Müzik dünyasının en sağlam ekiplerinden, 18 yıllık rock grubu TNK yeni albümleri Manik Depresif vesilesiyle Dergy’nin konuğu oldu.

Sebla KOÇAN / sebla@neovision.com.tr

2002 yılında Ankara’da kurulmuş köklü bir grup, TNK. Dolu dolu geçen yılların, dillere pelesenk olmuş şarkıların ardından ekip 2020’yi Manik Depresif albümüyle kapatmaya karar vererek dinleyicilerine bir sürpriz yaptı. Albümde grubun ilk göz ağrısı Sıra Bizde’den de 2 şarkı var. Bir Neşet Ertaş klasiği “Neredesin Sen” cover’ı ve birbirinden farklı 9 yeni şarkı daha… Rock grubu olmanın zorluğunu pandemi döneminde yaşamamak için teknolojinin nimetlerinden faydalanmışlar. Albüm kayıtları sırasında “Gitarlarımız ABD, Denver’dan gelirken baslar Manisa’dan, vokallerse İstanbul’dan geldi” diyorlar. Eski günleri özlüyorlar elbette, Ankara’da IF ve Manhattan günlerini mesela… Ama dijtal dünyanın sunduğu özgürlük de onlara iyi geliyor. Değişime direnmiyor, TNK. Ekiple merak ettiklerimizi konuştuk.

Yeni albümünüz Manik Depresif’in albümde bulunan 12 parçada anlatılan uç duygusal çeşitliliği ifade ettiğini öğrendik. Size göre albümün en manik ve en depresif şarkıları hangileri oldu? 
Hayvanlık Yapma ve Çiçek.

Grup içinde değişiklikler oldu ve bu albümde bas gitarda Safa Yasak ve gitarlarda Onur Işıklı ile çalıştınız. Ekibe taze kan girmesi nasıl oldu, birlikte neler deneyimlediniz? 
Bazı ideal ayrılıkları ve grup içi anlaşmazlıklar sonucu Basri ve Özgür’le yollarımızı ayırma kararı aldık. Safa ve Onur çok iyi müzisyenler ve çok iyi anlaşıyoruz, bu yüzden onlara hoş geldin dedikten sonra bir alışma dönemi nerdeyse hiç yaşanmadı. Bu ara yaptığımız provalarda grubun kuruluş yıllarındaki heyecanı tekrar hissetmeye başladığımız için çok mutluyuz. En önemli konu ise şu anki kadroda herkesin farklı müzik zevklerinin olması. Bu durum ilerleyen zamanlarda TNK’ye stil ve armoni açısından büyük zenginlik getirecektir diye düşünüyoruz.

Bu kez gerçekten de çok deneysel bir TNK albümüyle karşı karşıyayız. “Hayvanlık Yapma” marş tadında ilerler ve kendi içinde bile duygusal dalgalanmalar yaşarken, “Kolay Olmayacaktı” şiir gibi akan giden bir yapıda… En çok hangi şarkıda zorlandınız? 
Evet bu albüm aslında deneysel paçalarımızın da yer bulduğu bir albüm oldu. “Hayvanlık Yapma”, “Kolay Olacaktı”, “Kasap Et Derdinde” gibi şarkılar farklı tarzları tek parçada birleştirmeye çalışan oldukça rahatsız parçalar. İlginçtir ki en deneysel olmasa bile aralarında en çok zorlandığımız parça “Kasap Et Derdinde” oldu. Şarkı daha önce denemediğimiz ska, punk gibi türlere göz kırpıyor, şarkıyı anlamlı bir hale getirmemiz zaman aldı diyebiliriz.  

Manik Depresif’in kayıt süreci nasıl geçti? Salgın döneminde yayınlanmış olması sizleri etkiledi mi, bir araya gelmek ve üretmek zor oldu mu? Albümün yayınlanmasından sonra gelen tepkiler nasıl oldu? 
Kayıtları neredeyse tamamen online olarak hallettik. Herkes ayrı kendi stüdyosunda parçaların partisyonlarını çaldı ve ana merkez stüdyoya gönderdik. Orada Barış Yetkin (gizli kahramanımız) gelen partisyonları birleştirip şarkıları ortaya çıkardı. Şarkıların demoları daha önce hazır olduğu için bu süreç bizim için çok da sancılı geçmedi. Herkes ayrı şehirlerde hatta ülkelerde olmasına rağmen yine de kolay bir şekilde albümü bitirebildik. Mesela gitarlarımız USA Denver’dan gelirken baslar Manisa’dan, vokallerse İstanbul’dan geldi. Bizim gibi garaj müziği kafalı insanlar için tabi ki biraz ilginç bir tecrübeydi nihayetinde oldukça iyi bir sonuç aldık hem sound, hem aranjeler açısından.

“ANKARA’NIN KALBİMİZDE AYRI BİR YERİ VAR”

Albümde bir de Neşet Ertaş’ın kalplerimizde yeri ayrı olan “Neredesin Sen”inin cover’ı yer alıyor. Neden “Neredesin Sen”i coverlayıp albüme almak istediniz, Ertaş’ın sizlerin gönlünde nasıl bir yeri var? 
Albümde en sevdiğimiz işlerden biri. Oldukça farklı bir yorum olduğunu düşünüyoruz bu haliyle. Bu yorum 2014’lerde çıkmıştı fakat bir albüme koyup koymama konusunda hep tereddüdümüz vardı. Bu albüm çeşitlilik bakımdan çok uygun geldiği için şarkının yer alması gerektiğini düşündük. Neşet Ertaş bir efsane ve bu parçası en sevdiğimiz parçalarından biri.

Günümüzde dijital müzik platformlarının da varlığı sayesinde her hafta yeni bir şarkı yayınlayan müzisyen ve grupları gözlemliyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Siz neden albüm yayınlamayı tercih ettiniz, doğru zamanın geldiğini nasıl anladınız? 
Bu albüm yayınlanırken dijital platformların uygunluğu veya stratejik olarak doğru zamanın bulunması gibi konular hiç düşünülmedi, sadece elimizdeki birikime ve bizim için doğru zamanın ne olduğuyla ilgilendik. Teklilerin çoğunlukla daha ticari olarak görüldüğü ve dijitalleşme sonrası hızlı tüketimin arttığı bu dönemde; ince eleyip sık dokuyan, yenilenmeyi, denemeyi ve sanattan ilham almayı seven artistler açıkçası çok daha fazla zorlanıyor.

TNK 2002’de Ankara’da kurulmuş, köklü bir grup. Şimdi dönüp baktığınızda, size neler hissettiriyor TNK’nın ilk şarkıları? Değiştirmek istediğiniz, pişmanlık duyduğunuz şeyler var mı mesela? 
Değişmekten, gelişmekten korkarak çocukluk hayallerimizin peşinden gidemeyeceğimizi çok erken yaşlarda öğrenme fırsatımız oldu. Biz gerçek anlamda içimizden gelen sevdiğimiz müziği yapıyoruz, ilk şarkılarımızla ilgili de bu hissi duyuyoruz en çok. Şimdi baktığımızda müzik değişirken TNK’nin değişmemesi beklenemezdi, bu yüzden pişmanlık olarak gördüğümüz de bir şey yok diyebiliriz.

Çok keyifli bir dönemdi, 2005-2010 arası Türkçe rock’ın yükseldiği dönem… İstanbul neredeyse bir konser başkentiydi, Beyoğlu’nda olmak bambaşka bir ruhtu. Ankara rock sahnesi bir başkaydı… En çok neleri özlüyorsunuz o dönemden, eski görkemli günlerimiz geri gelir mi sizce? 
Evet o zamanlar konsere giden seyirci albümleri alıp baştan sonra dinleyip, kendilerince bir hikaye oluşturuyordu gruplarla ilgili, benimseniyordu, sahipleniliyordu, hatta popülariteye kavuşan gruplar eski fanları tarafından eleştiriliyordu bile. Bu durum konserlerde bambaşka bir atmosfer ortaya çıkarıyordu. Tabii ki o zamanları özlüyoruz ancak yeni dijital dünya da bambaşka bir özgürlük vadediyor; çok yetenekli müzisyenlerin ortaya daha kolay çıkmasını sağlıyor ve sanatçılar açısından sanatı daha özgürce sunma şansı veriyor ve bu imkanlarıyla biz bu zamanları da seviyoruz. Ama Ankara’nın kalbimizde ayrı bir yeri var ve o zamanki Ankara seyircisinin de tabii ki… Önce “mini bar”da içilir ardından IF’e, Manhattan’a gidilirdi konser izlemek için. Alternatif, soul, caz, blues, her tarza yer vardı Ankara sahnelerinde. Dinleyiciyi ve sanatçıyı geliştiren doyuran zamanlar…

