Geçenlerde Blur hattından 1990’lı yıllara uzanmıştık. Şimdi takvim yapraklarını biraz daha günümüze yaklaştırıyoruz. Milenyum sonrasındaki süreçte ortaya çıkan The Kooks bizimle.

Bekir ÖZGÜR AYBAR / [email protected]

BAŞLANGIÇ

2004 yılında başlayan bir hikâye onlarınki. Birkaç yıl boyunca neler yapabileceklerini düşünüp görece lokal mekanlarda sahne alıyorlar. Ardından Virgin Records’ın dikkatini çekmeyi başarıyorlar. Evet, bundan 17 yıl önce güçlü bir plak şirketi çatısı altında hareket etmek hala önemli bir fark yaratıyordu. Onlar da bu farkı hissettiler.

PLAK ŞİRKETİ ETKİSİ

2006 yılında ilk stüdyo albümleri Inside In/Inside Out yayımlandı. Bir anda MTV’nin radarına girdiler. Evet, o zamanlar TV’de yer almak da fiyakalı bir şeydi. Bugün elinizin altında olan tüm sosyal medya platformlarını unutun ve yanınıza bir tek e-mail kutunuzu alın. İşte öyle bir dönemden bahsediyoruz.Inside In/Inside Out büyük iş başardı The Kooks adına. Brit Awards’ta bile iz bırakmayı başardılar. Avustralya ve İrlanda gibi ülkelerde müzik listelerinin zirvesine çıktılar.

ROCK’N’ROLL VURGUSU

The Kooks üyeleri dibine kadar indie rock yansımasına sahip gençlerden kuruluydu. Afili saçlar, kıyak giysiler ve o olmazsa olmaz umursamaz tavır. Bu imaj aynı zamanda klişe olmayı da beraberinde getiriyordu belki de. Ama neden sorun olsun ki? İyi para kazandılar. İyi sahnelerde performans sergilediler. Kariyer zirvelerini ise ikinci albümleri Konk ile yaşadılar.

ZİRVE ÇİZGİSİ

Konk gerçek bir indie rock albümü. Şarkıların sözlerinde anlam aramayacağınız, davulun, gitarın, bass yönünün ve en ön cephedeki vokalin muazzam uyumu albümü aldı götürdü. 2008 tarihli bu uzunçalar Britanya’da 1 numara oldu. Bu sıra dışı bir başarıydı. Öte yandan Guardian, NME ve Pitchfork gibi müzik mecraları Konk üzerinden The Kooks’u yerden yere vurdu. Kritiklerde çakıldı albüm. Öte yandan insanlar dinledi ve kabullendi Konk albümünü. 2008 yılında Avrupa’da uğramadıkları ülke kalmadı. Birleşik Amerika’da da kapsamlı bir turneye imza attılar.

the kooks ozel dosya

ŞARKILARDAKİ BASİTLİK

Yukarıda biraz bahsettik ama ek bir parantez de açalım. Şarkı sözü parantezinden bahsediyorum. Grubun lideri Luke Pritchard açıkça şunları söylüyor: “Hissettiğim neyse onları yazıyorum. Makyaja ya da karmaşık bilgi akışına ihtiyaç duymuyorum. Asla şarkı sözü yazıp sonra şarkı yapmıyorum, bunu gerçekten zor buluyorum. Bu gerçek bir yetenek gibi.” Sadece iki dakika süren bir şarkıları da var onların, beş dakika üstünde seyreden şarkıları da… Daima ritmi önemsiyorlar. Nakaratlardan tempoyu yükseltip bir pop işi çıkarıyorlar ortaya. Tam da bu yüzden bir kesim tarafından ağır eleştiriler alıyorlar.

KALICI OLAMADILAR

The Kooks kariyerini sonlandırmadı, ancak etki gücünü de günümüze kadar yansıtmayı başaramadı. Son olarak bundan üç yıl önce Let’s Go Sunshine isimli bir albüm çıkardılar, ancak etkisi oldukça dar bir alanda gerçekleşti. Onların yaptığı müzik ilk iki albümlerini çerçevelemeyi başardı sadece. Başarıyı sonrasında sürdürmek için yeni keşifler, yeni güzergahlar bulmaları gerekiyordu. Bunu yapmayınca da yaşarken geçmişiyle anılan bir topluluk oldu The Kooks. En nihayetinde bardağın dolu tarafına bakalım. Konk albümün dinleyin. Çok seveceğinize eminim.

the kooks ozel dosya3

Ekstra Madde:

Bir zamanlar Rock’n Coke diye bir festivalimiz vardı. Kariyer zirvesini yaşayan Arctic Monkeys’i tam o kariyer zirvesinde tutup karşımıza çıkarırdı. İşte The Kooks da İstanbul’a Rock’n Coke sayesinde gelen isimlerden biriydi. 2011 yılında güneşli bir günde çakı gibi çaldılar ve gittiler. Bizde de o anların tadı kaldı. O gün o sahne önünde olanlardan bu yazıyı okuyan varsa selamlarımı iletiyorum.

BLURBANNER