Özel Dosya

Nereye olduğunun önemi yok, sadece uzaklara: Deftones konseri

Deftones’u, private music turnesinin Stuttgart ayağında yılan gibi bir konserde yakaladık.
Ant Arın Şermet - 17 Şubat 2026
post image

Metal müziğin güç kaybettiği ve Slayer, Megadeth, Iron Maiden gibi klasik grupların bile garip karşılanan albümler yaptığı doksanların ikinci yarısında türü kurtaran birkaç grup vardı. Nu-metal çatısı altında ele alınan bu grupların içinde biri vardı ki türün ötesine geçen bir etkiye sahipti. Deftones, 30 yılı aşkın kariyerinde yaşadığı onlarca probleme, kayıplara ve trajedilere rağmen hayata tutunmayı başarıp kendini tekrardan var etmiş bir grup. 5 senelik albüm hasretini geçtiğimiz yaz “private music” ile tamamlayan grup, pandemi sonrasındaki ilk headliner Avrupa turnesini duyurduğunda biletler anında tükendi. 9 Şubat’taki Stuttgart konseriyse garip bir şekilde önce uzun süre kapalı gişe gösterdi ancak ekim ayında bir anda tekrar satışa açılan biletler oldu. O dönemde taze çıkmış Schengen ve doğum günümün bana verdiği yetkiye dayanarak biletimi alıp yola koyuldum. Aradaki 3.5 aylık bekleme süreciyse heyecanı artırdı sadece.

Almanya’nın otomobil denince akla gelen ilk şehri olan Stuttgart’ın turistik olarak hiçbir şey sunmadığını söylersek abartmış olmam. Tam olarak da bu sebeple konser günü şehrin farklı noktalarında Deftones tişörtü giyen, beresi takan onlarca insan görmek mümkündü. Normalde Deftones büyüklüğünde bir grubun konserini fena sayılmayacak bir yerden izlemek için kapı açılışından yirmi dakika önce alanda olmanız yeterli. Ancak bu sefer öyle bir kuyruk vardı ki insanlar metro durağında sıra olmaya başlamıştı. Gelgelelim, yüzlerce insanın nasıl fark etmediğini asla anlamadığım bir boşluk vardı metro çıkışında. Metro çıkışına yönelir gibi mekana ilerlediğinizde kimse önünüze geçmediğinden bir anda mekanın kapısına 5 dakikalık sıra bekleme mesafesine ulaştım. Bunu niye anlattın derseniz, Almanya ya da benzeri bir ülkede konsere giderseniz hemen sıraya girmeyin, sağı solu kontrol edin. Bunlar fazla kuralcı ve insiyatiften uzak insanlar, ufak bir hamleyle bir buçuk saatlik sıradan kurtulabilirsiniz. Sonra teşekkür edersiniz.

Ortamı ısıtma görevi, Deftones konserine yakışır iki isme düşmüştü. New York çıkışlı hardcore punk grubu Drug Church’ün seyircinin kafasına kafasına fırlattığı enerjiden nasibimi alıp mosh pit’lerde vücut bütünlüğümü koruyarak hiç de fena olmayan bir yerden sahneyi ortaladım. Ancak sonrasında Denzel Curry öyle bir performans sergiledi ki deniz gibi ortadan ikiye yarıldı mekan. İlk kez global bir rap yıldızının konserini izlemenin nasıl bir şey olduğunu öğrenirken Deftones’un punk, hardcore ve rap müzikten aldığı ilhamını hızlandırılmış şekilde deneyimlemek de günün artılarıydı. Denzel Curry’nin inmesinden yaklaşık yarım saat sonra ‘Be Quiet and Drive (Far Away)’in giriş riff’i başladı. Sonrasındaysa Chino Moreno’nun klasikleşen zıplamasıyla kendimizi, nereye olduğunun önemi olmayan ama sadece uzaklara gitmek istediğimiz bir yolculuğun kollarına bıraktık. “private music”ten iki şarkıyla devam eden konserin rengi ‘Diamond Eyes’, ‘Rocket Skates’ ve ‘Digital Bath’ ile değişti.

Deftones’un öfkesini kenara bırakıp melankolik yanına yönelen bu şarkılarla birlikte 10 bin kişiyi aşan bir kalabalığın aynı anda katarsis yaşadığını söylemek hiç de abartılı olmayan bir tahmine dönüşmeye aday. Hemen arkasına da “private music”in en güçlü şarkılarından ‘souvenir’ ile ‘my mind is a mountain’i ekleyerek bir nevi konserin ilk yarısını çaktırmadan tamamladılar ve ikinci yarıdaki hit üstüne hite bizi hazırladılar. Bu arada grubun kurucu gitaristi Stephen Carpenter’dan yoksun olsalar da bunu hissettirmediklerini söylemek mümkün. Carpenter’ın turneye tam olarak neden katılmadığını bilmemekle birlikte araştırmalarım da sonuçsuz kaldı…

Deftones’un “Around the Fur” gibi bir başyapıtın hemen arkasına “White Pony” gibi bir başyapıt daha eklemesi çoğu grubun en vahşi rüyalarında bile göremeyeceği bir gerçek. Bu albümlerdeki enerji ve karanlığa eşlik eden klasiklerin birbirini kovaladığı ikinci yarının zirvesi, Chino’nun güneş önünde eline gitarını alıp ‘Change (In The House Flies)’ı söylemesiydi. Hemen öncesinde çaldıkları ‘Sextape’ ile ‘Hole in the Earth’ün tezatlığını da hatırlatmak lazım. Bir duygu rollercoaster’ında sağa sola savurarak bis’e geldiklerinde aradan 1 saat 15 dakika geçmiş ama oradakiler olarak en az bir o kadar daha şarkı dinlemeye istekliydik.

Bugüne kadar yüzlerce konser izlemiş olsam da sanırım ilk kez bir bis öncesinde bu kadar yüksek ses duydum. Ki grup da şaşırmış olacak ki, “Bu bizim bu turne için Almanya’daki son konserimiz ve hiç bu kadar yüksek ses duymamıştık” diyerek döndüler. Arkasından da önce ‘Cherry Waves’ ile wall of death’ten kaçmaya sonrasında da ‘My Own Summer (Shove It)’ ile Chino’nun sahnedeki dansına eşlik etmek gerekti. Her konserde yapılabilecek sağa sola yaylanma hareketinde kalçayı sallarken kolları dirsekten itibaren kontrol etmek kalp Deftones hayranları.

Bu konserin gerçekleşmesinden sadece bir gün sonra Türkiye’de benzer türde müzik yapan grupların (Slaughter to the Prevail & Behemoth) konserlerinin akıl ve mantıktan uzak şekilde iptal edilmesi insanı öfkelendirmenin ötesinde, sevdiğimiz şeyler için mücadele etme isteğimizi körüklüyor. Yoksa o akşam Stuttgart’ta deneyimlenebilen şeyin çok daha fazlasını İstanbul’un sunacağı bir gerçek. Lakin bunun gerçekleşmesi yolundaki maddiyat ve sosyoekonomik problemleri düşünmek de kırıcı. Yine de başlığın aksine, nerede olduğunun önemi olan ve uzaklara gitmeden de bu deneyimleri özgürce yaşayabildiğimiz en yakın günleri umuyoruz…

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans