Röportaj

Alkan Avcıoğlu: “Farkı yaratan, müziğin arkasındaki düşünce ve anlam olacak”

Hakikatin bulanıklaştığı, gerçek ile performansın birbirine karıştığı bir çağda Post Truth soundtrack’i yalnızca bir film müziği olarak konumlarsak doğru ama eksik bir şeyler söylemiş oluruz. Çünkü şüphesiz, yaşadığımız dönemin sinir uçlarına dokunan işitsel bir kayıt aynı zamanda.
Batıkan Baksı - 3 Ocak 2026
post image

Yapay zekâyı bir “numara” değil, yıllara yayılan kavramsal bir sanat pratiğinin doğal uzantısı olarak ele alan Alkan Avcıoğlu, Post Truth’un yapay zekâyla yapılmış “ilk soundtrack albümü” olma iddiasından çok; kalıcılık, emek, bestecilik ve estetik sorumluluk üzerine düşünüyor. Yapay zekânın müzikteki rolünü romantize etmeden ama küçümsemeden tartışırken post-truth çağında müziğin hâlâ hakikatle temas edip edemeyeceğine dair güçlü bir sezgisel çerçeve çiziyor. Gelin yapay zekâ ve müziğin geleceğini Avcıoğlu’ndan dinleyelim!

Post Truth soundtrack’i “Tarihte ilk yapay zekâ destekli soundtrack albüm” olarak anılıyor. Siz bu “ilk” olma hâlini nasıl tanımlıyorsunuz?

Yapay zekâ araçlarının sanatsal üretimde kullanılmaya başlamasının hikâyesi çok eski değil. Ben de yıllardır bu alanda çalışıyorum ve pek çok erken dönem üretimi gerçekleştirdim. Lakin filmin kendisi de kendi alanında bir ilkti ama ilk olma meselesini başlı başına bir hedef olarak görmüyorum. Benim için daha önemli olan, gelecekte yapılacak çalışmalara referans oluşturma ihtimali. Esas mesele, yapay zekâ ile üretilmiş film ve müziklerin sayısı gelecekte arttıkça daha da anlamlı hâle gelecek derinlikli eserler bırakmak. Çünkü yapay zekâ araçlarıyla kalıcılığı olmayacak, ucuz işlerin sayısı bir hayli fazla. Film de soundtrack de sırf yapay zekâ kullanmak adına yapılmış işler değil. Kavramsal olarak arkalarında yıllara yayılan bir çalışma ve sergilerim, video çalışmalarım dahil tüm sanat pratiğimde sürekli üzerine gittiğim temaları merkeze alıyorlar. Yapay zekâ burada pratik bir çözüm ya da teknik bir numara değil, benim yıllardır üzerine çalıştığım meselelerin sanatsal ifadesinin doğal bir uzantısı. Dolayısıyla diyebilirim ki, ilk olma hâlini, bu yeni araçların sanatsal hikâye anlatım pratiklerine, hangi yeni ifadeler ve estetikler getirdiği üzerine fikir yorarsa anlamlı buluyorum. Bu bağlamda albümün plak şirketi Tamar Records da albümün tarihsel bir anlam taşıdığını düşünerek onu kalıcı bir eser olarak değerlendirdi. Bu yüzden çalışmayı tek bir formatla sınırlamak yerine plak, CD ve dijital olarak aynı anda yayınlamayı tercih ettik.

post truth album

“Yeni teknolojik araçlar aynı zamanda yeni bir anlatım dilinin de habercisi”

Bu projeye başlarken aklınızdaki temel motivasyon bir film müziği yapmak mıydı, yoksa bir çağın ruhunu sesle kayda almak mı?

Bana göre yeni teknolojik araçlar yalnızca yeni bir üretim modeli olarak yorumlanmamalı çünkü onlar aynı zamanda yeni bir anlatım dilinin de habercisi. Tarih boyunca sanatsal dönüşümler ve yeni akımlar, eski yöntemlerin dünyayı anlatmakta yorgun düştüğü anlarda ortaya çıkıyor. Bugün pek çok sanat dalının, içinde yaşadığımız bu tuhaf çağı aynalamakta zorlandığını düşünüyorum. Yapay zekâ araçlarıyla çalışmaya da yıllar önce tam olarak bu nedenle başladım çünkü hem görsel hem de işitsel olarak yeni bir estetiği vaat ediyorlardı. Sosyal medyadan politikaya kadar her şeyin sahte ve yapay olduğu, neyin gerçek neyin performans olduğunu artık ayırt edemediğimiz, kafa karışıklığıyla dolu absürt bir çağın izini sürmek için yapay zekâ araçları biçilmiş kaftan. Soundtrack fikri de doğal olarak filmin kendisiyle eş zamanlı gelişti. Filmde ele aldığım mesele gereği, tüm görüntüleri, sesleri ve müzikleri yapay zekâ ile üretmeyi tercih ettim. Bu nedenle müziklerde çok katmanlı dijital dokular öne çıkıyor. Sentetik tınılar, cızırtılar, parazitler ve tekrar eden ama küçük sapmalarla bozulan motifler, filmde sürekli olarak bir sıkışmışlık ve tansiyon inşa ediyor.

İki yılı aşan süreçte binin üzerinde yapay zekâ destekli kompozisyon üretildi. Bu bolluk içinde seçici olmak nasıl bir yaratıcı baskı yarattı?

Geçmişte profesyonel olarak DJ’lik ve müzik yazarlığı yapmış olmam, kürasyon gibi konularda ciddi bir avantaj sağlıyor. Yapay zekâ araçlarıyla müzik üretiminde, müziğe içeriden bakmaktan çok dışarıdan bakma pratiği daha belirleyici hâle geliyor. Çünkü burada teknik maharetten ziyade, estetik yargılama kabiliyeti ve yeni tınıları anlamlı biçimde bir araya getirebilme becerisi öne çıkıyor.

Bu nedenle filmin müzikleri için üretim sayısını bilinçli olarak çok yüksek tuttum. Ne kadar geniş bir havuzdan seçim yaparsam görüntülerle o kadar uyumlu ve hassas bir kurgu kurma imkânım oluyordu. Asıl olay üretmekten çok, elemek ve doğru parçaları doğru anlarda yan yana getirmekti. Miles Davis,Önemli olan çaldığın notalar değil, çalmadığın notalar” der. Benzer bir şekilde bu çalışmada da önemli olan elediklerimdi diyebilirim. Çünkü tutarlı bir albüm evreni yaratmak adına, pek çok güzel tınlayan şarkıyı eledim. Kavramsal ve estetik bütünlüğü merkeze aldım.

Peki yapay zekâyı bu albümde bir araç, bir ortak ya da karşısında durulması gereken bir güç olarak mı konumlandırdınız?

Zihninde konsepti net ve vizyonu belirli olan bir sanatçı için yapay zekâ ne romantize edilecek bir ortak ne de karşısında durulması gereken bağımsız bir güç; sadece bir araç.

Yapay zekâ sizin daha önceleri yaptığınız eski müziğinizi bugüne mi taşıdı, yoksa onu bambaşka bir şeye mi dönüştürdü?

2000’lerin başında dijital programlarla 50’den fazla üzerinde elektronik ambient parça üretmiştim. Araya başka projeler girince bunları hiçbir zaman yayımlamadım. Bu parçaların zaten spesifik bir glitch tınısı vardı. Bu kayıtların belirli kısımlarını yapay zekâ modellerine veri girişi olarak besledim. Amacım eski müziği başka bir şeye dönüştürmek değildi. Aynı sonik evrende yeni parçalar ve varyasyonlar üretebilmekti. Kendi taslak kayıtlarımla çalışınca hem daha kontrollü hem de zihnimdeki tınıya daha yakın sonuçlar aldım. Bu yaklaşımın, gelecekte pek çok müzisyen tarafından arşivlerinde kalan, yarım bırakılmış işlerini yeniden ele almak için kullanılacağını düşünüyorum.

post truth album kapak

“Hakikati idrak etmek zihinsel değil duyumsal bir süreç”

Albüm “parçalanmış gerçeklik algısını” doğrudan sesin yapısıyla kurduğu söyleniyor. Sizce müzik post-truth çağında hâlâ hakikatle temas edebilir mi?

Kesinlikle. Çünkü hakikate ulaşmak için bugün geriye kalan tek kanal, müzik ve sanat gibi bizi zihnimizin ve benliğimizin ötesine taşıyan şeyler. Çünkü post truth çağında hakikate mantık ve rasyonalite üzerinden ulaşmak artık mümkün değil. Zihnimiz gerçeği anlamaktan ziyade onu parçalamaya yarıyor. Hakikati idrak etmek zihinsel değil duyumsal bir süreç; kendimizi ve materyal sınırlarımızı aşan duyusal ve sezgisel temaslar gerektiriyor. Müzik bu anlamda son derece özel bir yerde duruyor.

Bu soundtrack’i bir film müziğinden çok, çağdaş dünyanın ritmini ve gerilimini kaydeden bir işitsel harita olarak mı düşünmeliyiz?

Her ikisi de. Hem bir film müziği hem de içinde yaşadığımız dönemin yarattığı uyumsuzluğu taşıyan bir yapı. Çok sevdiğim film müziği bestecisi Mica Levi bir röportajında “Bir şeyi açıklamaktan ziyade huzursuzluk hissi yaratmakla ilgileniyorum.” der. Bu albümde ben de benzer bir yaklaşım izledim. Müziği betimleyen bir unsur olarak görmedim. Sürekli daralan, gerilim inşa eden ve rahatsız eden bir alan olarak düşündüm. Çünkü bugün toplumların deneyimlediği hâl de tam olarak bu. Klasik anlamda yükselen bir gerilimden bahsetmiyorum, gerçekliğe dair yaşanan karmaşanın yarattığı sürekli bir sıkışma duygusunu anlatmaya çalışıyorum. Hiçbir şey değiştiremenin verdiği gizli bir tansiyon. Bu nedenle film müzikleri baştan sona, arka planda hiç durmadan biriken bir yoğunluk hissi yaratıyor; dinleyeni rahatlatmıyor, çözüm sunmuyor, farklı türleri harmanlayarak yoğunlaşıyor. Bunun için Tangerine Dream’den Boards of Canada’ya uzanan geniş bir ilham yelpazesiyle yola çıktım. Fennesz ve Autechre gibi isimlerin açtığı glitch estetik de bu albümde belirleyici bir zemin oluşturdu.

Filmin finali için özel olarak üretilen “Dancing Plague”, albümün en çok konuşulan parçası oldu. Bu parça sizin için neyi temsil ediyor?

Benim için filmin boyunca bastırılan her şeyin finalde ses düzeyinde yüzeye çıkıp patlaması gibi çalışıyor. Film boyunca yaşanan enformasyon bombardımanı zihni ve mantığı sürekli uyarırken, finalde bilinçli olarak bu çizgiden kopup, doğrudan duyulara hitap eden ve kontrolü elden bırakan bir alana geçiyorum. Müzik burada anlatan ya da yönlendiren bir unsur olmaktan çıkıp, derinlerde biriken isyanın dışa vurduğu tek kanal haline geliyor. Bu yüzden parça bir kapanış hissi yaratmıyor, rahatlatmıyor ya da netleştirmiyor; filmin içinde uzun süre bastırılmış olan duygunun taşarak açığa çıktığı bir an gibi çalışıyor. Finalde 16. yüzyılda kayda geçen ve nedeni hiçbir zaman net biçimde açıklanamamış olan Dans Salgını’nı anlatıyorum. Yüzlerce insanın günlerce durmaksızın dans ettiği, bazı vakaların ölümle sonuçlandığı bu olay, tarihsel kayıtlarda kolektif bir histeri olarak yer alıyor. Parçanın filmdeki finalde bu noktaya oturmasının nedeni de bu: Rasyonel açıklamanın tamamen işlevsiz kaldığı, bastırılmış bir sıkışmışlığın topluca ve kontrolsüz biçimde dışa vurduğu bir kırılma anı.

post truth film

“Son yüzyıldır sanat, emek ve efor temelli zanaatkârlık anlayışından uzaklaşıyor”

Yapay zekâ destekli bir üretimde “emek” ve “besteci” kavramlarını nereye koyuyorsunuz?

Emek, besteci ve yaratıcılık kavramları sanatta uzun süredir dönüşüm içinde. Örneğin remix yaparken sampling üzerinden elektronik ya da hip hop müzik üretirken de besteci oluyorsunuz. Bu durum aslında yeni değil. Geçtiğimiz yüzyılda Marcel Duchamp’tan Sex Pistols’a uzanan geniş bir çizgide, sanatta emeğin ve zanaatkârlığın yerine giderek kavramsal düşüncenin, fikrin ve tavrın yerleştirildiğini gördük. Son yüzyıldır sanat, geleneksel anlamda sanatçı ve besteciden ne anladığımızı sürekli dönüştürürken emek ve efor temelli bir zanaatkârlık anlayışından uzaklaşıyor. Teknik virtüözite ve ustalık gibi kavramların ağırlığı azalırken bağlam kurma, estetik yargı ve farklı unsurları anlamlı biçimde sentezleme becerileri öne çıkıyor. Yapay zekâ da bu anlamda var olan bu gidişatı hızlandıran bir araç. Dolayısıyla üretimde kullanılan araç yapay zekâ olsa bile, emek ve besteci kavramları ortadan kalkmıyor; sadece dönüşmüş ve evrilmiş anlamlarıyla yer buluyor.

Madem bu iki kavramdan konuşuyoruz; bu albümle birlikte yapay zekânın müzikteki rolü sizi daha çok heyecanlandırıyor mu, yoksa endişelendiriyor mu? Nasıl görüyorsunuz müzik ve yapay zekânın geleceğini?

Çok heyecanlandırıyor. Öncelikle üretimi kolaylaştırarak çok farklı yaratıcı zihinlerin ve müzikal dahilerin ortaya çıkmasına ve müzikal ifadenin genişlemesine vesile olacak. Kuşkusuz ki bunlar olurken bir yandan da tonla vasat iş göreceğiz. İkincisi ve daha önemlisi, müziği “nasıl yapılır” sorusundan kurtarıp “neden yapılır” sorusuna doğru itecek. Son yüzyıllarda müzik büyük ölçüde bir aracı çözmek, ustasına dönüşmek, bazı şeylerin nasıl icra edileceğini öğrenmek üzerinden gelişti. Her şeyin kolaylıkla üretilebildiği bir gelecekte, neden müzik yaptığımız sorusu daha önemli olacak. Çünkü nasıl yapıldığını herkesin bildiği bir yerde, farkı yaratan şey artık müziğin arkasındaki düşünce, ihtiyaç ve anlam olacak.

Post Truth soundtrack’i bittiğinde sizde ne değişti; bu albüm sizin için bir dönüm noktası mı, yoksa daha uzun bir yolculuğun başlangıcı mı olacak?

“Post Truth” bir belgesel üçlemesinin ilk filmi olduğu için bu soundtrack de uzun bir yolculuğun başlangıcı.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans