Ana SayfaEtkinliklerSerotonin dozu yüksek festival: Nilüfer Müzik Festivali

Serotonin dozu yüksek festival: Nilüfer Müzik Festivali

Müzikseverlerin vazgeçilmezi festivaller, anlam veremediğimiz yasakların arasından bir kez daha güneş gibi doğdu. Bursa’da Nilüfer Müzik Festivali’ndeydik.

İpek ATCAN / [email protected]

60 bini aşkın kişinin Bursa dışından birçok ilden de katıldığı, son dakikada -en azından- kamp yasağının kalkmasıyla mağdur kalmadığı Nilüfer Müzik Festivali, yerli ve yabancı çok iyi müzik seçkisiyle altıncı kez dinleyiciyle buluştu. “Dünyayı sev, geyiği öp, festivale gel” sloganıyla -çok sempatik bir slogan değil mi?-; müziğin yanında doğanın da tadını çıkartmak isteyen binlerce kişiye Balat Atatürk Ormanı’nın eşsiz doğasında oldukça iyi bir festival deneyimi sundu.

Ben maalesef festivale ikinci günün akşamı itibarıyla dahil oldum. Ama ilk gün orada olan arkadaşlarımdan bol bol Bedük, Jakuzi, Adamlar, Hey! Douglas, Mert Demir, The Away Days ve Yedinci Ev performanslarını dinledim.

‘Haydi Gel İçelim’

Nilüfer Müzik Festivali‘nde ikinci gün, tam da benim günümdü. Çünkü uzun zaman sonra Editors izleyeceğim için oldukça heyecanlıydım. Festival alanına prensesler gibi geç iştirak ettiğimden dolayı festival benim için 19:15’teki Yüksek Sadakat konseri ile başladı. Uzun zamandır onları da canlı izlememiştim. ‘Haydi Gel İçelim’ şarkısında herkesin “şerefe!” yapmasına o kadar akışmışım ki, boş ellerin havaya kalkması bir miktar canımı sıktı. Neyse ki müzik dolu bir ortamda olduğum için can sıkıntımın yatışması hızlı oldu. Kuliste Kenan yeni çıkan solo EP’sinden bahsetti. İsmi “Ya Herro”, bu 4 şarkılık EP’nin ardından bir de “Ya Merro” gelecekmiş. Önümüzdeki günlerde EP ile ilgili detayları Zeynep Sipahi’nin yaptığı röportaj ile burada okuyacaksınız 🙂

Cem Adrian

Cem Adrian ve Melis Danişmend’den Sürpriz Düet

Yüksek Sadakat sonrası Cem Adrian‘ı izlemek için diğer sahneye geçtik. Festivale Melis (Danişmend) ile gittiğimiz için sürpriz olarak Cem‘in sahnesine çıkacağını biliyordum. Beraber ‘Yıldızların Altında’ söylediler, çok da güzel oldu. Bu arada Cem Adrian konserinde, içinde Şebnem Ferah’ın da olduğu birkaç cover daha yaptı ve bir miktar şaşırdım. Hiç bu kadar cover ağırlıklı bir konserine denk gelmemiştim çünkü. Konserini kaçırsam da Sena Şener‘le de biraz sohbet edip Editors‘a doğru yol aldım. Konser öncesi kuliste biraz sohbet ettiğim Editors ile Rock’n Coke’u yad ettik. Zira o zaman da ben röportaj yapmıştım onarla 🙂 Konserleri tek kelimeyle muhteşemdi! ‘Papillon’da sesim kısılmış bile olabilir. Bir de Editors‘da sahneye atlayan biri oldu ki, videosunu çekebilmeyi çok isterdim! Bu güzel konserin ardından tüm ekip otele döndük ve ikinci -aslında üçüncü ve son- gün için enerji toplamaya karar verdik. Toplayabildik mi? Biraz zorlansak da evet! 🙂

Ceza scaled

Kapanış mor ve ötesi’nden

Ben festivalin ikinci günü daha kalabalık olur diye düşünüyordum hep ama son gününde müzikseverlerin katılımı daha da arttı. Kapanış gününde Batu Akdeniz, Second, Can Kazaz, Kolektif İstanbul, Yaşlı Amca, KÖFN, Islandmand, Ozbi, The Blaze, Melike Şahin, Ceza ve mor ve ötesi sahne aldı. Islandman, Ozbi ve Melike Şahin uzaktan dinleyerek başladı gün. The Blaze‘e de biraz baktıktan sonra pek sevdiğim Ceza‘yı izlemek üzere ikinci sahneye doğru yol aldım ve akşam benim adıma işte o zaman başladı. Yaşanan teknik aksaklıktan dolayı 15-20 dk gecikmeli başlayan konserde yükselen “yuh”lara hiç anlam veremedim. 1 saat olsa anlarım da 15-20 dakikada hemen celallenen kitleyi gerçekten anlamıyorum. Tabii burada yaşanan stres mor ve ötesi‘nin başını kaçırmak olabilir ama festivalci bireyler zaten bu sarkmanın diğer sahneye de yansıtılma ihtimalini bilir. Neyse bence bu da bir tecrübe olmuştur -bu yorumumu okuyanlar da bana uyuz olmuştur! :)- Ceza tek kelime ile ver her zaman olduğu gibi harikaydı. Hepimizi coşturmasını gerçekten iyi biliyor. Kapanışı yapan mor ve ötesi‘ne diyecek tek bir şey yok. Hem yine mükemmellerdi, hem de yine her zaman olduğu gibi insanın içine umut aşılayan bir konserdi. ‘Mucize’ çalmaları ise herkesi -en çok da bizim ekibi- çok sevindirdi diyebilirim.
MOR VE OTESI scaled

Kamplı festivallerdeki kitlenin aurası da bir değişik oluyor. Başka bir aidiyet hissi doğuruyor kamp olayı bence. Ve birbirini tanımayan insanlar birbirleri ile daha da güzel bir bağ kuruyor. Nitekim Nilüfer Müzik Festivali‘nde de hissettim bunu. Muhteşem bir izleyici kitlesi vardı. Ben de kendi adıma çok sevdiğim arkadaşlarımla unutulmaz bir festival geçirdim. Genelde “sürüden ayrı”cı bir birey olarak son gece de o şekilde takılmanın verdiği rock’n roll ruhumu, minik bir after’ın ardından “Nasıl yani biz şimdi ormandan yürüyerek mi çıkacağız? Taksi nasıl bulacağız” şeklinde anında kaybettim. Prenseslik müessesi demiştim di mi? Kerem (Kabadayı) ve Burak (Güven) sağ olsun Melis, Alper ve Angın şeklindeki ekibimiz sağ salim şehre ulaştı 🙂 Hikayemizin tamamı ise 10’ar bölümden 2 sezonluk dizi olur. Belki bir gün anlatırım? Yaşasın müzik, yaşasın festivaller! Kadehlerimizi kaldıracağımız nice festivallere.

BENZER İÇERİKLER

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖZEL DOSYALAR