle yazın sıcak havada yapılan, extreme spor grubundaki sporlar ve yaparken gerçekten inanılmaz keyif alıyorum. Onlar dışında arkadaşlarımla birlikte vakit geçirmekten, DJ arkadaşlarımızın sahnelerine gidip, onlarla eğlenmekten çok keyif alıyorum. Corona dönemi öncesi sıkça yaptığım şeylerdi bunlar ama maalesef bu dönemde evde kaldığımız için bunları yapamıyoruz. O yüzden şu an bir günüm daha sakin geçiyor. Genelde akşama kadar müzik yapıyorum, sonrasında da arkadaşlarımla video oyunları oynuyoruz.

Genç bir sanatçı olarak, önünüzde uzun bir yol var. Müzikle birlikte giden başka bir yolunuz daha var mı, eğitim aldığınız ya da üzerinde çalıştığınız? Sadece müzik mi dediniz geleceğinize dair planlar yaparken? 
Şu an yaptığım işten aşırı keyif alıyorum ve iş olarak tüm konsantrasyonumun müzik kariyerim olmasını istiyorum. Bu konuda ”Ya işler iyi gitmezse” diye bir b planı yapmak istemedim çünkü kafamda bir yerlerde ”Müzikte tutunamazsan buradan devam edersin” diye bir düşünce bulunmasını istemiyorum. Böyle bir fikrin, kariyerim için tehlikeli olduğunu düşünüyorum çünkü zor bir dönemden geçtiğimde ”olmuyor artık” deyip, sırf pes ettiğim için kolay yola kaçıp, başka bir işe yönelmek istemiyorum. Bence bir insanın çok istediği bir hayali varsa, onu hayatının temel taşı yapmalı ve bunun için çok çalışmalı. Hayat hepimizin önüne birçok zorluk koyuyor ama zaten bir şeyi ne kadar istediğimiz de bu zorluklara yenilmeyi kabul etmeyip, direndiğimizde belli oluyor. Eğitimimi de zaten İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Sound Design okuyarak alıyorum. O da yaptığım işe bakış açım ve yaklaşımım konusunda büyük bir artı sağlıyor.

Bu yıl zorlu geçti ve en konsersiz, en festivalsiz yılımız oldu. Müzisyenler için en kötü seneydi belki de 2020. Sizin için nasıl geçti, siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? 
Maalesef birçok insan için zor bir dönem oldu. Evlerimizde kalmamız gerekti ve sahnelere başlayamadık. Benim de bu sene sahne alacağım ve beni çok heyecanlandıran çok güzel sahneler ve projeler vardı ama maalesef bunları iptal etmek durumunda kaldık. Karantinanın ilk ayları müzik açısından verimsiz geçmişti benim için. Eve tıkılıp hiç dışarı çıkamadığımızdan dolayı motivasyonum baya azalmıştı ama zamanla geçti. Duruma alıştım ve çalışmalarıma devam ettim. Şu anda bitirdiğim parçaları bekletiyoruz ve 2021 yılını güzel bir şekilde açıp, bol bol parça çıkaracağımız bir yıl yapmak istiyoruz. Umarım hepimiz için çok daha güzel ve sağlıklı bir yıl olur.

KISA KISA 

  • Üretmek için beni en çok gaza getiren şey başarılı ve örnek aldığım birinin sahnesini izlemek veya gerçekten çok iyi bir prodüksiyon duymak oluyor  İşte o zaman hemen geçiyorum turntable/bilgisayar başına.
  • Bilgisayarımda olmazsa olmaz dediğim program Ableton Live 10 .
  • Cep telefonum 1 saat kadar kaybolsa pek de önemsemem çünkü cep telefonuna bağlı olmayı seven biri değilim.
  • TV karşısına geçtiğimde sürekli izlediğim ve çok eğlendiğim dizi How I Met Your Mother.
  • Modayla aram iyidir, genellikle sokak tarzı giyinmeyi severim. En sevdiğim kıyafetimse oversize siyah tişörtlerim.
  • Listemdeki en “guilty pleasure” şarkı sanırım yok çünkü listemdeki parçalar genellikle çok severek dinlediğim ve dinlettiğim parçalar oluyor.