Ana SayfaMüzikCumhur Canbazoğlu: “Orkestra ve grup konusunda Türkiye’yi hiç küçümsemeyelim!”

Cumhur Canbazoğlu: “Orkestra ve grup konusunda Türkiye’yi hiç küçümsemeyelim!”

Müzik araştırmaları yapanlar için doğru bilgi ve arşiv çok önemli. İnternette sayısız kaynak olsa da Türkiye’nin müzik tarihi konusunda geniş bilgiye ulaşmak çok da mümkün değil ve haliyle tartışmalar da hep aynı çember içinde dönüp duruyor. Ancak geçtiğimiz günlerde müzik yazarı Cumhur Canbazoğlu öyle bir kaynak yayınladı ki, Türkiye’nin müzik tarihine resmen ayna tuttu! 1923’ten 2022’ye kadarki dönemde Türkiye’de ve yurt dışında kurulan yerli 2316 grubun hikayesini anlattığı “Günlerin İçinden Canım: 100 Yıllık Türkiye Popüler Orkestralar ve Gruplar Tarihi”ni internet üzerinden yayınlayan Canbazoğlu ile bu projeyi ve Türkiye’nin gruplar tarihini konuştuk.

Batıkan BAKSI / [email protected]

Konuşmamıza ilk olarak Günlerin İçinden Canım: 100 Yıllık Türkiye Popüler Orkestralar ve Gruplar Tarihi” çalışmanızla başlamak istiyorum. Sizin Türkiyedeki müziği bir arkeolog inceliğiyle araştırdığınızı ve yazdığınızı biliyorum ama bir de sizden duymak isterim bu projeye nasıl bir motivasyonla ne zaman başladınız?

Uzun yıllardır müzikle ilgili yazılar kaleme alıyorum, haber üretiyorum. Kaynak gereksinimi olduğunda başvuracağım yerler son derece sınırlı ve büyük bölümü sağlıksız. Bu soruna elimden geldiğince çözüm üretebilmek için yaklaşık dokuz yıl önce kaynak biriktirmeye başladım. Son beş yıldır da yazmaya giriştim.

Çalışma normalde bir kitap olacakken yayınevleri tarafından basılmamış da. Türkiyede ve yurt dışında kurulmuş 2316 grubun hikayesini anlatan ve neredeyse ansiklopedi olacak bir çalışma neden basılı yayın olarak karşımıza çıkamadı?

Aslında bir yayıneviyle anlaşmam vardı ama kitap 900 sayfayı aşınca ve de kağıt fiyatları alıp başını gittikçe kitap halinde yayınlamak zorlaştı; sıramı bekliyordum. Bu arada “yaşayan bir kitap”olduğundan sayfa sayısı sürekli büyüyordu. Tam anlamıyla kısır döngü yaşanıyordu.

2316 topluluktan bahsetmişken, aslında normalde bu grupların sayısı neredeyse 10 binleri buluyor değil mi? Seçimlerinizi neye göre belirlediniz ve sınıflandırmak sizin için zorlayıcı oldu mu? Ucu bucağı olmayan bir konu neticede bu.

Orkestra ve grup konusunda Türkiye’yi hiç küçümsemeyelim. 60’lardan sonra her mahallede birkaç grup kurulduğunu görüyoruz. Bu dev geçmişi kitaba aktarırken 1990’lardan sonra en azından bir 45’lik, uzunçalar, kaset, tekli çıkarmışların adına özel madde açayım; diğerlerini ve hakkında bilgi bulamadıklarımı da isim olarak listeleyeyim dedim. Bu arada internette müzik yayınlama olanağı doğunca, grup sayısı da patladı, gitti.

“Doğru bilgi konusunda internetin tehlikeli ve tuzaklarla dolu olduğunu söyleyebilirim…”

Yurt dışında grupların müzeleri bile kurulurken Türkiyedeki en kült gruplar dahi kendi tarihlerini hatırlayamayabiliyor. Bunun sebebi ne sizce?

Ben aynı zamanda sinema yazarı ve SİYAD üyesiyim. Agah Özgüç, Turhan Gürkan, Atilla Dorsay gibi büyüklerimiz, büyük emek vererek sinema tarihimizin çok büyük bölümünü yazıya aktarmayı başardı. Müzikte ise durum farklı. Az sayıda isim adeta tırnaklarıyla kazıyarak, oradan bir cümle, diğer yerden iki satır şeklinde tarihi geleceğe taşımaya çabalıyor. Bu arada, internetin doğru bilgi konusunda tehlikeli ve tuzaklarla dolu olduğunu söyleyebilirim. Kim tarafından, neye dayanarak, hangi referansla internete aktarıldığı belli olmayan bilgi, bir süre sonra kaynak haline dönüşüyor ve özellikle gençler bu kaynakları doğru kabul etmek zorunda kalıyor. Bir yerlere not düşmeyi sevmeyen, anı yazmayan, biriktirmeyen insanlar olmamız asıl sorun. Örneğin, geçmişte etrafı kasıp kavurmuş bir yıldızla söyleşiye gidiyorum; laf lafı açıyor. Eksiksiz bilgi almak için kendisine kaç plağı olduğunu soruyorum. Hatırlayamıyor; ben sayıyorum ve onay istiyorum “Hah, bin yaşa sen. Tabii, tabii onlar işte!” diye yanıt alıyorum. Geçmiştekiler böyle de, yeniler farklı mı? Diyelim ki, 2021’de kurulmuş bir grupla ilgili bilgi aramaya kalkalım internette ya da başka kaynakta. O kadar az ki. İyimser düşünüp, “Sanırım gizemli olmayı tercih ediyorlar” diye avunuyorum. Yoksa, böylesine iletişim çağında üç satırdan fazla bilgi bulamamak şaşırtıcı.

Hazırlık sürecinde sizi hikayesiyle çok şaşırtan, daha önce bunu nasıl duymamışız?” dediğiniz bir grup hikayesi oldu mu? Size göre Türkiye, orkestra ve gruplar bakımından hangi yıllarda en zengin dönemini yaşamış?

Grup değil de, araştırmanın “Tarihçe” bölümünde yer alan Haremdeki Kadınlar Orkestrası çok ilginç geldi. Bu konuyla ilgili hiçbir şey bilmiyordum; çok ama çok şaşırdım. Haremde kadınlar orkestrası; hem de 80 kişi… Şimdi, orkestralar ve gruplar birbirinden iki farklı oluşum, topluluk. Orkestrada virtüözite önemli. Çalgıyı kimin çaldığı pek umursanmıyor; yeter ki iyi çalsın. Bu nedenle orkestralardaki eleman trafiği gruplara oranla hayli fazla. Grupta ise mahalleden, okuldan arkadaşlık var genelde. Aynı zevk, bakış, tutku, düşünce gerekiyor. Bu nedenle de üye sirkülasyonu orkestraya göre daha düşük. Orkestraların altın dönemi 60’ların ortalarından 70’lerin sonuna dek sürüyor. Çalgı, alet, tesisat sıkıntısına karşın üretilen müzik tatmin edici. 80’lerle beraber piyanist şantörler ortaya çıkıyor. Mekan patronlarının gözleri parlıyor ve az ücret verip cebi dolduruyorlar. Orkestralar hızla yok olurken son çeyrek yüzyılda orkestra deyince sadece Enbe hatırlanıyor. Gruplara gelince; Hürriyet’in düzenlediği Altın Mikrofon ile Milliyet’in organizasyonu Liseler Arası Müzik Yarışması, popüler müziğimizde devrim niteliğinde. Bu iki yarışmadan vitrine çıkan isimler, özellikle Anadolu pop-rock kulvarında önemli işler yapıyor. Kaygısızlar, Kardaşlar, Moğollar, Modern Folk Üçlüsü, 3 Hürel, Kurtalan Ekspres, Dervişan gibi kentsoylu gençlerden oluşan gruplar 60’ların sonunda yüzlerini Anadolu’ya çevirip binlerce yıllık tarihi evrensel devşirmeye uğraşıyor. Bu dönem önemli. 2000’lerin ikinci yarısı da çok parlak yerli gruplar açısından. Özellikle electronica kulvarında öyle performanslar var ki elemanların adını bilmeseniz rahatlıkla İngiliz ya da ABD’li diyebilirsiniz.

“Son on yılda çıkan yerli gruplar ile onların sound’ları önemli ve değerli…”

Türkiyede hep hayıflanılan bir durum vardır grup ve orkestralar konusunda: Neden bizim grubumuz da yurt dışında tanınmıyor?” diye. Ki bence yurt dışındaki gruplarla başa baş gelebilecek çok grubumuz oldu tarih boyunca ve bugün. Neden yurt dışında sesimizi duyuramıyoruz gruplarımızla biz?

Popüler Batı müzik türlerinden söz ediyorsak, şunu açmakta yarar var. Bunların hepsi sanayi toplumunun çok sesliliğinden, dinamiğinden beslenen yapıtlar. Bizim buna katkımız ise Anadolu rock; yani etnik tür. Anadolu insanı ve kente göçmüş çiçeği burnundaki yeni kentli, kendi türküsünü 10 tane bağlama yerine cayır cayır öten gitar ya da org’tan, gümbür gümbür vuran davuldan dinlemekten büyük zevk aldığı Anadolu pop kök salabiliyor o dönemde. Oysa, Batılı müziksever için bu şarkılar hoşluk, kültürel zenginlik ya da fantezi. Siz bakmayın YouTube’ta bizim geçmiş rock ürünlerini yere göğe koyamayan çakma DJ’lere. Onların derdi tık alma ve para. Son on yılda çıkan yerli gruplar ile sound’ları ise önemli ve değerli. Yabancı dilleriyle, çağdaş tanıtımla ve pazarlama teknikleriyle onların şansı geçmiştekilere göre çok çok yüksek.

Yurt dışından konu açıldığında bir de ülke sınırları dışında müzik yapan topluluklar var mesela Grup Doğuş” gibi. Bu müzisyenlerin çoğu da Almanyada gruplar kurdular özellikle  işçi göçünden ve darbeden sonra 80lerde. Bu tarz grupları nasıl tespit ettiniz ve haklarındaki bilgilere ulaşabildiniz? Yurt dışındaki Türk asıllı grupların üretimlerinde nelerle karşılaştınız?

Bu grupların, orkestraların çoğu Avrupa’da, Avustralya’da yaşayan bizim işçilerin eğlence gereksinimlerini karşılayabilmek için kuruldu. Aralarından Derdiyoklar gibi farklı işler yapmayı deneyenler oldu ve bunlar yerli piyasada da karşılık buldu. Albümleri burada da sattı. Bunlarla ilgili bilgileri oralarda yaşayan dostlar, müzisyenler aracılığıyla edinmeye çalıştım. Zaten orada müzik üretseler de, bağlı oldukları sektör yine Unkapanı ve onun Almanya’daki uzantısı yerli şirketler olduğundan bilgi eksikliği çekmedim. Araştırmada bir de Kıbrıs Türk grupları ile orkestraları yer alıyor. Çünkü, onlar da göbekten Unkapanı’na bağlı. Türkiye dışındaki Türk gruplarının fazla öznel işler yaptıklarına rastlamadım. Onların tek sevgilisi Barış Manço. Repertuvarında Manço’dan örnek olmayan grup yok gibi. Tabii, Erkin Koray ile Cem Karaca’yı da unutmayalım.

cumhur canbazoglu portre 1024x754 1

“Cazcılar fazla dışarıya açık bir camia olmadığından sürekli aynı isimleri görmek şaşırtmıyor…”

Tarihimize ufak bir göz attığımızda aslında aynı müzik isimlerinin farklı farklı bir sürü grupla birbirine benzer üretimler yaptığına rastlıyoruz. Yani bir gitarist, bir gruptan ayrılıp yine aynı tarzda bir grup kuruyor ve ortalık birbirine benzeyen gruplarla doluyor bir dönem. Bunu grup müziğine uyumlanma ile anlatabilir miyiz? Herkes grup müziği yapamaz sonuçta, bu yüzden mi aynı isimlerin klon gruplarıyla tanışıyoruz?

Cazcılarda bu olağan. Fazla dışarıya açık bir camia olmadığından, özellikle proje gruplarında sürekli aynı isimleri görmek şaşırtmıyor. Mesela Volkan Öktem’in kaç albümde davul çaldığını hep merak etmişimdir. Bir de, geçmişte müzisyen sayısının fazla olmadığının altını çizelim. Orkestralarda biraz dikkat çekmiş bir ismin kısa sürede genç yetenekleri, heveslileri toparlayıp kendi adına topluluk kurması çok yaygın. Anadolu pop / rock da yaklaşık 100 isim etrafında dönüyor o zamanlar. Mesela tuşlularda sivrilenlerin sayısı üçü, beşi geçmiyor; Murat Ses, Uğur Dikmen, Kılıç Danışman, Ömür Gidel, Turhan Yükseler gibi…

“Günlerin İçinden Canım” kitabına basılamadığı için internet üzerinde orkestralargruplartarihi.com/ adresinden alfabetik olarak ulaşılabiliyor. Bu aynı zamanda bence benim gibi müzik araştırmacıları için nefis bir veritabanı olarak hizmet verecek. Peki site kendini güncelleyecek mi? Yani örneğin 2024, 2025, 2026 gibi yıllarda çıkan grupları da sitede görecek miyiz? Kitaplara gelen yeni baskılar gibi yani.

Site, adına da sadık kalarak 1923-2022 arası 100 yıllık bir dönemi kapsamaya devam edecek. Bu arada, okurlardan gelecek uyarılar, yardımlarla imece usulü eksikleri, gedikleri saptayıp onları ekleyeceğim, düzelteceğim; yani interaktif akış söz konusu. Site açıldıktan sonra Balıkesir, Bursa, İstanbul, İzmir’den hatırı sayılır malzeme ulaştı. Umarım devam eder.

BENZER İÇERİKLER

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖZEL DOSYALAR