Ana SayfaÖzel DosyaBedenin dayandıklarıyla performans sanatı

Bedenin dayandıklarıyla performans sanatı

Çoğu ortalama sanatsever, performans sanatıyla bu işin erbabı popüler isimler sayesinde bir takım sosyal mecralarda ya da şans eseri katıldıkları bir sergide tanışmıştır. Benim tanışıklığım yıllar önce şimdi ismini hatırlamadığım bir feminist metinde rastladığım Carolee Schneemann’la oldu –Kendisinin “Meat Joy” ve “Interior Scroll” isimli performanslarıyla ilgili mutlaka okuyun derim.- Ayrıca önemli bir ressamdır da kendisi…

Neslihan Atcan Altan

Sonrasında bedene ve zihne hükmetmenin kitabını yazmış, dünyevi kılıfımızı disipline edebilmiş, gerçek bir performans sanatı gurusu olan Marina Abramovic,Kunst and Revolution” gösterisiyle altı ay hapis cezasına çarptırılan Günter GrüsTeresa Margoles ve VALIE EXPORT (VALIE EXPORT büyük harfle yazılacakmış hep çünkü kendisi o şekilde değiştirmiş ismini) gibi nice isimler, farklı medya kullanarak sanatlarını ifa etmişler. Kendileri benim zihnimde performans alanındaki “eserleri”yle varlar.

Peki, nedir performans sanatı? En basit (!) haliyle zaman, mekan, sanatçının varlığı, ve sanatçıyla halk arasındaki ilişki prensiplerini temel alarak, sanatın tanımını ve her türlü kurumlaşmış kavram ve rolü sorgulayan, yapanın politik manifestolarda bulunduğu, genelde canlı gerçekleştirilen ve büyük dayanıklılık gerektiren, tartışmalı “olay” ifa etme işine performans sanatı denir. -Allah’ını seven bu cümleyi üç yerinden bölsün-. Şimdi işledikleri konularla ve skandal yaratan (?) birkaç işleriyle sevdiğim sanatçılara bakalım.

Tehching Hsieh: Dayanma Üstadı

Hsieh performans sanatının, “durational art,” yani “süreli sanat” ya da “endurance art,”yani “dayanma sanatı” diye tanımlanan bir türünün, bana göre en akıl almaz performanslarını sergilemiş sanatçısıdır.  Hatta, ben de kim oluyorsam böyle bir yargılamada bulunacak, bu türün en popüler örneklerinden biri Marina Abramovic’in “The Artist is Present” gösterisini bile geçmiştir diyebilirim. Dedim. Dayanma sanatının odağı “sürdürmek”.  Sürdürülen şey hayat, bir düşünce ya da eylem olabilir. Bu da Andrew Rasseth’in de dediği gibi bir çeşit “bekleme sanatı” değildir de nedir? İşte Hsieh de olaya öyle bir yerden girmiş ki sanat adına beklemeye nasıl ve ne kadar katlanılır sorusuna verilebilecek en iyi cevabı vermiştir. Durun izah edeyim: 1978 Eylül’ünün son gününde Hsieh kendisini ahşaptan inşa ettiği bir kafese kapatmış ve bir yıl boyunca hiçbir şey ama gerçekten hiçbir şey yapmadan o kafeste kalmış. Öyle dibek gibi yani. Kafesten çıktıktan altı ay sonra da yine bir yıl sürecek ve sonradan her birine “Bir Yıllık Performans” adını vereceği beş gösterisinden ikincisine başlamış. Bu kez her saat başı, stüdyosundaki saati yumruklamış. Tabii bu görevi yerine getirmek için kendisini evinin 1.5 kilometre çevresine sınırlamak zorunda kalmış. Tabii saat başı saat yumruklamak derin uykudan da vazgeçmek demek. Gerçekten neden yaptın Hsieh Efendi diye haykırası geliyor insanın. Bir röportajında şöyle izah etmiş: “Amacım, zamanın içinde olmak ve zamanı gerçekten geçirmek ve bir şeyleri zorlaştırmak değil, [zamanı] netleştirmek.” Anlamak zor olsa da Hsieh’nin bedeni ve zihni üzerindeki neredeyse mutlak hakimiyeti takdir edilmeyecek gibi değil.

19146

Mona Hatoum: Yurtsuzluğun Yansıması

Filistinli bir ailenin 1952 yılında Lübnan’da doğmuş kızı olan ve 1970’lerden bu yana Londra’da yaşayan Hatoum’un performansları ve farklı medya kullanımıyla yarattığı enstalasyonları genellikle kimlik, sürgün, yurtsuzluk, iletişim, mesafe, politik şiddet gibi temaları vurucu ve rahatsız edici bir şekilde işlemekte. Mesela “Measures of Distance” isimli performans parçasında Hatoum‘un annesinin Beyrut’tan ona yazdığı ve sanatçının İngilizce olarak okuduğu mektupların metni, annesinin duş alan görüntüsünün üzerine bindirilmiş Arapça haliyle yer alır. Bu ses kaydının arasına anne ve kızı arasında geçen samimi diyaloglar serpiştirilmiştir.

08iht hatoum08 c superJumbo

Yayou Kusama: Puantiye Kraliçesi

Söylemesi ayıp, New York Whitney’de bu hanımefendinin sergisine kendisini tanımadan denk gelmiş ve hemen olay yerinde kendimi eğitmek, sergide gösterilen eserlerini çalışmak suretiyle cehaletime son vermiştim. Her zamanki gibi bir müzede ortalama 4-5 saat geçirdiğim gerçeğini de hesaba katacak olursak benim için zihin açıcı olduğu kadar oldukça acı verici bir tecrübe olmuştu. Warhol’un ilham kaynağı olan Kusama günümüzün yaşayan en başarılı sanatçılardan biri olarak nitelendiriliyor. Travmatik çocukluğu ve erken yaşta görmeye başladığı halüsinasyonların stilini belirlediğine inanılan Kusima’nın en bilindik performans parçası New York sokaklarını kimono ve şemsiyeyle yürüdüğü “Walking Piece” (1966) ve “Kusama’s Self-Obliteration” (1968) isimli etrafındaki her şeye ama her şeye puantiye çizdiği filmi olmuş. 1929 doğumlu sanatçı halen hayatta ama puantiye takıntısı hala hayatta mı, onu bilemiyorum.

who is yayoi kusama.jpg

Her şeyi anlamak zorunda değiliz

Performans sanatını küçük gören, onunla dalga geçen bir grubu da yadsıyamayız. Hatta Andy Warhol’a atfedilen, “Hayal gücü yüksek ama yeteneği olmayanlar performans sanatçısı olur” lakırdısı epey delgeç bir etkiye sahiptir. Ama unutmayalım ki performans sanatçılarının hemen hemen hepsi resim, heykel gibi diğer sanat dallarında da kıymetli eserler üretmiştir. Bu yenilikçi, cüretkar ve hiç tartışılmayacak şekilde farklı insanlar, kendilerini performans sanatında daha iyi ifade edebildiklerini düşünüyorlar. Mutlaka bu alanı da istismar eden -mış gibiler vardır ama zaten ortalama bir sanatseverseniz o şarlatanların eserleri sizi elinizden tutmaz, gözlerinize bakmaz, siz de bir sonraki göz kırpışınızda onları unutmuş olursunuz. Okumadıysanız Marina Abramovic’in “Walk Through Walls” isimli otobiyografisine mutlaka bir şans verin; Türkçeye “Duvarlardan Geçmek” ismiyle çevrilmiş.  Bir performans sanatçısının ne büyük bir adanmışlık, samimiyet ve disiplinle sanatını icra ettiğini anlamak onları takdir etmemize yetecektir. Hadi bakalım, unutmayın: Sanatla değil, insanla mesafeli olun. Kıps kıps.

BENZER İÇERİKLER

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖZEL DOSYALAR