Ana SayfaÖzel DosyaEdebiyatın asi çocukları

Edebiyatın asi çocukları

Edebiyatçı dediğin eleştirir, şaşırtır, zorlar, gözlemler, yansıtır, öğretir, eğlendirir, yalnız olmadığımızı ve aslında çok yalnız olduğumuzu anlatır. Ve daha nice duyguyu, fikri yaratmış olduğu üslup ve/veya benimsediği akım(lar) çerçevesinde bizlere sunar…

Neslihan Atcan ALTAN

Bu sebeplerden ötürü benim bir edebiyatçıdan beklentim, bilerek ve isteyerek normun dışında kalmasıdır. Asi dediğimiz aslında aykırıdır. Sırf aykırı olmak değildir çabası veya duruşu. Fıtratı odur. Kendi edebiyatımızda da bunun örnekleri çok. Aslında Tezer Özlü, Nilgün Marmara, Leyla Erbil, Füruzan ve daha nice biricik ve benzersiz asilerimizi de yazmak isterim ama kendimi o kadar donanımlı hissetmiyorum. Hiçbir şey bilmesem de haddimi bilirim, bilmeyene de bildiririm falan diye kamyon arkası edebiyatından bir örneklendirmeyle sizler için seçtiğim asileri anlatmaya başlayalım.

Lord Byron / Byronic kahramanın yaratıcısı

2c6976863e8c56eb30fbdf958786a4f7

Romantik dönemin en önemli şairlerinden olan Lord Byron, 19. yüzyılda unvanının ve cinsiyetinin kendine sağladığı tüm imtiyazlara rağmen ya da bu imtiyazlar sayesinde dönemin tabularını ve halen tabu olan konuları kendi için epey esnetmiş bir zattır. Aralarında üvey kız kardeşinin de yer aldığı birçok kadın ve çeşitli erkeklerle yaşadığı maceralarla bezeli özel hayatının yanı sıra, şair kimliği ve şiirlerinde ele aldığı konularla da dönemin benzer isimlerinden ayrılmayı başarmıştır. En önemli eseri sayılan yarı oto-biyografik “Childe Harold’s Pilgrimage” şiirinde melankolik bir atmosferde devrim sonrası savaş yorgunu bir neslin gerçeklere uyanışını ve daha birçok temayı işlerken, “Manfred” isimli eserinde ise insanın aslında “yarı toz, yarı tanrı ne batmaya ne uçmaya uygun” bir varlık olduğunu vurgulamıştır. İngiltere’de yaşadığı türlü gönül maceralarının getirdiği skandallar nedeniyle ülkeyi terk eden lordumuzun benim nazarımda en önemli özelliği gerek edebiyat gerekse sinemada önemli bir prototip oluşturan Byronic kahramanı yaratmış olması. Nasıl bir kahraman bu? Biraz ıssız adam türü. Bence bildiğin ergen ama çoğu bireyin sevdiği bir tip: Çekici, karanlık, şüpheci ama sevgi, ıstırap ve türlü travmaların sağalmayan yaralarıyla dolu bir kalp var içinde. Şiddetli aşklar, kavgalar ve bence iç sıkıcı, teke zortlatıcı tarzda etkileşimler falan. Yani şimdinin “ıssız adamları”, “huzursuz ruhları”. Sinemada, edebiyatta güzel ve çalışan bir karakter ama gerçek hayatta almayalım. Bu arada Byron’ın Yunanlıların yanında Türklere karşı savaştığı gibi gereksiz bir bilgiyi de buraya iliştireyim.

Percy Byshee Shelley: Çağdaş romantik

gettyimages 158374071Lord Byron’ımızın yakın dostu ve “Frankenstein”ın yazarı biricik Mary Shelley’nin kocası beyefendi, -adamı tanıtımım halangilin bacanağı gibi bir şey oldu- aralarında Ozymandias‘ın da bulunduğu yüzlerce şiir yazmıştır Politik duruşu, ateizmi ve sosyal normlara ters düşen aile yaşantısıyla günümüzde benim diyen erkeğin önüne geçer. Erkek diyorum çünkü kadını koyduğu yer bizdeki “Gadınlarımız bir çiçektir, anadır” kafasından binlerce fersah ötede. Ayrıca Shelley Eton Koleji’nde okurken fagging denilen ve küçük sınıftaki öğrencilerin büyüklere hizmetkarlık etme geleneğine uymayı reddettiği için çok ağır zorbalıklara maruz kalmış, sonradan da konformist bir hayat tarzından kaçmaya devam etmiş. Yani şairimiz kendi fikirleri uğruna daima mücadele etmeyi göze almış bir idealist. Romantik mevzularda epey ayran gönüllü olan Shelley, yaşamının ilerleyen yıllarında da türlü ilişkiler, maddi sıkıntılar, sevdiklerinin kayıplarıyla uğraşıp, sonunda yataklara düşer. Bu fırtınalı yıllar içinde eserlerini üretmeye devam etmiş ve kendinden sonra gelen birçok şaire de ilham kaynağı olmuştur.

Mary Wollstonecraft Godwyn yani Mary Shelley: Modern Prometheus’un annesi

mary shelleyFelsefeci William Godwyn ve kadın hakları savunucusu Mary Wolstonecraft’ın kızı olarak dünyaya gelen Mary’nin de entelektüel ortamlarda büyümesi ve yazar olması çok da şaşırtmıyor bizleri. Beni şaşırtan şey bu hanımefendinin yazdığı Frankenstein romanının hala ve hala -bakınız “Poor Things“- bir ilham kaynağı olarak sanatın her dalında onlarca türevinin üretilmesine yeterince itibar edilmemesi. Yahu kadın hem gothic geleneğin hem de bilim-kurgunun en iyi örneklerinden birini yazmış. Adını yıllar sonra öğrendik. Olacak iş mi?  Annesi -annesine ayrı yazı gerek- o doğduktan hemen sonra ölünce babası tarafında büyütülen Mary, babasının ideallerini benimser ve hemen anarşist bir bakış açısıyla hayata atılır. Niye hemen, hiçbir fikrim yok. Mary de içinde bulunduğu toplumun normlarını o dönemde evli olan Shelley’le ilişki yaşayarak hiçe sayar ve ondan evlilik dışı çocuklar doğurur. Hayatını istediği gibi yaşar ve bize Frankenstein’ın yanı sıra birçok eser daha bırakır.

Mina Loy: Kendini bulmak için yok eden şair/ ressam

mina loy with rodin sculpture

20. yüzyılın başlarında yaşamış olan bu şair ve ressam kadın, dönemin dadaizm, futurizm ve sürrealizm gibi baskın hareketlerinde ve bu hareketlerin erkek ağırlıklı zümrelerinde yer almış olmasına rağmen çok da bilinen bir figür değil. Ne şaşırdım ne şaşırdım. 1914’te yayımlanan Feminist Manifestosunda – ilk manifesto tabii ki bu değil ama bunda da epey radikal fikirler var- kadınlara kendilerini bulmak ve kendileri olmak için neler yapmaları gerektiğini keskin ve korkusuz bir dille ifade eden Loy’un bu metninden az buçuk bir alıntı yapayım da, sizlere devamını okumak için motivasyon olsun: “Kadın içindeki sevilme arzusunu, bir erkeğin ilgi ve alakasını başka bir kadına yöneltmesinden duyduğu aşağılanmışlık duygusunu yok etmelidir… kadın öz saygısı için seksin ahlaksız bir şey olduğu fikrini yok etmelidir ” ve daha neler neler. Dönemine göre radikal addedilen fikirleri ve yaşam tarzıyla- birden fazla sevgili, çocuklarını bırakıp kariyerinin peşinden gitme, merak etmeyin sonra çocuklarını almış, ayyy ne kötü bir anne diye başlayanlarınız oldu değil mi? – asi bir çizgide, toplumun beklentilerine sırtını dönerek yaşayan Loy, son dönemlerde popülerleşmeye başlayan bir sanatçı. Kendisiyle ilgili konferanslar yapılmakta ve hatta yakın bir dostumun Mina Loy üstüne doktora tezi var. İlgilenenler web’de bulabilir.

Daha tabii ki kimler, kimler var ama yer kısıtlı. 21. yüzyılda asi olmak bana bir yandan kolay geliyor, zira kendini istediği şekilde tanımlayan ve istediği hayatı süren insanları eleştirmenin düşmanlık ve hatta barbarlık ve hatta gelişmemişlik olarak görüldüğü bir dünya düzeni mevcut. Ve fakat dünyanın diğer yarısında asi olmak bir yana dursun, temel hak ve hürriyetlerini kazanamayan toplumlarda totaliter rejimlere korkmadan karşı çıkan gerçek asiler var.  Yani zor şartlar da bu insanları yıldırmıyor. Bize de sanırım hala onları takdir etmek düşüyor. Kaçtım.

BENZER İÇERİKLER

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖZEL DOSYALAR