KISA KISA 

  • Ne zaman canım sıkılsa, kendimi iyi hissetmek için dinlediğim şarkı…

Caner: Queens of the Stone Age – I Sat By The Ocean
Onur Ertem: Depeche Mode – Never Let Me Down
Safa: Kendimi iyi hissetmek için genelde yürüyüşe çıkmayı ya da eş dostla sohbet etmeyi tercih ediyorum. O yüzden “şu şarkı” gibi bir özellemem yok.
Onur Işıklı: Areti Ketime – Dimitroula Mou

  • TV karşısına geçtiğimde izlemeden geçmeyeceğim dizi…

Caner: İzleme alışkanlığım olmadığı için örnek veremiyorum.
Onur Ertem: Battlestar Galactica
Safa: Çok uzun zamandır televizyon seyretmiyordum, hatta hiç satın almadım desem bilmem inanır mısınız 🙂 Ama son günlerdeki favori dizim “Dark” oldu.
Onur Işıklı: Türk yapımı olanlardan “Şahsiyet” ve “İkinci Bahar”, yabancı da artık baymış olsa da hayır diyemediğim “How I Met Your Mother” bir de “Dexter”…

  • Bana göre müzik yapıyor olmanın en güzel tarafı…

Caner: Bana kattığı vizyondur
Onur Ertem: Özgürleşmek, başka bir dil konuşmak, kozmos ile bağlantı kurmak
Safa: Kafamızın içinde duyduğumuz sesleri bir enstrümanda ve/veya bilgisayar ortamında bulup, birleştirip bir ifade şekline dönüştürme süreci; bu süreçte sürekli öğrenmemiz ve hayal gücümüzün sınırlarını keşfetmemiz.
Onur Işıklı: Müziğin en güzel tarafı manevi dünyaya VIP giriş kartı gibi olması. Kendim yaparken araya bir şey girmeden meditasyon kendiliğinden beni bulabiliyor. Üstüne bir de seyirciyle etkileşim başlıyor ve paylaşılan büyük bir maneviyat ve meditasyon ortamı oluyor, sanki konuşmadan konuşuluyor. Yapmayan kimse bilemez bence, çok ayrı bir his sahnedeki o enerji geçişi ve dönüşü.

  • İzleyicisi olarak gittiğim ve en unutamadığım konser…

Caner: Küçükçiftlik Park’ta Blonde Redhead
Onur Ertem: Twenty One Pilots
Safa: ODTÜ KKM’de Telvin (Erkan Oğur,Turgut Alp Bekoğlu,Ozan Musluoğlu,Evrim Demirel)
Onur Işıklı: ODTÜ KKM’de, Avishai Cohen’in, piyanoda Shai Maestro ile geldiği konser, müthiş bir performanstı. Roskilde Festivalinde Modeselektor ve Björk. Sahne ve görsel sanatların bu kadar zekice ve iyi bir müzikte birleşeceğini görmek inanılmazdı. Bir de Morrissey İstanbul konseri. Yılların bekleyişi sona ermişti, özel bir yeri var onun da.

  • Müzik dünyasında istediğim biriyle çalışma şansım olsa, bu isim … olurdu.

Caner: Guy Sigsworth
Onur Ertem: Aziza Mustafa Zadeh
Safa: Takip ettiğim ve etkilendiğim birçok enstrümanist, besteci ve prodüktör var, bir liste yapacak olsam uzar gider. Kısaca arkadaş olduğum/olabileceğim insanlarla birlikte müzik yapmak/çalışmak gibi bir ideolojim var diyebilirim.
Onur Işıklı: Rolling Stones, Patrick Watson. Türkiye’den de Dandadadan olabilir. Gitar girince işler değişebilir diye düşünüyorum 🙂

  • Son dönem Türkçe rock müzikte bana göre gelecek vaadettiğini düşündüğüm ekip…

Caner: Açıkçası şu aralar dinlediklerim arasında yok
Onur Ertem: Journers
Safa: Son zamanlarda bu tür dinlememeyi tercih ediyorum aslında, bu çalışmadığım yerden geldi 🙂
Onur Işıklı: Türkçe Rock olmasa da Türkiye’den rock olarak The Ringo Jets ülke dışında bile yerlere gelebilir diye düşünüyüorum, keza The Away Days’in de kendilerine has işler yaptığını düşünüyorum.