İnceleme

Aşkın olağan çılgınlıkları: Saplantı

Obsession, salonu kahkahalarla dolduran komedi sahneleri ile karanlık korku öğelerini fevkalade biçimde harmanlayarak, epeydir özlemini duyduğumuz bir seyir deneyimi sunuyor.
Aysu Uzer - 25 Mayıs 2026
post image

Ülkemizde, ABD ile eşzamanlı olarak 15 Mayıs’ta vizyona giren filmin yazar ve yönetmen koltuğunda Curry Barker oturuyor. Daha önce şakalı-komikli YouTube videoları ile tanınan yönetmenin çıkış filmi niteliği taşıyan düşük bütçeli olmayan bu ilk filmi, müzik mağazasında çalışan gençlerin arasındaki aşk üçgenlerinden doğan öyküsünün mekân seçimiyle bile eski güzel günlere ve türünün şaheserlerine selam veriyor. Türe pek de yabancı sayılmayan Michael Johnston ile Inde Navarrette’yi beyazperdede buluşturan film, kendimizi pek de yabancı hissetmeyeceğimiz, günümüzde bir ilişki kurabilmek ve sürdürülebilir kılmak sorunlarını aşk büyüsüyle bağlanan ikilinin muhteşem performansıyla gözler önüne seriyor. Çılgın aşıklara, dert yanılacak arkadaş omzu arayışı ve aşk üçgenlerinde Cooper Tomlinson ile Megan Lawless eşlik ediyor. 

İmkansız aşk ne demek?

Çoğunlukla başka bir zamanın hayatını yaşıyormuş gibi görünen arkadaş grubu, müzik mağazasında çalışan dörtlü, Michael Johnston’ın canlandırdığı Bear, biraz sönük biri; filmin kalanında verdiği karar nedeniyle sürekli başına gelenleri hak edecek kadar da akıl ve muhakeme yeteneği şüpheli. Niki, onun umutsuzca aşık olduğu kız, Ian, en yakın dostu (mu acaba) ve Sarah, içten içe ona umutsuzca aşık olan kız. Zaten karakterleri bir şema halinde oklarla tanımlayacağımız bir ilişki içerisinde resmetsek bile çıkabilecek krizlerin pek çoğunu tespit etmemiz zor olmazdı. 

Bir dilek tut…

Bir arkadaş grubu içerisinde, kendisini kardeşi olarak gören kıza aşık olan Bear, sürekli ve sürekli dert yandığı Ian ile bir açılma planı hazırlamaya çalışır. Ancak bu planın tüm arkadaşlıklarının dengesini bozacağından korkan Ian, bunu onaylamaz. Niki’ye karşı her zaman centilmen ve düşünceli davranan Bear (?), elbette yakın dostu Ian’ı dinlemez ve tam da sakın yapma dediği özel oyun gecelerinde Niki’ye açılmayı kafaya koyar. Buluşmalarından önce Niki ile telefonda konuştuklarında ona uğurlu kolyesini kaybettiğini söyleyen Niki’nin titrek sesi ona aradığını verir: bir hediye fikri.

Niki’nin kaybettiği kolyesinin yenisini bulmak isteyen Bear, mistik bir mağazaya girer. Kolye ararken One Wish Willow isimli bir çubuk görür. Rivayete göre, dilek tutup çubuğu kırdığında o dilek geri alınamayacak şekilde gerçekleşirmiş. Tehlikenin farkında mısınız?

Obsession filmi one wish willow

Öncelikle filmin kurgusundaki diğer karakterlere değinmek istiyorum. Bana göre, filmin en şenlikli yanı -Niki’nin manyaklıklarının yanında- bu diğerlerinin pervasızlığı. Mesela mağazayı kapatmaya hazırlanan personel kadın, Bear hediye ararken asla onu umursamıyor elindeki telefonda sohbetine devam ediyor ve çubukla ilgili soru sorduğunda ona sadece, alan herkesin ağlayarak geri getirdiği minvalinde, tam bir açıklama içermeyen bir cümle kuruyor. Mesela diye devam edeyim, herkesin ağlayarak geri getirdiği bir ürünün hâlâ ve hâlâ satışta, reyonda olması ne kadar da anlamsız ve biz buna ne kadar da şaşırmadık, değil mi? Bear, çileden çıkmış halde müşteri temsilcisini aradığında da, “Evet biliyorum, bu tarz şikayetleri çok sık alıyoruz, ne yazık ki yapabileceğimiz bir şey yok..” diyen yetkili de… Film seyircilere sanki biraz da, “herkesin hiçbir şeyi pek de umursamadığı bir dünyada, tüm saçmalıklar ve tüm manyaklıklar, olabilecek en kötü şekilde vuku bulabilir” diyormuş gibi…

Fazlasıyla tanıdık….

Bear’ın en özgüvensiz hissettiği noktada, söğüt çubuğu bir hediye olmaktan çıkar ve onu kendisi kırarak kullanır. Böylece “Niki’nin onu dünyadaki herkesten çok sevmesi” dileği gerçek olur. Bu denli büyük ve koşullu bir dileğin, çubuğun gerçekten çalıştığı an yaratacağı muhtemel sorunlar, filmin en deli-dahi kısımları elbette. Çünkü, Inde Navarrette’ın ayakta alkışlanacak muhteşem performansıyla, Niki’nin deliliğin, çılgınlığın, kavgada delirip-savaş çıkarıp-ortalığı yıkıp-pişman olup ardından karşısındakini manipüle edecek denli aşırı üzülüp… Ve yeniden, en başa dönmesine baktığımızda, aşk büyüsü ile saplantılı bir ilişkinin akışıyla bizlerin gündelik deneyimleri acaba birbirinden o kadar da farklı mı? Mesela bir gece sevgilinizle yatakta uyumaya hazırlanırken, samimiyetinin şeklinden kuşku duyduğunuz o arkadaşından gelen vakitsiz bildirim sesi ile başlayan kavgalar… Partnerinin senin gelmeyeceğin -zaten davet edilmediğin- bir buluşmaya, bazen de sadece senden biraz uzak kalmak için gitmek istemesiyle başlayan ve yüksek ihtimalle birkaç gün bitmeyecek kavgalar… 

Sanki her ilişki biraz saplantılı bir delilik sınırında dolaşıyor da, bizler dozuna bir ince ayar yapıp hayatta kalmaya devam ediyormuşuz gibi, öyle değil mi?

Obsession (Saplantı) 2026

Ahlaki bir sorgulama…

Filmin aciz, umutsuz, çaresiz bir aşık olmaktan Bear’ı çıkarması ve onu Niki’nin iradesini, karar verme kabiliyetini ve benliğini elinden alan bir fail olarak işaretlemesi de uzun sürmüyor. Öncelikle tüm arkadaş çevresi, son derece friend zone bir figürün nasıl da bir anda Niki’nin hayatının aşkı olduğunu sorguluyor. Pek anlam verememekle birlikte herkes burada bir istismar biçimi olduğunu görüyor. Christian Zilko’nun “Ortalıkta dedikodular dolaşır; uyuşturucu bağımlılığından ağır bir zihinsel çöküşe kadar her türlü tahmin yapılır ama nedense kimsenin aklına ‘ölümcül sonuçları olan 60’lar yapımı dilek gerçekleştiren oyuncak’ gelmez. Fakat herkesin ortak fikirde olduğu tek şey vardır: Bear, kırılgan bir durumdaki bir genç kadından faydalanmaktadır.” cümleleriyle anlattığı durum tespiti ne kadar gerçek olsa da, eleştirmenlerin ballandıra ballandıra anlattığı sonraki kısım, yani Bear’ın sosyal çevresinden tepki görmesi, cancellanması, yaptığı yanlış nedeniyle bir bedel ödemesi, çok da gerçekte karşılığı olduğuna inanabileceğimiz bir durum değil ne yazık ki… -En azından bizim ülkemizde, daha ifşalanmalarının üstünden altı ay bile geçmeden fail erkeklerin kariyerlerine döndüğünü görüyoruz.-

Obsession filmi

Bu konuda aslında hiç gerek olmayan uzun tartışmalara da girebiliriz, çünkü film birden fazla sahnede Bear’ın sadece kendi arzuları (ve biraz da aşağılık kompleksi nedeniyle) Niki’nin ne kadar acı çektiğini bile bile devam ettiğini bize gösteriyor. Ancak Bear’ın başına gelecek her şeyi hak eden, kötü ve bencil adam olarak işaretlenmesi, filmin anlatı örgüsünde farklı imkanlar açılmasını sağlıyor. Baş karakterin başına gelenlere üzülmediğimiz bir temelde, kötü, zararlı ve saçma olaylar silsilesinin seyirciye sağladığı seyir konforundan bahsetmeye bile gerek yok. Açık bir şekilde fail gözünden olayları aktarmayı tercih eden filmin, bundan başka her tercihi hiç kuşkusuz büyük bir trajik hata olarak anılırdı. 

Obsession (Saplantı) Inde Navarrette

Curry Barker, çıkış filmiyle hem yazar hem yönetmenlik becerilerinde hem de kıvrak zekasıyla rüştünü ispatladı. Kendisini bundan sonra çok daha yakından takip edeceğimize hiç şüphe yok. Filmi sinemada ve özellikle partnerinizle birlikte izlemenizi öneririm. İyi seyirler!

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans