
Müzik dünyasının en köklü ve sarsıcı karakterlerinden biri olan Alice Cooper, 13 Haziran’da Lifepark İstanbul’da vereceği konserle İstanbul’u bir kez daha “shock rock” ateşiyle yakmaya hazırlanıyor. Sahneye koyduğu giyotinler, boa yılanları ve teatral dehşetle rock tarihinin akışını değiştiren bu yaşayan efsane, 61 yıllık devasa kariyerinin en formda döneminde karşımızda duruyor. Şimdi Vincent Furnier’ın yarattığı o ikonik maskenin ardındaki sırları bizzat kendisinden dinliyoruz!
Röportajımıza aslında Alice Cooper efsanesini yaratan duygudan yola çıkarak başlamak istiyorum, yani korkudan. Alice Cooper denildiğinde aklımıza ilk olarak korku ve dolayısıyla shock rock geliyor. Shock rock’ı tasarlarken ilk hedefiniz neydi: Sektörü provoke etmek mi, eğlendirmek mi, düşündürmek mi?
Alice Cooper’ın hâlâ en sevdiğim rock yıldızı olması bence çok komik. Ben Alice Cooper’ı, kendimin en sevdiği rock yıldızı olması için tasarladım. Sahne dışındaki halimle o karakterden ne kadar kopuk olduğumu buradan anlayabilirsiniz. Onu, eğer seyircilerin arasında olsaydım görmek isteyeceğim karakter olarak yarattım. Kimi görmek isterdim? Nasıl görünürdü? İşte o Alice Cooper olurdu. Alice hâlâ benim favori rock yıldızım olduğu sürece, her şey yolunda demektir.
Korku kültürünü sevenlerin geçmişinde mutlaka bunu tetikleyen bir şeyler vardır diye düşünüyorum. Sahnedeki “korku” estetiğinizin kökeninde hangi çocukluk anıları ya da kültürel imgeler var?
Korku filmlerini her zaman sevdim; beş, altı, yedi, sekiz yaşlarındaki küçük bir çocukken bile. Korku filmlerine karşı her zaman bir hayranlığım vardı çünkü Cumartesi günleri çocuklarla sinemaya giderdik ve o filmlerde başka bir dünyadan gelen bir yaratık olurdu. Tabii ki gidip onu görmek istersiniz. Beni Alice Cooper yapan tek bir film düşünemiyorum; sanırım hepsinin birleşimi Alice Cooper’ı ortaya çıkardı.

Genç Alice Cooper olarak yapmak istediğiniz şeyleri gösterdiğiniz zaman sektör “bunu yapamazsın” dediğinde sizi motive eden faktörler nelerdi? Ayrıca siz zaten en başından beri sınırları aşıp aslında biraz önce de dediğim gibi provoke etmeyi de seven birisiydiniz, bir şeyleri provoke etmenin sınırı var mı sizce?
Biz gerçekten tiyatral olan ilk gruptuk. Bunu ortaya koyduk ve aynı zamanda ‘hit’ plaklar çıkardık. Bunu daha önce kimse yapmamıştı ve biz bir hit plak çıkarana kadar kimse bizi gerçekten ciddiye almıyordu. İkisine birden sahip olduğumuzda, bu durum David Bowie’ye, KISS’e ve daha sonra tiyatralleşen pek çok gruba kapıyı açtı. Yani bizim en büyük katkımız, plak şirketlerinin gözünde ‘olması gereken’ şeye boyun eğmememizdi. Biz olması gerekeni değiştirdik. ‘Neden tiyatral bir grubun hit şarkıları olmasın ki?‘ diye sorduk ve bunu gerçekleştiren biz olduk.
Her müzik dalında persona yaratmak önemli ancak rock müzikte personaların çok daha büyük bir önemi var bence. Siz Alice Cooper karakterini yaratırken Vincent Furnier nereye gitti? Alice Cooper’ın içinde bir yerlerde genç Vincent duruyor mu sizce?
Alice Cooper, biliyorsunuz ki sadece sahnede oynadığım bir karakter. Bu karakteri canlandırmayı gerçekten seviyorum. Ama o karakterin kontrolü tamamen bende. Ne yapacağını biliyorum. Ne yapmasını istediğimi biliyorum ve sahneden indiğimde artık Alice Cooper değilim. Alice Cooper sadece tiyatral dünyada yaşar. Sahnede yaşar. Gecenin sonunda kıyafet askılarına asılır ve bir gardırop kasasına kilitlenir. Benim evimde yaşamak istemez. Alışverişe gitmek istemez. Golf oynamak istemez. Evli olmak istemez. O sadece karakter olan Alice Cooper’dır. O, yüzüme taktığım bir maskedir. Alice Cooper’ı Captain Hook’u nasıl hayal ediyorsanız öyle hayal edin. Tamamen yaratılmış bir karakter yani; kişiliğimin bir parçası olarak başladı ama alkolü bırakıp ayıldığımda kendimi ondan ayırdım. Eğer her an o olmak zorunda kalsaydım delirirdim.
Sahnede yarattığı personalar müzisyenler için aynı zamanda bir kamuflaj olarak da görülür bilirsiniz. Peki bu yarattığınız karakter, sizi koruyan bir zırh mıydı yoksa zaman zaman içine hapseden bir hapishane miydi? Yani demek istediğim, Alice Cooper sizi özgürleştirdi mi yoksa bazen kaçmak istediğiniz bir hâle büründü mü?
Daha önce bahsettiğim gibi, eğer bir maske takıyorsanız sahnede tiyatral olmak her zaman daha kolaydır. Eğer makyaj yapıyorsanız, artık kendiniz olmak zorunda değilsinizdir. Artık başka biri olabilirsiniz. Harika oyuncuları harika yapan da budur. İyi oyuncular bir karaktere bakar ve o film için o karakter olurlar. KISS, sahnede KISS olur. Ben sahnede Alice olurum ama o Alice’i markette asla göremezsiniz, o ben olacağım. Ayrıca Alice oturup bir röportaj da yapmazdı.
1964 yılından beri yani 61 yıldır sahnedesiniz ve bu çok uzun bir serüven. Çok yönlü ve geniş bir kariyerin kimyasında ne yatıyor? Yetenek mi, disiplin mi yoksa her şeye rağmen güçlü bir direnç gösterebilmek mi?
Her durumda yapmanız gereken tek şey, nazik olmak. Evet, nazik olmanın çok zor olduğu zamanlar var, kabul ediyorum. Ama herkese eşit ve saygılı davranmalısınız. Bu, dünyayı çok ama çok daha kolay bir yer haline getirir. Genel olarak çevremde harika ve yanında olmaktan keyif aldığım insanlar var. Bazen bir projede özellikle hoşlanmadığınız insanlarla çalışmak zorunda kalabilirsiniz ama yine de onlara nazik davranırsınız çünkü onlarla sadece kısa bir süreliğine birlikte olacaksınız. Hayranlar konusuna gelince de; asla birinin o anını mahvetmemelisiniz bence. Bazen insanlarla tanışıyorsunuz, heyecanlı oluyorlar ve kendileri gibi davranamıyorlar. ‘Diva’lık yaparak birinin o özel anını asla mahvetmeme politikamız var. Bir şeyler imzalarım ya da fotoğraf çektiririm, neden olmasın ki? Ve tabii ki asla ama asla bir performansı ‘yarım ağızla’ yapmam. Eğer insanlar sizi izlemek için para ödüyorsa, her seferinde %100’ünüzü vermelisiniz. Dinleyicinize bunu borçlusunuz.
Alice Cooper kültü, imajı ve duruşuyla kendisinden sonra gelen birçok farklı türden ismi de derinden etkiledi. Marilyn Manson, Rob Zombie, Ghost ve hatta belki Doja Cat… Müziğe ve sizden sonraki jenerasyona böyle bir miras bırakmak size nasıl hissettiriyor?
Yani, eğer bir kapı açtıysam, bu diğer sanatçıların kendi karakterlerini yaratmalarına yardımcı olan bir kapıydı. Ve benden sonra gelenlerin her biri bunu farklı bir şekilde yaptı. Bence bu harika. Oturup bu gruplara bakıp ‘Vay be, şimdi rekabet etmem gereken birileri daha var‘ demiyorum. Bu ben değilim. Alice Cooper’ın yaptıklarından çok memnunum ve kendimi daha büyük göstermek için diğer grupları kötülemeye ihtiyacım yok. Olmak istediğim kadar büyüğüm zaten.

Rock tarihinin en büyük dönüşüm ve kırılımının ne olduğunu düşünüyorsunuz? Ve sizce rock hâlâ 80’lerde görüldüğü kadar tehlikeli bir müzik mi; tehlikeli değilse de sebebi kültürün değişimi mi yoksa müzik endüstrisi mi?
Rock müzik temelde kabilevidir. İnsanların seyirciler arasında olmayı ve bu müzikle dans etmeyi sevme nedeni budur. 4/4’lük bir ritimdir, bilirsiniz. Temelde blues kökenlidir. Hepimiz Chuck Berry’den geliyoruz ve o temelle ne yaparsanız yapın, o sizi siz yapar. Rock and roll’un tehlikeli olması gerektiğini düşünüyorum. Ama aynı zamanda rock and roll ile politikanın bir arada olması fikrini hiçbir zaman sevmedim. Her zaman rock and roll’un politikadan bir kaçış noktası olması gerektiğini düşündüm. Bunun gürültülü bir ses olduğunu anlıyorum. John Lennon her zaman beni daha politik biri yapmaya çalışırdı, ben de ona hep şunu söylerdim: ‘John, sen dünyayı değiştirmeye çalışıyorsun. Ben ise onları eğlendirmeye çalışıyorum!’

Biraz önce rock ve metal müziğe bıraktığınız mirastan bahsetmiştik. Peki daha da ileriyi düşünecek olursak 50 yıl sonra Alice Cooper, nasıl ve hangi yönüyle hatırlanmak isterdi?
50 yıl sonraya ne kalacak? Müziğiniz mi yoksa kim olduğunuzun efsanesi mi? Evet, hikayeler hâlâ orada olacak ve o gizem baki kalacak. O her zaman orada olacak. Ama gerçekten kalıcı olanın şarkılar olduğunu düşünüyorum. Her şeyi sadeleştirdiğinizde olay şarkılarda biter; bu bize Beatles’ın öğrettiği bir şeydir. İnanıyorum ki insanlar 200 yıl sonra bile Beatles şarkılarını çalacaklar çünkü onlar bence harika şarkılar. O müzik dönemi, bize makyaj yaptığımız ya da şunu bunu yaptığımız için değil, şarkı iyi olduğu için güncel kalmayı öğretti. Şarkı ne kadar iyi? Bir grubu 50-60 yıl ayakta tutan şey budur. Önemli olan şarkılardır. İşin sırrı ise bunlardan kaç tane yapabileceğinizdir.
13 Haziran’da Türkiye’ye geliyorsunuz ve hepimiz bu konser için çok heyecanlıyız! İstanbul’a daha önce de geldiniz ve konserlerinizde büyük bir ilgiyle karşılaştınız. Peki İstanbul gibi kaotik ve büyülü bir şehir size ne hissettiriyor? Gotik, teatral ya da mistik çok yönü var İstanbul’un bildiğiniz gibi.
İstanbul’da gerçekten egzotik bir şeyler var. Çünkü mesela, herkes Fransa’nın nasıl bir yer olduğunu bilir. İtalya’yı bilir, Londra’yı ya da Rusya’yı da bilir. Türkiye ise bambaşkadır. Orada romantik bir hava var. Seksi bir yer. Gizemli, anlatabiliyor muyum? İlk geldiğimde ‘Türkiye’ye gittiğimde nasıl bir yerle karşılaşacağım?‘ diye düşünmüştüm. İstanbul’a vardığımda kendimi her an bir James Bond filminin içindeymişim gibi hissettim. Gerçekten eğlenceli bir yer ve insanları muazzam. Dünyanın en tatlı insanları bence. Üstelik şehir gerçek bir rock and roll ruhuna sahip.
Ve yine 13 Haziran’daki konserde sizi izleyecek olan Türkiye’den fanlarınız, nasıl bir deneyimle karşılaşacaklar? Korkuyu iliklere kadar hissettirecek misiniz?
İnsanlar, Alice Cooper neredeyse 78 yaşında diye bu sahne şovunu öylesine geçiştireceğimizi mi düşünüyor, bilemiyorum. Şovumuz şu an zirvesinde. En yüksek formumuzdayız. Şu an, çalıştığım en iyi grupla birlikte enerjimizin en yüksek noktasındayız ve bu grup sahnede ortalığı kesinlikle birbirine katacak. Her türlü gruba karşı da meydan okuruz ve gecenin sonunda insanlar Alice Cooper şovunu konuşuyor olur. Bunu o kadar uzun zamandır yapıyoruz ki artık işimiz bu oldu. Haftada 5 gece çalıyoruz ve dur durak bilmeden turnedeyiz. Bunu övünmek için söylemiyorum. Sadece, bu müzikal tiyatro sahnesinde yarattığımız canavarın unutamayacağınız bir şey olduğunu söylüyorum. Ve biliyorsunuz, yollarda karşı karşıya olduğumuz çok ama çok iyi gruplar var. Benim işim, en çok hatırladığınız şovun Alice Cooper şovu olduğundan emin olmaktır.
Son olarak da dergy.com okurlarına ve Türkiye’deki hayranlarınıza neler söylemek istersiniz?
Bu turnenin ilk konseri için Türkiye’ye gideceğimizi duyduğumuzda herkes deliye döndü. Normalde Türkiye’ye turnenin ortasında veya sonunda gidersiniz; yorgun olursunuz ve genellikle tadını çıkarmaya vaktiniz kalmaz. Ama turneye orada başladığımız için oranın keyfini gerçekten çıkarabileceğiz. Bu gerçekten özel olacak, tahmin ediyorsunuzdur. Çünkü her zaman yapabildiğimiz bir şey değil. Bu yüzden İstanbul’a gelmeyi dört gözle bekliyoruz. Orada olduğumuz son seferde dinleyiciler bayılmıştı. Ve bence bu şovla gerçekten çok ama çok eğleneceğiz. İstanbul’da izlediğiniz son şovdan daha iyi olacak.