
2000’lerin ortaları, Türkiye’de alternatif rock sahnesinin en hararetli, en verimli yıllarıydı. Beyoğlu’nun arka sokaklarından yükselen sert gitarlar, köklü dostluklar ve analog ruh, müzik tarihimizin altın çağlarından birini yazıyordu. İşte o dönemin en karakteristik, en “yırtıcı” gruplarından biriydi Dorian. 2005 çıkışlı “Yeniden Hayata” albümleriyle sadece yerel sahnede değil, ‘Bakma Yüzüme’ ile MTV World Chart listelerinde de kendilerine sağlam bir yer bulmuşlardı. Şimdi, o kült albümün üzerinden tam 20 yıl geçmişken, içlerinde “yarım kalan” o hikâyeyi tamamlamak için tekrar bir aradalar. 8 Kasım’da IF Beşiktaş sahnesinde hem kemik kitleleriyle hem de onları ilk kez kanlı canlı izleyecek Z kuşağıyla buluşmaya hazırlanan Dorian ile stüdyo provalarından Beyoğlu nostaljisine, dijital çağın hızından yeni single müjdelerine uzanan nefis bir sohbete oturduk.
Uzun bir aradan sonra hoş geldiniz Dorian! Şimdi bakınca “Yeniden Hayata” albümünüzün üzerinden tam 20 yıl geçmiş. Siz de bültende bu durum için “Yarım kalan bir hikâye” diyorsunuz. Sizce neydi o yarım kalan ve 8 Kasım’da IF Beşiktaş sahnesinde neyi tamamlamaya geliyorsunuz? Neden tam 20. yılı beklediniz?
Dorian bizim gençlik hikâyemiz gibi, hem taze bir hevesle atıldığımız hem de müziğe dair fikrimizi ve ideallerimizi akıttığımız bir yerdi. Yarım kalan dememizin sebebi biraz bu yüzden, müzik çok tamdı, Alex’in deyimiyle “bütün olarak, bir kaya gibiydi” ama bizim yollarımız başka yerlere kıvrıldı. İçimizde ukde kaldı. Bu hikâyeyi sürdürmeye geliyoruz diyebiliriz. 20. yıl güzel bir tesadüf. Seyirci bizi geri çağırdı bu yıl, onlar sanki bu özel günü beklemiş gibi…
Birlikte çalmadığınız onca yılın ardından o ilk provayı merak ediyorum ben açıkçası. Stüdyoya girip amfileri açtığınızda yılların pası kaçıncı dakikada atıldı? Fiziksel ve mental olarak o eski rock’n roll enerjisini bulmak nasıl bir mesai gerektirdi?
İlginçtir, sanki dün bırakmış gibi devam ettik, DNA’mıza işlemiş Dorian. Tabii, birçoğumuz müzik hayatına devam etti, onun da payı var. Heyecan faktörü bambaşka ama bu grubun bir odada beraber müzik yapmaya başladığı an oluşan atmosfer hepimizin deneyiminde ayrı bir yere koyduğu ve özlediği bir şeydi.
Biliyorsunuz, Çilekeş orijinal kadroyla döndü, Kurban ve Duman’ın o dönemi hâlâ saygıyla anılıyor. 2000’ler alternatif rock sahnesini bugün dönüp baktığınızda bu kadar özel ve organik kılan neydi? O dönem omuz omuza hissettiğiniz komünite ruhunu bugün sahnelerde görebiliyor musunuz?
Türkçe rock müziğin altın çağıydı o dönem. Saydığınız gruplar ve çok daha fazlası… Kaynayan bir kazan vardı, hep beraber pişiyorduk. Bir şey yapma hevesi ve çalışkanlığı olan, yola yeni çıkmış biri için çok yükseltici bir ortamdı. Bugün genç kuşakta çok güzel işler görüyoruz açıkçası yine.

15 saniyelik kancalara ve algoritmalara göre müzik üretilen, maalesef fazlasıyla sentetik ve sterilleştirilmiş bir çağdayız. Şarkıların birer hikâye anlattığı analog üretim geleneğinden gelen Dorian, bu üretim-tüketim hızına nasıl bir reaksiyon veriyor ya da verecek önümüzdeki dönemde?
Bunun bizi ilgilendiren, reaksiyon vermemiz gereken bir şey olduğunu düşünmüyoruz. Grup kültürü bir odada birbirine reaksiyon vermekle, birlikte çalmakla alakalı. Biz bunu yapmaya devam edeceğiz.
Biraz geriye gitmek istiyorum şimdi. “Bakma Yüzüme” klibiniz MTV World Chart Express’te dönüyordu. Türkiye’den bir grubun o dönem o listelere girmesi büyük bir eşikti. Bu durum size ne hissettirmişti? Daha doğrusu, MTV’de gözükmek Dorian’ın üretim heyecanını nasıl kamçılamıştı?
Desteklenmek, yaptığınız işin karşılık bulması harika bir his elbette, çok cesaretlendirici. Hakan Kurşun, o dönemki yapımcımız, bu noktada tekrar tekrar adını andığımız biri. Çok şanslı hissetmiştik kendimizi, hâlâ hissediyoruz.
Rock festivallerinin boyut değiştirdiği, alternatif sahnelerin azaldığı bir dönemden geçiyoruz. Ve sizin dönemdaşlarınızla ne zaman konuşsam tek bir özlem var: Beyoğlu kültürü. Siz o dönemin Beyoğlu kültürünü ne kadar arıyorsunuz?
Çok! Çok arıyoruz! Kendi konserimizden çıkıp arkadaşımızın konserini dinlemeye gittiğimiz, her masada bir arkadaşımızın olduğu, bunun yanında da gelişmek isteyen, kendi dinleyicisini bulmak isteyen genç müzisyenlerin de var olabildiği zenginlikte bir ortamdı. Müzik buna ihtiyaç duyuyor, acemiliğinizi yapabileceğiniz imkânlarınız olması lazım ki ustalaşabilin.

Dorian’a has o karakteristik yırtıcılığı 20 yıl sonra aynı tansiyonda tutmak şüphesiz ayrı bir efor istiyor. Dorian şarkılarındaki o içsel çatışma ve karanlıkla aranızdaki ilişki 20 yılın sonunda evrimleşti mi sizce? Yoksa aynen devam ediyor mu?
Evrimleşmez olur mu, hepimizi o içsel çatışmalar ve karanlıklar yoğurdu, büyüttü. Biz bunlardan kaçan insanlar olmadık hiç, birey olarak da müzisyen olarak da. O dönem yazdığımız şarkıları şimdi başka bir olgunlukla çalıp söylüyoruz, bu kaçınılmaz. Ama içimizde bir yerde o şarkıları yazan genç adamlar hâlâ var, onlara “tune in” olabiliyoruz.
2014 yılında ikinci albümü yayınlayıp tekrar kendi kabuğunuza çekilmiştiniz. Grup üyeleri olarak Dorian’dan ayrı düştüğünüz zamanlarda bireysel olarak nerelerde demlendiniz?
İkinci albüm bizim biraz deneysel gördüğümüz bir albüm, öncesinde ya da sonrasında yaptığımız hiçbir şeyi anıştırmadı ama hiçbirimiz için yolun sonu da olmadı. Çalmaya, dinlemeye, işin mutfağında var olmaya devam ettik hep. O dönem hangi grupları dinliyorduysak olduğumuz şehre geldiğinde yine konserlerine gidiyoruz. Müziğe dair heyecanımızın hiç geçmeyen bir yanı bu. “Memet” ve “Afşar”ın son gittikleri konser “BEAT” mesela, biri Berlin’de, biri İstanbul’da.
IF Beşiktaş’taki konser için biletlere “Meet & Greet” gibi detaylar bile eklemişsiniz. Etkileşime baktığınızda, sizi ilk defa kanlı canlı izleyecek bir Z kuşağı ile mi, yoksa yıllar önce Kemancı/Peyote/Mojo tayfasının başı çektiği kemik bir kitleyle mi karşılaşmayı bekliyorsunuz? Sizce o konseri kimler dolduracak?
Konser kararını aldığımızda aklımıza ilk gelen şeylerden biri, “nerede bizim kemik kitlemiz şimdi acaba” idiyse bir diğeri de “Z kuşağıyla nasıl tanışabiliriz” olmuştu. Ama sosyal medya etkileşimlerimizde gördük ki meğer bizi kuşak olarak yakalayamamış, hiç canlı dinleyememiş ama albümlerimizden tanıyan ve çok seven birçok genç arkadaşımız varmış. Onur duyduk açıkçası, zamanı aşıp böyle bir etki yaratabiliyor olmak çok güzel. O yüzden biz herkesle karşılaşmayı bekliyoruz.
8 Kasım’daki dönüş konseri sadece 20. yılı taçlandıran bir gecelik bir saygı duruşu mu, yoksa Dorian için tamamen yeni bir çağın, belki yeni bir single’ın veya EP’nin ilk açılış fişeği mi olacak?
Yeni bir single sözü verdik çoktan, takip edenler bilir. Gönderilerimizin altına, direkt mesaj kutumuza farklı şehirlerden davet gönderen, bizi çağıran dinleyicilerimizin de hiçbirini kaçırmıyoruz, hepsi aklımızda. Gelişmelerden haberdar edeceğiz diyelim.