
90’lar adeta bir boy band cennetiydi. Hatta enflasyon olacak kadar fazla grup vardı. Ancak aralarından biri doksanların ilk yarısına damga vurmakla kalmadı o grubun üyelerinden biri solo kariyeriyle sonraki on yıllarda da adından fazlasıyla söz ettirdi. Elbette Take That’ten bahsediyoruz. Netflix’e gelen belgesel; 90’ları yaşamayan ama etkisini okuyanlar için daha kapsamlı bir bilgi, yaşayanlar içinse her yerine poster astıkları ergenlik odalarına dönüş etkisi yarattı. David Soutar imzası taşıyan belgesel aracılığıyla Robbie Williams ile Gary Barlow arasındaki liderlik çatışmasının ne kadar büyük ve yıkıcı olduğunu, Howard Donald’ın 96’da yaşadığı majör depresyonu ve nicesini görebildik. Lakin iyi veya müthiş bir belgesel deme şansımız da yok. Her şeyiyle çok ortalama ve grubun sıkı takipçileri için yeni bir sözü olmadığı gerçeği var… Take That’e dair bir biyografi kitabı yazmaktansa “Biz bunu çekelim de insanlar izlesin.” denmiş gibi. Detaylara alalım sizi. Tabii spoiler istemiyorsanız vedalaşma vakti şimdilik. İzleyince bekleriz.
Take That aslında her şeyiyle Nigel Martin-Smith’in kontrolünde başlamış ve ilerlemiş bir projeydi. Bir menajerden çok sert, acımasız ve aşırı talepkâr bir patronu anımsatan Nigel, Manchester’a yakın bölgelerden gelen beş genci bir araya getirerek onları Birleşik Krallık’taki en satılası metaya dönüştürdü. Her grup üyesinin kendine özgü bir rolü vardı. Robbie grubun komiği, Gary şarkıcısı, Howard seksisi, Jason yakışıklı bulunanı, Mark da bağ kurulanıydı. Ancak grubun ortalığı kasıp kavuracağı beş yılın en başında bu talepkârlık, Nigel’ın, özgün bestelerin başarıya ulaşmasını beklemesini engelledi. Bu noktada belgeselin ilk kırılma noktasıyla da karşılaşıyoruz. İlk günden beri Nigel’ın favorisi olan Gary Barlow’un özgün bestelerindeki duygusallık, melankoli ve aşk teması Take That’in sunulduğu seksi genç erkekler paketini desteklemiyordu. O yüzden başta Barlow olmak üzere tüm grubu manipüle ederek büyük çıkışlarını yaşamalarını sağladı. 70’lerde müzik üretmiş Tavares grubunun “It Only Takes A Minute” şarkısını yeniden yorumlayan Take That, ortalığı kasıp kavurarak listelerin tepesine yerleşti. Önlerindeki dört senede tam yedi kere daha bunu başaracaklar ve albüm satışlarıyla gelmekte olan Britpop öncesi dönemin en çok kazanan grubuna dönüşeceklerdi. Ki bu dönemde Blur, Pulp ve Suede gibi isimler ortaya çıkmıştı…
Her grubun başına gelen şey 1995’te Take That’in de kaderine dönüştü. En az Gary Barlow kadar şarkı yazan ve grubun en çok ilgi gören elemanlarından birine dönüşen Robbie Williams, direkt görmezden geliniyordu. Yazdığı şarkılar umursanmayınca o da grubu umursamayı bıraktı. Öyle ki, Nigel’ın kendisinden nefret ettiğini bilse de röportajlarda grubun çizdiği imajı bozup gerçeklerden konuşuyordu. Bu duruma yol açan şey de aslında sürekli başarılı kalma baskısıydı. Elde ettiklerinin tadını çıkaramadan stres ve kaosla baş başa bırakılan Take That, hayranlarını üzdü. Hatta öylesine üzdü ki haberi alan hayranlar fenalık geçirip bayıldı. Bunun gerçekleştiğini belgeselde görebilmek de artı hanesinde kendine yer buldu.
Robbie’nin ayrılığıyla yola dört kişi devam etmek zorunda kalan grup sattıkları biletleri iade edemeyecek durumdaydı. Bu yüzden dört kişilik bir formülle yola devam ettiler. Ama yol bitmişti bir nevi. Nigel’ın baskısından bıkıp usananların arasına Jason Orange da eklendi. Dahası, Gary Barlow şarkı yazımında tamamen yalnız kalmıştı. Gruptaki her şeyin lideri konumuna gelmek sınırlarını zorladı ve yol, 1996’daki o meşhur basın toplantısına geldi. Toplantı sona erdiğinde “Kuş gibi hafiflemiştim çünkü artık özgürdüm.” diyen Gary Barlow, birkaç sene içinde başarısız albümleri sebebiyle işsiz ve plak şirketsiz kalacaktı. Sonrasında 18 ay evden çıkmadığı bir döneme girip kilo ve sağlık problemleri yaşaması da kapıdaydı. Robbie Williams ise Take That’ten ayrılsa da ilk teklilerinde ve çıkış albümünde başarıya ulaşamadı. Son şansı “Angels” idi. “Angels”ın çıkmasıyla beraber Robbie Williams, Birleşik Krallık’ın en önemli isimlerinden birine, ona alan vermeyen eski grubu Take That ise unutulmaya bırakılmıştı… Bunun acısını kazandığı her ödülde eski arkadaşlarına lafını esirgememesinden anlamak mümkündü. Belgeselde olmasa da özellikle “No Regrets” şarkısını dinlerseniz her şey biraz daha berraklaşacak…
Take That aktifken de ayrıyken de tutkalı Mark Owen’dı. Robbie Williams’ın her fırsatta Take That’e salladığı dönemde dahi hakkında iyi konuştuğu ve 2003’te Knebworth’te verdiği konserlerde sahnesine konuk olan biriydi. Take That üyeleriyle Robbie Williams’ın iletişimi sıfır düzeyindeyken BBC, “Take That: For the Record” adını verdiği bir belgesel için grupla temasa geçti. O dönemde insan içine karışmayı bırakıp kilo sorunu yaşayan Gary Barlow, haber geldiği gibi eski koşu ayakkabılarını ortaya çıkarıp spora bile başlamış ki insanların gözünde ‘kaybeden’ olarak gözükmesin… Beş üyenin dördü bir araya gelmiş ama Robbie, buluşmaya gelmemişti. Hatta nazire yaparcasına gönderdiği videoyla herkesin sinirini iyice hoplatmıştı. Ancak ne olursa olsun bu belgesel Take That’in geri dönüşü oldu.
O gece ülke çapında en çok izlenen program olurken organizatörler geri dönüş turnesi için onlarla temasa geçti. Hatta geçmenin ötesine geçip süreci hızlandırdılar ve biletler kapış kapış gitti. Üzerine yeni bir albüm yaptılar ve 90’lardaki kadar olmasa da 2006’da tekrar bir Take That rüzgârı başladı. Robbie ise aynı dönemde psikolojik olarak zor günler geçiriyordu. Mark’ın aracılığıyla grup üyeleri ilk kez 2009’da tekrar bir araya geldi. Belgeselin final bölümüne denk gelen bu süreçteki arşiv taraması ve tüm üyelerin hiçbir filtreye ihtiyaç duymadan konuşması, yapımı izlemeye değer kılıyor diyebiliriz. Özellikle grubun en dışa dönüğü ve komiği gibi duran Robbie Williams’ın, aslında en içe kapanık üye olduğunu ve yıllardır sahne korkusuyla yaşadığını görmek garip. Grubun New York’taki stüdyo sürecini ve 2011’deki geri dönüş turnesi, bu buluşmanın kısa süreli olsa da gerçekleşmesinin önemini de gösterdi. Turne bitince önce Jason, sonra da Robbie gruptan ayrıldı. Gary, Mark ve Howard, o günden beri yola üç kişi devam ediyor.
Take That’in ilk beş yılında yaptıkları ve özellikle Birleşik Krallık popüler kültüründeki etkisi, hiçbir şey yapmasalar bile onları yaşatmaya devam edecek güçte. Belki de bu yüzden iki ileri bir geri bir kariyere sahip oldular. Ancak bazen fikir ayrılıkları ve damak tadı farkları peynirin yemekteki kullanımına kadar gidebilir. Önemli olan oradan nasıl çıkabildikleri. Ya da çıkıp çıkamadıkları. Take That’in kariyerinin soru işaretlerine neden olması da bu yüzden…