İnceleme

Büyük Buluşma: Oasis belgeseli

9 Ekim’de Disney’de yayına giren Oasis: Don’t Look Back in Anger belgeselinin perspektifinden Oasis’in geri dönüşü…
post image

2024’ün Ağustos’unda gelen Oasis geri dönüyor haberi, müzik dünyasında aradan geçen 2 senedeki en büyük gelişmeydi. Hâlâ da bu haberle boy ölçüşecek seviyede bir gelişme yaşanmadı. 2025’te yaptıkları turneye verdikleri 1 senelik aranın sonrasında 2027’de tekrar yola çıkacaklar. Ancak bu 2 senenin arasını komple boş geçirmek istememiş olacaklar ki konser görüntüleriyle harmanlanmış bir belgeselle çıkageldiler.

Dylan Souther ile Will Lovelace’ın yönettiği ve Steven Knight’ın düzenlediği “Oasis: Don’t Look Back in Anger”, parkalarımızı, şapkalarımızı ve caps lock’larımızı açmamızı sağladı. 9 Ekim itibarıyla Disney+‘dan izlenebilen belgeselin detaylarına geçmeden birkaç noktaya değinmek istiyoruz. Bu belgeseli izlediğinizde Oasis’e dair bilmediğiniz şeyleri veya kapalı kapıların ardında yaşanan durumları görmeyeceksiniz. Genel olarak müzikseverlerin iyi hissetmesini amaçlayan belgesel, tam olarak bu tercihiyle çok daha katmanlı ve güçlü bir hikâye anlatma şansını kaçırıyor. Ya da bilerek bunu elinin tersiyle itiyor. Bilemiyoruz. O sebeple biz “Oasis: Don’t Look Back in Anger”a geçiyoruz.

Oasis’in dönüşü dünyayı nasıl etkiledi?

Belgeselin senaryosunu ya da başka bir deyişle akışını hazırlayan Steven Knight, hikâyeyi anlatmaya başlamak için 2009’a gitmeyi uygun görmüş. Rock en Seine’deki gitar fırlatmalı o kavga, hikâyemizin başlangıç noktası. Geçmişten arşiv görüntülerinin normale göre çok daha fazla kullanılacağı bir belgeselle karşı karşıya olduğumuzu da en başından öğreniyoruz bu sayede. Sonrasında yavaş yavaş Noel Gallagher’ın grubu toplayıp Liam’ı beklediği o ilk prova gününe odaklanıyor kamera.

Liam, prova günü öğlen saat 1’de gelmeden önce toplanan grup üyeleri, klasikleşen Oasis şarkılarının üzerinden geçerken Noel Gallagher’ı, Liam’ın sesiyle özdeşleşen şarkılarda dinliyoruz. Ardından 15 yıllık kavga resmî olarak bitiyor ve elinde çantası, sırtında parkasıyla geliyor. Gelir gelmez ilk yaptığı şey de Liam’lık oluyor ve davuldaki bir detaya takılarak “Bu ne saçma şey, değiştirin şunu.” diyor. Belgeseldeki en tatlı anlardan biri de tam olarak buraya denk düşüyor ve Liam bunu derken Noel’in yüzündeki “Aha da hapı yuttuk” ifadesini görüyoruz. Ancak sonrasında 15 yıldır tek kelime konuşmamış gibi değil de 2 aylık ufak bir aradan dönmüş gibi bir uyum yakalıyorlar. Bu noktadan sonra hikâye, geçmişle günümüz arasında arşiv görüntülerinin temele yerleştiği bir düzlemde ilerliyor. Ta ki Cardiff konserine gelene kadar. 16 yıllık bekleyişin sona erdiği günü hayranlar üzerinden anlatmaktansa Cardiffli polislerin toplantısına geçiyoruz. Buradaki ekibin başındaki kişi, “Futbol maçlarındaki kalabalığa benzer ama ondan çok daha büyük ve yoğun olacak” diyerek özetliyor Oasis’i.

Oasis’in Cardiff’te başlayan geri dönüş macerası, başta kendi şehirleri Manchester olmak üzere birçok şehrin gündemine oturdu. Bu şehirler sadece Birleşik Krallık içindekiler değildi. Arjantin’in başkenti Buenos Aires ve Güney Kore’den Seul, dünyanın iki ucundan iki farklı örnekti. Gittikleri her yerde gördükleri ilginin büyüklüğünü düşününce 16 yıl konser vermemenin ne kadar değişik olduğunu iyice kavrıyor insan. Ancak sonra Liam ile Noel’in birbirlerine gitar fırlatmaktan el ele her konsere çıkabilmesi için bu kadar sürenin geçtiğini hatırlıyoruz. Özellikle filmin Buenos Aires kısmında futbolseverlerin taraftarlıkla Oasis hayranlığı arasındaki bağı anlattıkları kısım, birçoğumuzun hissini özetlemeye yetiyordu. Ki Arjantin için seçtikleri şarkının “Wonderwall” oluşu da nefis bir dokunuştu.

Kavgaların ötesinde: Oasis’in duygusal yüzü

Liam ve Noel, tam 15 yıl boyunca sadece Oasis’i bitirmedi. Aile içinde de büyük sorunlar vardı. Liam’ın çocuklarıyla Noel’in çocukları birbirleriyle hiç görüşemediler. Gerçekten miras kavgasından bir daha görüşmediğimiz amcanın çocukları gibi bir durum yaşadılar. Lakin durum miras kavgası değildi. Oasis, doksanların en büyük gruplarından biri olsa da ivmesini milenyuma taşıyamadı. Ancak hamle yapmaktan da geri durmadı. Gelgelelim attıkları adımlar grubu başarıya götürmediği gibi başarıdan uzaklaştırdı. Başka bir deyişle odada bir fil vardı. Liam, Noel tarafından takdir ve sevgi görmediğini net bir şekilde ifade ederken belgeselde tek bir şey istediğini paylaşıyor: saygı! Saygı görmediği için iplerin iyice kopma noktasına gelmesini, “Ben öylesine tuttuğun bir kayıt müzisyeni değilim. Ben Liam Gallagher’ım.” diye anlatıyordu. Bu ve benzeri problemlerin düzelebilmesi için 15 sene gerekmesi ise biraz fazla ya neyse…

Belgeselin ve Oasis diskografisinin en duygusal anı “Live Forever”dı. Oasis’in kurulmasını sağlayan The Stone Roses’ın bas gitaristi Gary “Mani” Mounfield’ın hayatını kaybetmesi, grup için büyük bir yıkımdı. Noel, “Onların 1989’da Manchester’da verdikleri konserden döndüğüm gibi elime gitarımı alıp Oasis’i kurdum” diyerek anlatıyordu Mani’yi. Yıllar içinde Gallagher biraderlerin hem yakın dostu hem de bir nevi “ağabeyi” konumuna gelen böylesi birinin kaybı, elbette şık bir anmayı getirecekti. Brezilya konserinde çaldıkları “Live Forever”da arka plana Gary “Mani” Mounfield’ı getirmeleri, insanın gözünü dolduran cinsten bir andı. Liam’ın solo esnasında seyirciye arkasını dönüp Mani’nin portresine bakması tüylerimizi diken diken etmeye devam ediyor. Ki bunu direkt söylemiş olmasalar da ikilinin birbirlerine daha anlayışlı ve sıkı sıkıya bağlı bir noktaya ulaşması da Mani’nin zamansız kaybından sonraya denk geliyor.

Günün sonunda Oasis’i anlamak için Liam Gallagher’ın söylediklerini düşünürken buluyoruz kendimizi. Oasis, Gallagher biraderlerden çok daha büyük bir şey. Bir grup değil, çünkü bir gruptan çok daha büyük. İnsanların hayatına dokunmuş ve dokunmaya devam eden bir organizma. Dünyanın dört bir yanından 12 milyondan fazla insan, 2027’de çıkacakları turneye gidebilmek için kod alma talebinde bulundu. Filmin en ikonik cümlesiyle kapanışı yapmaktan daha doğrusu olmaz diye düşünüyoruz. Tabii ki küfürlü kelime kullanamayacağımız için çeviride biraz kaybolsak da… Mikrofon Liam Gallagher’da:

“Pislik biri olma. Ama eğer olacaksan da eğlenceli bir pislik ol.”

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans