
Elif Sanchez ismini ilk olarak, 2021 yılında kendi adıyla yayımladığı albümle duyduk. Türk halk müziği, klasik müzik ve caz eğitimini harmanladığı bu albümde Anadolu ve Azerbaycan coğrafyasının en sevilen türkülerini kendine has yorumuyla söylemiş ve çok beğenilmişti.
Üretken müzikal yolculuğuna son sürat devam eden Elif Sanchez’in rotası şu an Ayrılıq isimli yeni teklisine doğru çevrilmiş durumda. Yeni teklisini; “Yurt dışında yaşamayı ben seçmiş olsam da yurduma özlemim hiç bitmedi. Hâlâ Türkiye’de yaşamıyorum ama kalbim her zaman onunla atıyor. Bugün bile, ağlamak istediğimde söylediğim şarkı hâlâ Ayrılıq.” cümleleriyle anlatıyor. Bu duyguyu da eserin her saniyesinde sesiyle adeta ilmek ilmek işliyor.
Röportaj öncesinde sorularımı hazırlarken bu dokunaklı türküyü defalarca dinledim. Hem yeni teklisini hem de bugüne dek inşa ettiği müzik kariyerini ve hedeflerini konuşma fırsatı bulduğum Elif Sanchez’den en az şarkısı kadar güzel cevaplar aldım.

Konserler, “Stages of Love” albümü ve tekli çalışmalarınızla geçen bir 2025 yılını geride bıraktıktan sonra yakın zaman önce de “Ayrılıq” isimli yeni teklinizi müzikseverlerle buluşturdunuz. 2025 yılının ardından sizin için 2026 nasıl başladı? Hayatınızın odağında neler ve hangi duygular var?
2025 benim için hem üretken hem de duygusal olarak oldukça çalkantılı bir yıldı. “Stages of Love” albümü, konserler ve ardından gelen “Ayrılıq” teklisiyle sahnede ve stüdyoda çok aktif bir dönem geçirdim. Fakat özel hayatımda 10 yıllık evliliğimin sona ermesiyle birlikte hayatımın bütün dengesi değişti. İnsan bazen aynı anda hem güçlü hem de kırılgan olabiliyor. 2025 tam olarak böyle bir yıldı benim için.
2026’ya ise daha sadeleşmiş, daha içe dönük ve daha kararlı bir ruh hâliyle girdim. Hayatımın odağında şu an gerçekten sadece müzik var. Kendimi yeniden inşa ederken en sağlam zeminim üretmek oldu. Zor bir süreçten geçtim ama üretim açısından çok verimli bir başlangıç yaptım. Şimdiden çok güzel tekliler kaydettim ve üzerinde heyecanla çalıştığım projeler var. Dördüncü albümüm de umarım çok yakında dinleyiciyle buluşacak.
Kariyeriniz ve bugün ulaştığınız noktayı düşündüğümüzde müziğe olan yetenek ve gösterdiğiniz çabanın yanı sıra Anadolu kültürünün hâkim olduğu, türkülerin çalındığı ve dinlendiği müzisyen bir ailede büyümüş olmanız da önemli bir etken olarak göze çarpıyor. 10 yaşına kadar da müzik eğimini ailenizden aldığınızı düşünürsek aile sizin için nasıl bir okul oldu?
Ailem benim ilk okulumdu ve hâlâ en kıymetli okulum olduğunu düşünüyorum. Küçük yaşlardan itibaren evimizin içinde türküler çalınır, söylenir, konuşulurdu. Bu sadece bir müzik meselesi değil, bir kültür meselesiydi.
Bugün çok farklı müzik stillerini dinliyoruz, dünyanın her yerinden seslere ulaşabiliyoruz. Ama kendi topraklarımızdan çıkan o melodileri günlük hayatın içinde artık daha az duyuyoruz. Ben o seslerin içinde büyüdüm. Çok farklı müzik eğitimi aldım, caz okudum, klasik müzik çalıştım ama beni ben yapan, müziğime karakter veren şeyin ailemden aldığım o türkü sevgisi olduğuna inanıyorum. O kök olmadan bugün yaptığım hiçbir şey bu kadar samimi olmazdı.
Türküler hiç kuşku yok ki bu coğrafyanın toprağında yetişen, güneşinde pişen, yaşanmışlıklarıyla olgunlaşan ve her birimizin yüreğine farklı dokunan en önemli kültürel değerlerimizden biri. Küçüklüğünüzde kulağınıza çalınan o türküler bugün sizin için ne anlam ifade ediyor?
Türküler benim için sadece bir repertuvar değil, bir hafıza alanı. Çok erken yaşta Türkiye’den ayrıldım. Zamanla insanın “ev” kavramı değişiyor. Fiziksel olarak bir yere ait olmakla ruhen ait olmak arasında fark var.
Ben artık Türkiye’ye gittiğimde bile her zaman çocukluğumdaki gibi evimde hissedemeyebiliyorum. Çünkü insan değişiyor, şehirler değişiyor, zaman değişiyor… Ama bir türkü söylediğimde, nerede olursam olayım, o aidiyet duygusunu hissediyorum. Türküler benim için özlemi dindiren, kimliğimi hatırlatan bir alan.

İstanbul Devlet Konservatuarı’ndan üstün başarı ödülü ile mezun olduktan sonra 2017’de Bill Pierce Ödülü ve Akdeniz Müzik Enstitüsü Ödülü’nü kazanarak Berklee College of Music’den mezun oldunuz. Bu süre içinde elde ettiğiniz teorik birikimin müzikle olan bağınız ve bugünkü Elif Sanchez’e hangi katkıları oldu?
İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndan üstün başarıyla mezun olmak ve ardından Berklee College of Music’te eğitim görmek, müziğimin teorik ve teknik altyapısını çok sağlamlaştırdı. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda, beni dönüştüren şeyin sadece akademik bilgi olmadığını görüyorum. Yaşadığım kültürler, öğrendiğim diller, farklı coğrafyalardan tanıdığım müzisyenler… Bunların hepsi müziğime görünmez katmanlar ekledi. Şu an yaptığım müzik aslında birçok kültürün doğal bir harmanı. Bu biraz teoriden ama çok daha fazla hayattan geliyor.
Merak ettiğim bir nokta daha var. Kariyerinizin bugüne kadarki bölümünde “Benim için kırılma noktası oldu.” dediğiniz bir an oldu mu hiç? Verdiğiniz bir karar, tanıştığınız bir isim veya bulunduğunuz bir şehir olabilir.
Hayatımda birçok kırılma noktası oldu. Amerika’ya taşınmak başlı başına bir dönüm noktasıydı. Javier Limón ile tanışmak, Kenan Doğulu ile iş birliği yapmak, Alfredo Rodríguez ile kayıtlar gerçekleştirmek… Bunlar profesyonel olarak beni daha görünür kılan ve ufkumu genişleten adımlar oldu. Ama gerçek anlamda en büyük kırılma noktası 2025’ti. Hayatımın bir anda dağıldığı ve her şeyi yeniden kurmak zorunda kaldığım yıl. İnsan bazen en büyük sıçramayı, en büyük düşüşten sonra yapıyor. O yıl benim için yıkımın içinden doğan bir yeniden başlangıçtı.
2021 yılında kendi adınızla yayımladığınız albümünüzde Türk halk müziği, klasik müzik ve caz eğitimini harmanladığınız müzikal bir tarz ile Anadolu ve Azerbaycan coğrafyasının en sevilen türkülerini, kendinize özgü bir şekilde yorumlamıştınız. Gerek farklı türleri gerekse farklı coğrafyaların türkülerini bütünlük içinde bir araya getirmek, müziğinizi katman katman açılan nasıl bir yapıya bürüdü?
Türk halk müziği, klasik müzik ve cazı bir araya getirmek benim için bilinçli bir strateji değil, doğal bir ihtiyaçtı. Çünkü ben zaten o üç dünyanın içinde yetiştim. Azerbaycan da Türkiye de benim kültürel hafızamın parçaları. Bu coğrafyaların müziğini birbirinden ayrı düşünmüyorum. Ben sadece sevdiğim sesleri dürüstçe söylüyorum. Eğer ortaya katmanlı bir yapı çıkıyorsa bu planlanmış bir formül değil, içimde zaten var olan dünyaların dışa vurumu.

Röportajımıza yeni tekliniz “Ayrılıq” ile devam edelim dilerseniz. Her şarkının anlatılması gereken hikâyesi olduğunu düşünüyorum ve Ayrılıq da buna çok iyi bir şekilde uyuyor. Bu hikâyeyi sizden dinlemeyi çok isterim.
“Ayrılıq” ilk bakışta bir aşk ayrılığı gibi algılanabiliyor. Fakat aslında kökeni siyasi bir bölünmeye dayanıyor. 19’uncu yüzyılda Rusya ve İran arasında paylaşılan Azerbaycan toprakları, aileleri ve halkı ikiye ayırdı. Bu acıyı derinden hisseden Farhad Ebrahimi şiiri kaleme aldı. Bu şiir daha sonra Ali Salimi tarafından bestelendi. Benim için bu şarkı tarihsel bir anlatıdan öte kişisel bir eşlikçi. Türkiye’den erken yaşta ayrılmış biri olarak, yıllar boyunca yolculuklarımda bana eşlik etti.
Türkiye’den kendi isteğimle ayrıldım; okumak ve üretmek için. Ama bilinçli bir karar almak, özlemi ortadan kaldırmıyor. İnsan bir yere mesafeyi kendisi koysa bile, kalbindeki bağ devam ediyor. Amerika’da, sonra başka ülkelerde ve şimdi Madrid’de… Ne zaman özlem ağırlaşsa, “Ayrılıq” benim için bir çıkış yolu oldu. Söyledikçe hafiflediğim bir şarkı.
Şarkının sözleri Ali Salimi, müziği ise Farhad Ebrahimi’ye ait. Esere kendi yorumunuzu katma noktasında sözler, sözlerin sizde uyandırdığı duygular ve daha önceki versiyonlar nasıl bir alan açtı?
Bu türküyü farklı dönemlerde farklı duygularla söyledim. Bazen bir vatana özlem, bazen bir aşka özlem olarak… Çok güçlü yorumları var ve her biri çok kıymetli. Benim versiyonum ise tamamen kendi yalnızlığımın ve kendi iç dünyamın yansıması.
Günümüzde teknolojinin gelişmesi sınırları her ne kadar ortadan kaldırsa da bireyin daha da yalnızlaştığı ve etrafına sınırlar ördüğü bir başka gerçekliği de doğuruyor. Bu noktada bir yere ait olma hissi bugünün insanı için neden daha önemli hâle gelmiş durumda?
Teknoloji bizi birbirimize bağladı ama aynı zamanda daha bireysel ve daha yalnız hâle getirdi. Sürekli hareket etmek, sürekli taşınmak, sürekli değişen bir çevre içinde yaşamak aidiyet duygusunu zorlaştırıyor. Benim bir yere ait olma hissim uzun zaman önce zayıfladı. Ama müzikte kendimi ait hissediyorum. Çünkü müziği nereye gidersem gideyim yanımda taşıyabiliyorum.

Daha kişisel bir soru daha sormak isterim. Müzik, yaşama ve umutsuzluğa bir alan açar mı?
Müzik hem yaşama hem umutsuzluğa alan açar. Ben kendimi çok mutlu da hissetsem, çok kırgın da hissetsem ilk yaptığım şey ya müzik dinlemek ya da şarkı söylemek. Müzik benim için bir ifade biçiminden öte bir hayatta kalma biçimi.
Röportajımızın sonuna doğru yeni çalışmalarımınız hakkında vereceğiniz ufak tüyolara ayırmak isterim. Bu yıl içinde veya önümüzde süreçte planladığınız yeni albüm ve tekli çalışmalarınız, projeleriniz, iş birlikleriniz neler olacak? Zihninizde şekillenen bir şeyler var mı?
Uzun zamandır hayalini kurduğum ve hem yabancı hem de Türk müzisyenlerle birlikte çalıştığım çok özel bir albüm kaydediyorum. Farklı kültürlerin doğal bir şekilde buluştuğu ama köklerinden kopmayan bir proje olacak. Çok heyecanlıyım ve yakın zamanda paylaşmayı umuyorum.
Son olarak Ayrılıq şarkısını dinleyecek ve röportajımızın sonuna kadar ulaşan okurlarımıza vereceğiniz mesajla noktalamak isterim.
Bu röportajı sonuna kadar okuyan herkese gerçekten teşekkür ederim. “Ayrılıq” bizim kültürümüzde de çok özel bir eser. Umarım benim yorumum da dinleyenlerin kalbine dokunur ve herkes kendi hikâyesini o şarkının içinde bulabilir.