İhsani’yi, Mahzuni’yi müziğinin merkezine konumlandırmış, hem Syd Barrett saykoledisinden  hem Captain Beefheart’ın kendine has muzır tavrından beslenen, Anadolu folk türünün varislerinden müzik gezgini biri Umut Adan’ı Dergy’de ağırladık. 

Fadıl DİNÇER / [email protected]

2010’da ilk 45’liği Gülerler Bize/Beni Seçtiğin Bu Yerde ile The Wire’ın kendisinden “Türk delikanlının çok cool çıkışı” sözleriyle bahsettiği Umut Adan, 2013’te ikinci 45’liği Sevdiğimi Seçtim/Güneş’i çıkardı. Ertesi yıl, Jack White’ın dünya turnesinin İstanbul konseri için ön grup olarak seçilen ve 2019’da, İngiliz plak şirketi Riverboat Records etiketiyle çıkan Bahar albümünde The White Stripes ile Grammy alan prodüktör Liam Watson ile çalışan Umut Adan’ın albümü kendi alanında yılın en iyi albümleri arasında ilk sıralarda yer aldı. Anadolu Pop/Rock hareketinin büyüsüyle, dönemin saykodelik tınılarını başarıyla bugüne taşırken dinleyiciye sahici bir “vintage” atmosfer sunduğu bu analog albüm, dünya otoritesi Jazz dergisi Downbeat’ten 4 yıldız aldı. Ardından Türkiye’ye dönen  ve hayatının bir bölümünü kapsayan mesafelerin getirdiği duygularla  son teklisi “Eflatun Kardeşler”i yayınlayan Umut Adan ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle sizi geç tanıdığım için kendime epey kızıyorum ve bizleri tanıştırdığı için Engin Akıncı’ya ve Hadi Elazzi’ye teşekkürlerimi sunuyorum. İstanbul’da başlayan yolculuğunuz İtalya, oradan Avrupa’ya kadar uzanıyor. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Yok yok kızmayın. Evet İstanbullu bir müzisyenim. Üniversiteyi İtalya’da okudum ve birçok grupta çaldım, müzik yaptım. Sanat görüşüm, müziğe ve müzik üretimine olan bakışım orada şekillendi. İstanbul’daki zamanlarda da, kafamda ne istediğimle ilgili fikirlerim vardı ama birçok kavramda sanat ile ilgili prensipleri İtalyan sanatçılardan ve onların sanata ve hayata bakışından öğrendim. Buna orada görüp yaşama imkanı bulduğum toplum-sanatçı ilişkisi de sebep oldu elbette. Bu sebepten beni nereye götürürse götürsün yapacağım işleri oradan yapmaya başlayıp estetiği netleştirdikten sonra ülkeme dönmek istedim. Olayların gelişimi de beni aynı bu şekilde, ülkeme elimde bir plakla dönmeme neden oldu.

Ben sizi müziğin gezgini olarak görüyorum. Müziğiniz gittiğiniz gördüğünüz yerlerin tınılarını, duygularını, tavırlarını da barındıyor. Fakat ana merkezin Anadolu olduğu gayet açık. Yolculuğunuzun ilk durağının İstanbul olmasından mı kaynaklı?

Kesinlikle. İstanbul demek Anadolu’nun her kesiminden sesleri de barındırmak ve bu kültürel zenginliğin getirdiği ses kaosunu takip etmek oluyor. Sizi takip eden sesler duygularınızı da şekillendirmeye başlayacaktır. Bir şey duygularınızın köklerini oluşturdukça üretiminizin de ana hatlarını oluşturuyor demektir. Benim İstanbullu olmam da elimde böyle bir cevher bulmama sebep oldu. Elbette ki ben coğrafyamızdan topladığım verileri alışılageldik bir şekilde çalışmıyorum. İtalya ve Avrupa’da geçirdiğim yıllarda aklımı “Artık sürekli üzülmek zorunda kalmayan bir ülkeyi nasıl oluşturabiliriz?”, “Bunda şarkılar ne yapmalı?” gibi bir yol haritası üzerinden şekillendirdim adımlarımı.

Her ne kadar temsili olsa da melodi ve sözleri, sanki bizlerin tasalarını tekrar etmeden ama gerçeği de hep hatırlatarak, hatta altını çizerek ancak kuru hüzün temasını eksilterek şarkılarımı yazmayı öğrenmeye çalıştım. Ülkemizde biliyorsunuz herkes ve her şarkı üzgün, çünkü insanların üzüntü ve kederden başka anlatacak başka bir şeyi yok şarkıda. İşte benim kafam o pes etmişliği, ezikliği pek sevemedi. Ne sözlerim, ne ürettiğim melodiler ağlayan bir şarkı formatını kabul etmedi. Kendim topladıklarımı umut teması üzerinden şekillendirdim. Benim naçizane görüşüme göre de olay o noktada kopuyor. Sizi yoranlara rağmen kendinizi ve etrafınızı sevip, elbirliğiyle huzur üretmeyi bilen bir toplum olunacağınızın inancı, gelişim ve mutluluk temalarının körüklüyor, mutluluğu üretiyor.

Evet Anadolu müziğimin merkezinde ama Anadolu’nun bıraktıklarını tekrar etmek veya suistimal etmek yerine kendi emeğimle müziğe katkıda bulunmak ve eklemeler yapmak istiyorum. İşte benim davam da buradan yürüyor.

umut adan dergy3

Siyasal Bilimler Fakültesi’nde okumak için İtalya’ya gittiniz. Hatta doktoraya bile başlamışsınız o dönem. Fakat birden hayatınızda bir değişim oluyor. Neydi bu değişim? Ve devamında Jack White’dan Beaches Brew festivaline uzanan hikayeniz nasıl başladı?

Evet, eğitim hayatım benim yaşamımı gerçek anlamda şekillendirdi. Önümde bir akademik kariyer imkanı da doğuyordu, sınavı da kazanmıştım İtalya’da. Ancak benim çok büyük bir merakla teslim olduğum bir içgüdü takibim vardır. Eğer müzik ile tam zamanlı bir hayat yaşamazsam mutsuz olacağımı düşünüyordum o zamanlarda. Doğru da yapmışım ben bir müzik insanıyım, hayatım bu. Bana gençliğimde yol gösteren insanlardan da bunu gördüm. Bir şeyi tam yapmak lazım. Kararımı bir anda verdim ve yoluma devam ettim. Çok zevk alıyorum böyle büyük kararları hissiyat üzerinden almaktan. Çünkü çok sevdiğim bir İtalyan ozanın da söylediği gibi: “Zamanında seçmeyi bilmek lazım, deneme-yanılma işe yaramıyor”. Kararlarında net olmayı seven günümüzün terimlerinden “old school” bir yaşam tarzım var.

Bu bakış tarzı beni hep çok beğendiğim müzisyenleri ve müzik insanlarını takip etmeye “çabuk tırmanacağım” kafasını ötelemeye yönlendirdi. Burada da yine içimden geleni takip ettim. Hep sevdiğimi seçtim. Batı demokrasilerinde sanatçının özgür ve özgün üretim yapıp yolunu belirlemesi bir nebze daha kolay bizim ülkemize göre. Kendime sadık kalarak yürümeye çalıştım. Bu da beni kafa karıştırmayan ve yürek dolduran şeyler yaşamaya götürdü sanatta. Evet Jack White ve ekibi benim açmamı istemiş konseri ama o olayın sonuç noktalarından. Önemli olan oraya nasıl gelindi. Ben Beaches Brew’e İtalya’da kökleri olan bir müzisyen olsam da bir türlü gidemedim derken bir anda kendimi sahnede buldum. Bu da cilvelerle dolu hayatın küçük bir hediyesi oldu.

umut adan rop dergy

Müziğinizde ilk dikkatimi çeken şey kendinize has bir soundunuz var. Bir atmosfere sokuyor sizi başlar başlamaz. Bildiğim kadarıyla analog kaydı tercih ediyorsunuz. Analog kaydın bu atmosferin yaratılmasında rolü nedir? Dijital dünya bu atmosferi yok mu ediyor?

Analog kayıt onu temsil eden öğeler bir araya geldiği zaman anlamlı bence. Bir şarkıyı “neden” analog kaydettiğinizi bilmeniz lazım. Makara her döndüğünde analog ruhta bir iş yapılıyor diyemem her zaman Benim bunu yapmakta nedenlerim vardı. Eski Anadolu’yu, fakir ve cömert Anadolu’yu görmüş ve ona hayran kalmış bir çok insan tanıdım dünyanın her yerinden. Syd Barret’in üretebildiği tahayyülü, Muhlis Akarsu’nun ruhuyla birleştirmeye çalışmak bana bu görüşü getirdi. İlk dönem çalışmalarımı bu prensipler üzerinden yürüttüm.

Dijital bu atmosferi yok edebilir belki ama başka atmosferleri de güçlendirebilir. Her şey neyi yapmak istediğinize ve yolun başındaki niyetinize bağlı. Özel bir dijital karşıtlığım yok. Analog ve vintage bir ruh benim o sıradaki o çalışmalarım için bir kaçınılmazdı. Bundan sonrası öyle de olabilir, daha değişik de.

Son tekliniz Eflatun Kardeşleri İstanbul’un kadınları için yazdığınızı söylemişsiniz. Sizi buna iten motivasyon neydi? İstanbul’a döndüğünüzde ne hissetiniz ki bu şarkı ortaya çıktı?

Sorularınız arasında vereceğim en kısa cevap bu. Bu kadar kişisel özgürlük mücadelesinin olduğu bulunduğumuz bu yer ve zamanda kadın olup hayatında arzularını takip etmeye yeltenmek gerçek bir cefa demek oluyor. İşte bu zorluğa olan saygımdan yazdım Eflatun Kardeşler’i. İstanbul’da bir ömür arayan insanlar ve kadınlar için yazdım.

umut adan dergy4

Pandemi nedeniyle iki yıldır tüm dünyada konserler gerçekleşemedi maalesef. Bu yaz başı itibariyle Avrupa’da konserler  kontrollü bir şekilde yavaş yavaş başladı. Sizin de ertelenen bir Avrupa Turneniz vardı. Nedir son durum? Sizi ne zaman sahnelerde görebileceğiz?

Benim beklemede olan bir Avrupa turnem var 2022’de başlayacak olan. Avrupa’da şu an uzun turne kararı almak oldukça riskli olabilir diye sene başını bekliyoruz. Ama daha dün bir İngiltere turnesi lafı geçti ekibimde ama ben temkinli olmak istiyorum. Sonbaharda bu turne belki gerçekleşebilir yazın da bir kaç İtalya konseri var gibi görünüyor. Bakıp göreceğiz.

Ancak garibinize gitmesin, ben ülkemde çalmayı, insanımla çalmayı her şeyden çok özledim. Benim esas beklediğim haberler ülkemden geliyor. Benimle çalışan kişilere de bu konuda güveniyorum. Umarım bu yaz için güzel haberler gelecektir.

Geçen hafta Galata Kulesi, Kuledibi Meydanı’nda çaldım. Yaşadığım mutluluğu anlatamam.

Dijitalleşmiş dünyada müziğinizin sıcaklığı bize çok iyi geliyor. Sizi önümüzdeki günlerde  ne gibi projeler içerisinde göreceğiz. Gelecek planlarınızı biraz anlatır mısınız?

Çok teşekkür ederim bu güzel düşünceleriniz için. Sıcaklık ve sarı benim müzikte aradığım ikili olmuştur. İkisi de ilk soruda bahsettiğim arayışımın sembolleridir. Gelecekle ilgili planlarım yeni çıkacak olan single’ım, arkasından yapmayı programladığım albüm ve ülkemi asla es geçmeden devam edecek olan bir müzik hayatı. Şu an İstanbul’da bir noktada etrafıma bakıyorum.

KISA KISA 

  • İlk gittiğim konser hatırladığım kadarıyla Ray Charles Açıkhava Tiyatrosu.
  • Son aldığım plak: Klasik müzik almıştım. Beethoven
  • İlk profesyonel kayıt yaptığım stüdyo İtalya’da tarihi bir akıl hastanesinde bulunan eski bir kayıt stüdyosuydu.
  • Mordecai Richler’in Barney’s Version okuduğum en iyi kitaptır.
  • Pandemi sürecinde Açık Radyo programcısı olduğumu öğrendiğim an en unutamayacağım andır.
  • Bisiklet olmasaydı daha sıkıcı bir hayatım olabilirdi.
  • Son dönem isimlerden St. Vincent ve Riccardo Sinigallia’yı çok beğenerek dinliyorum.