Ana SayfaMüzikDedim Olabilir: Dolu Kadehi Ters Tut’un bağımsız müzik serüveni

Dedim Olabilir: Dolu Kadehi Ters Tut’un bağımsız müzik serüveni

Alternatif sahnenin en sevilen gruplarından Dolu Kadehi Ters Tut, Türkiye’deki bağımsız müziğe ayna tutacak bir belgeselle karşımıza çıktı. 30 Kasım Perşembe akşamı, Kadıköy Sineması’nda yoğun bir katılımla ilk iki bölümünü izlediğimiz belgeselin ilk bölümü 16 Aralıkta YouTube’ta izleyiciyle buluşacak. Ben de sizi o zamana hazırlamak için gala gecesinden ve belgeselden biraz bahsedeyim dedim.

Batıkan BAKSI / [email protected]

Dünyanın neresine giderseniz, hangi ülkenin müziğine ilgi duyarsanız duyun; müzik endüstrisi tam bir kurtlar sofrasıdır. Müzik kaliteniz size inanan gerçek dinleyiciler için önemli olsa da endüstrinin bir parçası olacaksanız sizin kendinizi ne kadar göstereceğiniz büyük bir önem taşır. Çünkü işin arkasında finansal bir çarkın döndüğü her alanda, her şey sattığı kadar değerlidir. Zaten günümüzde de bu yüzden sık sık “müzik metalaştı ya!” diyoruz. Tabii müzik, neredeyse kaydedilmeye başladığı ilk zamanlardan beri meta halinde o ayrı ama dijital medyanın hayatımızı ele geçirmesiyle bu durum hepten ayyuka çıktı. Peki ben şu an sizi nereye çekmeye çalışıyorum? Tabii ki bağımsız müziğe. Çünkü bu yazının kahramanları akıntıya kürek çeken topluluklardan biri. Yani Dolu Kadehi Ters Tut.

Peşin peşin söyleyeyim, DKTT ile kaynaşmam çok da eskilere dayanmıyor ve hatta şunu da ekleyeyim, başlarda kendilerine hayli mesafeliydim. Çoğu kişinin takıldığı şekilde isimleri bana çok enteresan gelmişti ki sonradan bu ismin Ömer Hayyam dizesinden alındığını öğrenmem çok ilgimi çekmişti. Grubu ilk olarak 2023 başında Pentagram’ın BGM’de verdiği konserde ‘Geçmişin Yükü’nü söylerken canlı olarak izledim ve ilk orada etkilendiğimi söyleyebilirim çünkü aslında onlar da “bizim mahallenin çocukları”ydı. Yani metal müzik kökenli bir topluluktu. Daha sonra yeni bir albüm hazırlığında olduklarını öğrendiğimde kendileriyle bir röportaj yapmanın keyifli olabileceğini düşündüm ve asıl tanışmamız orada başladı. Temmuz’da dergy’de DKTT ile yaptığımız röportajda bağımsız müzik ile ilgili bir belgesel yaptıklarını öğrendiğimde aşırı heyecanlandım çünkü Türkiye’de bu tarz konularda bir belgesel yapmak hem ciddi bir iş hem de yeni sayılabilecek bir grup için adeta bir gövde gösterisiydi. Büyük bir sabırla belgeselin çıkmasını beklemeye başladım ve nihayet o günler geldi. Geçtiğimiz Perşembe akşamı çok kalabalık bir grupla birlikte Kadıköy Sineması’ndaki gala gecesinde “Dedim Olabilir: Bir Bağımsız Müzik Belgeseli”nin ilk iki bölümünü izledik.

Bağımsız müzik mi? Dedim Olabilir!”

Dolu Kadehi Ters Tut’un bir belgesel çektiğini ve bunun da bağımsız müziği anlattığını söylediğimde insanların aklında “nasıl ya?” sorusu belirdi. Görece haklılardı çünkü ilk duyanlar, bu kadar yeni bir grubun belgesel çekmesini garipsiyorlardı. Ancak burada hemen bir parantez açabilirim, bu aslında bir DKTT belgeselinden ziyade DKTT ekseninde Türkiye’nin müzik piyasasını masaya yatırıyor. Unkapanı’ndan başlayan öykü, ülkemizde bugün sold out konserler veren bilhassa rock gruplarının ilk başta nasıl yollardan geçtiğine değinip, bugün endüstride nasıl değişimler olduğuna da göz kırpıyor. Cahit Kaya Demir’in yönetmenliğini üstlendiği belgeselin kadrosu da çok geniş, haliyle bu kadar farklı müzik insanının görüşleriyle şekillenen yapım izleyenlerin aklında da yepyeni açılımlar yaratıyor. Murat Meriç, Nejat Yavaşoğulları, Harun İzer, Metin Uzelli, Serkan Fidan, Deniz Tekin, Zeynep Okyay, Canozan, Sedef Sebüktekin, Nova Norda, Dilan Balkay, Burak Gürpınar ve diğer bölümlerde göreceğimiz sayamadığım birçok ismin yer aldığı belgesel, ilk izlenimde bana “ya keşke böyle işler daha fazla yapılsa!” dedirtti.

Galada neler yaşandı?

Salon zaten ağzına kadar doluydu ve müziği seven bu kadar çok insanla bir arada bulunmak bana harika hisler yaşattı. Konserlerde birlikte aynı şarkılara eşlik etmeye alışığım ancak sinemada hep beraber bir müzik belgeseline reaksiyon vermenin tadı başkaydı. Ben o gün büyük bir heyecanla Kadıköy Sineması’na gittim, filmi de Murat Meriç ve Nejat Yavaşoğulları ile birlikte izledim. Onların belgeselde anlattıklarını dinlerken fikir alışverişi yapmak da bir o kadar nefisti. Belgesel başlamadan önce Cahit Kaya Demir, Oğulcan Ava ve Uğurhan Özay, sahneden yapım hakkında bilgiler verdikten sonra lafı çok da uzatmadan gösterime geçmeyi tercih ettiler ve zaten anlatacaklarını iki bölümde anlattılar. Filmde kullanılan müzikler beni benden aldı çünkü ustalara saygı niteliğinde bir duruş benimsenmiş. Moğollar’dan başlayıp mor ve ötesi’ne uzanan müzik seçkisi kim tarafından yapıldıysa gerçekten fikrine sağlık. Belgesel genelinde kullanılan illüstrasyonlara girmiyorum bile, izleyince hak vereceksiniz. Popüler grupların kişisel tarihlerine göz atanlar, bu tarz toplulukların başta aslında ne kadar başarısızlıklarla dolu bir yoldan geçtiğini iyi bilir. İşte belgeselde de gördüklerimiz bu başarısızlık hikayelerini de kapsıyordu. Tabii ki spoiler vermeyeceğim, 16 Aralık’ı beklemeniz gerek bunları dinlemek için ancak hayalinde yükseklere oturmak isteyen yeni grupların oraya gidene kadar nasıl taşlı yollardan geçmesi gerektiğini de gözler önüne seren bir belgesel olmuş.

Turşu bidonlu mutfaklardan Harbiye sahnesine…

Belgeselde görüyoruz ki, DKTT tam bir inanma öyküsü. Bu işe gerçekten gönül verildiğinde turşu bidonlarının dizili olduğu mutfaklarda yapılan provaların Harbiye’de sahne almaya kadar gittiğini “Dedim Olabilir”de görmek çok mümkün. Ya da 4 kişiye konser verdikten sonra yılmayıp, bir çarkın dişlisi olmadan kendi yolunda yürüyerek ayakta kalabilmek her grubun harcı değil. İşte bağımsız müzik yapan bir grup için bu çok daha anlamlı. DKTT de kurduğu SMF Productions ile hem kendi yoluna devam ederken, kendisi gibi müzikal hayatını bağımsız şekilde sürdürmek isteyen müzisyenlere / gruplara / şarkıcılara ışık tutup onları da yalnız bırakmıyor. Yani aslında “biz bir aileyiz” lafı SMF Productions için lafta değil tam olarak sahne ışıklarının altında geçerli oluyor. Dolu Kadehi Ters Tut’un ailesi o kadar büyük ki, konser verdikleri büyük sahneleri kocaman bir ekiple doldurup dinleyicilerini de işin içine dahil ediyor.

Bağımsız müziğin dünyası ne kadar büyük?

Son olarak bağımsız müzikten bu kadar bahsedince aklıma tek bir soru geliyor: Acaba ana akım müzik yapanların sayısı mı yoksa bağımsız müzik yapanlarınki mi daha büyük? Ancak belgeselin ilk iki bölümünde gördük ki bağımsız müziği oluşturan topluluklar, müzisyenler, sahne arkası ekipleri nüfus olarak sanırım daha büyük. Belgeselde Deniz Tekin’in dikkat çektiği bir nokta vardı ve bu aklıma kazındı. İnsanların gülebildiği, ağlayabildiği, istediği zaman saçını veya imajını değiştirdiği, bir gün sahnede çok enerjik bir gün hiç modunda olmadığı zamanlar olabilir. İşte bağımsız müzik tam olarak da müzisyenlere bunu sağlıyor. Sahnede insanlığın gereklerini yaşamalarını…

Bugün bağımsız müzikten söz edebiliyorsak bu, başarılı olmak için aynı formülleri denemeyi reddedenlerin eseri. Sektördeki pastanın büyük bir oranını kendi imkanlarıyla üstlenen bağımsız müzisyenler, yarın karşımıza nasıl çıkacaklar bilmiyorum ama umarım hepsinin hikayesinin ve heyecanının bir parçası olabiliriz.

BENZER İÇERİKLER

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖZEL DOSYALAR