Röportaj

Birbirine yaslanarak üretenlerin müzik kolektifi: Ankara Echoes

“Biraz kapalı ve sabit geliyor” diyerek kendilerini “müzik grubu” olarak tarif etmeye pek yanaşmayan Ankara Echoes, onun yerine “müzik kolektifi”ni tercih ediyor.
Fatih Önder - 10 Şubat 2026
post image

“Şehirden uzak olma” hissinin müzik yoluyla dışavurumundan hayat bulmuş bir yapı Ankara Echoes. Birkaç kişinin bir araya gelip müzik yapmasının “müzik grubu” olarak tanımlanması fikri onlarda pek oturmamış. Zira sürekli beslenen, dönüşen ve genişleyen tavırlarını ancak “kolektif” kelimesiyle açıklıyorlar. Ankara çemberinin hem içinde hem de dışında duran müzik kolektifinin üyelerinden Mertkan Erkan’dan daha detaylı Ankara Echoes tarifi istedik; o da uzun uzun anlattı.

Müzik grubu yerine müzik kolektifi tabirinden yanasınız. Bu kelime değişiminin altında nasıl bir bakış açısı yatıyor?

“Grup” kelimesi bize biraz kapalı ve sabit geliyor. Ankara Echoes’ta ise yapı; sürekli genişleyen, dönüşen ve birbirinden beslenen bir şey. Aynı sahnede, aynı şarkıda bile herkesin rolü zaman zaman değişebiliyor. Kolektif dememizin sebebi bu: Hiyerarşisi olmayan, katkıya açık, kimliğini tek bir kişiden değil ortak bir ruh hâlinden alan bir yapı. Biz müziği sadece icra etmiyoruz; birlikte düşünüyor, birlikte yaşıyor ve birlikte çoğaltıyoruz.

Ankara Echoes nasıl bir hissiyatla, kaç kişiyle ve nasıl kuruldu?

Ankara Echoes biraz “şehirden uzakta olma” hissiyle kuruldu. Ankara’dan çıkıp başka şehirlerde tutunmaya çalışan insanların ortak duygusundan doğdu. Başlangıçta bu bir ihtiyaçtı. Anlatacak çok şeyimiz vardı ama tek başına anlatmak yetmiyordu. Zamanla bu ihtiyaç etrafında insanlar birikti. Bugün sahnede ve arka planda kalabalık bir ekibiz ama özünde hâlâ aynı yerden bakıyoruz: Birbirine yaslanarak üretmek.

ankara echoes kimdir

“Ankara içinde kalınca boğuyor, dışına çıkınca çağırıyor”

İsminizde Ankara’nın geçmesi bir risk mi? Fazladan kendini anlatma ihtiyacı doğuruyor mu?

Evet, belli bir risk taşıyor. Çünkü Ankara deyince insanların kafasında hazır kalıplar var: “Ankara havası”, “Ankara müziği” gibi. Ama biz bu riski bilerek aldık. Ankara bizim için bir tür değil; bir duygu, bir sıkışmışlık, bir inat, bir melankoli. İsmin bizi açıklamak zorunda bırakmasına takılmıyoruz. Aksine o açıklama anlarında kendimizi yeniden tanımlayabiliyoruz.

Ankara bir şarkınız olsaydı hangisi olurdu?

“Şehrinden Uzaktakilerin Marşı” olurdu. Çünkü Ankara’yı sevmek biraz da ondan uzak durarak mümkün oluyor. O şarkı hem özlem hem mesafe barındırıyor. Ankara da öyle bir şehir; içinde kalınca boğuyor, dışına çıkınca çağırıyor.

“Yapay zekâyı şeytanlaştırmak da kutsallaştırmak da yanlış”

Şarkı sözlerine verdiğiniz önem dikkat çekiyor. Bu konudaki tavrınız nedir?

Bizim için sözler müziğin üstüne eklenen bir şey değil, müziğin kendisi. Söz yazarken “akılda kalıcı” olmaktan çok “doğru” olmaya çalışıyoruz. Bazen pürüzlü bazen sert bazen de çok yalın; hayat gibi. Dinleyenin kendi hayatına değmediği sürece sözün bir anlamı yok.

Müziğiniz için sıkça “yapay zekâ” yorumu yapılıyor. Sizce bunun sebebi ne?

Belki de insanlar bu kadar hızlı üretimi, bu kadar temiz duyulan işleri başka türlü açıklayamıyor. Oysa işin arkasında çok insani bir şey var. Fazla düşünmek, fazla denemek ve vazgeçmemek var. Yapay zekâyı bir araç olarak kullandığımız yerler oluyor ama karar veren, hisseden ve risk alan taraf hâlâ biziz.

Müzikte yapay zekânın bu kadar merkezde olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yapay zekâyı şeytanlaştırmak da kutsallaştırmak da yanlış. Asıl mesele kolaycılık. Her şeyi ona bırakmak, sorumluluğu devretmek. Bizim için yapay zekâ bir yardımcı olabilir ama hikâyeyi anlatamaz. Çünkü hikâye yaşanarak çıkıyor.

“Sahnede de bir karşılığımız olduğunu gördük”

Üretkenliğiniz çok yüksek. Bu verimliliği neye borçlusunuz? Ve diğer yandan hızlı Tüketilme riski yok mu?

Biz her şeyi aynı anda paylaşmıyoruz; zaten her şey aynı anda üretilmiyor. Sürekli akan bir süreç bu. Tüketilme riskinin farkındayız ama durmak da istemiyoruz. Üretmek bizim için bir strateji değil, bir refleks. Yavaşlayacağımız zamanları da kendimiz hissediyoruz.

İlk konserinizi ocak sonunda verdiniz. Nasıl geçti, geri dönüşler nasıldı?

Beklediğimizden çok daha yoğun ve duygusal geçti. İnsanların şarkıları bizimle birlikte söylemesi, sözleri sahiplenmesi bizi çok etkiledi. O konserden sonra Ankara Echoes’un sadece dijitalde değil, sahnede de bir karşılığı olduğunu net şekilde gördük.

“Hedefler nedir?” sorusuna nasıl cevap verirsiniz?

Kısa vadeli hedefler koymaktansa bu yapının sürdürülebilir olmasını önemsiyoruz. Daha çok şehir, daha çok insan, daha çok hikâye. Ankara Echoes’un bir dönemin ruhunu taşıyan bir arşive dönüşmesi güzel olurdu.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans