
Zendaya ve Robert Pattinson’ın başrolde olduğu, pazarlama anlamında tonlarca malzeme sunan bir filmin ticari olarak vizyon yolculuğuna 1-0 önde başlayacağı yadsınamaz bir gerçek. The Drama’dan film izlemeyi seven biri olarak tatmin oldum mu derseniz cevabım ortada olacaktır. Filmden bana en çok kalan şey Emma ve Charlie’nin oturdukları evin güzelliği oldu.
Geçtiğimiz aralık ayında Amerika’da bir gazetede The Drama’nın başrol oyuncuları Emma ve Charlie’nin sahte nişanlarının ilanı yayınlandı. Daha sonra bir düğün fotoğrafçısı (@normandandblake) kendi müşterisiymiş gibi bu çiftin fotoğraflarını Instagram sayfasından yayınlamaya başladı. Biraz daha sonra bu ikilinin düğün videosu yayıldı ve bu planlanmış kurgu The Drama’nın promosyonu açısından kayda değer bir başarı yakaladı.
Fanlar; film promosyon döneminde partnerlerine aşık gibi davranan (bkz: Margot Robbie- Wuthering Heights) oyuncular yerine deyim yerindeyse “dude” enerjisi veren Zendaya ve Robert Pattinson’ın tavırlarından dolayı övgüler sıralıyor. Başroller bu denli sevilen ve başarılı bulunan oyuncular olunca filmin niteliği ve ne anlattığı da ister istemez ikinci planda kalıyor.

İlk dakikalarda kalbimizi ısıtan ve birbirlerini çok sevdiklerine şahit olduğumuz Charlie ve Emma’nın düğünlerine biraz kala ortaya çıkan bir sır ortalığı biraz bulandırıyor. İlgi Manyağı (Sick of Myself) filmiyle daha geniş kitlelerce tanınan Kristoffer Borgli’nin absürt mizahını da yansıttığı The Drama; bu sırrın ortaya çıkmasından itibaren deyim yerindeyse tekinsiz bir atmosferi başarıyla yaratıyor. Çiftimizin yakınlığının yabancılaşmaya dönüşümüne şahit olurken bolca gülmeyi de ihmal etmiyoruz. Emma ve Charlie’nin karanlık ve inişli çıkışlı duygularını izlemek çok keyifli olsa da seyirciye sunduğu malzeme biraz sınırlı kalabiliyor
Borgli’nin, Zendaya ve Robert Pattionson’ı Zendaya ve Robert Pattinson olarak değil Emma ve Charlie olarak izletebilmesi önemli bir başarı. Çünkü kendi kimliğinin karakterin önüne geçebileceği isimler başrolde. Ancak ikisi de uyumlular ve karakterlerini başarıyla canlandırıyorlar.
The Drama’nın çiftlere film bittikten sonra sen ne yapardın sorusunu sormayı hedeflediği ve bunu başardığı kesin olsa da Charlie ve Emma’nın ilişkilerine dair daha katmanlı bir şey izlemek isterdim.

Şu anda dünyada en çok konuşulan oyunculardan biri şüphesiz Zendaya ki kendisi The Drama için şöyle bir strateji izledi: ABD’de düğün öncesi bir gelenek olarak kabul edilen “something old, something new, something borrowed, something blue” algısını modern bir moda anlatısına dönüştürerek dikkat çekti. Her bir gösterimde bu temayı stiline ince ince yediren Zendaya, arşiv parçalardan ilham alan vintage dokunuşları (something old), yeni sezon ve özel tasarım seçimlerle (something new), geçmiş moda referanslarını ödünç alır gibi yeniden yorumlayan siluetleri (something borrowed) ve özellikle mavi tonlarını öne çıkaran güçlü görünümleriyle (something blue) kırmızı halıyı adeta bir hikâye anlatım alanına çevirdi. Bu yaklaşım, filmin ilişki ve gerçeklik yalnızca bir stil tercihi değil, aynı zamanda promosyonun yaratıcı bir uzantısı olarak yorumlandı.
The Drama, merak uyandırıcı konusu, başarılı oyuncuları ve ilgi çekici pazarlama kampanyası ile sinemalarda.