Ana SayfaMüzikEmrah Karaca: “Günümüzde nefes almak kadar doğal karşılanan linç kültürünün ilk kurbanlarındandı...

Emrah Karaca: “Günümüzde nefes almak kadar doğal karşılanan linç kültürünün ilk kurbanlarındandı Cem Karaca.”

Cem Karaca’nın 1987 yılında Türkiye’ye geri dönüşüne kadarki yaşam hikayesini anlatan “Cem Karaca’nın Gözyaşları” filmi bugün seyirciyle buluşuyor. İsmail Hacıoğlu’nun Cem Karaca’ya hayat verdiği filmin senaryo danışmanı ve Cem Karaca’nın oğlu Emrah Karaca ile hem film hem de Karaca’nın başarılarla, özlemlerle ve mücadeleyle geçen hayat öyküsü hakkında biraz lafladık.

Batıkan BAKSI / [email protected]

İlk olarak Cem Karacan Gözyaşları” filminin gelişim süreciyle konuşmaya başlamak istiyorum. Filmin fikri nasıl ve kimden geldi? Siz en başından beri dahil miydiniz yapım sürecine yoksa daha sonra mı dahil oldunuz?

Merhabalar, filmin gelişim süreci aslında çok eskiye dayanıyor. “Müslüm”, “Ayla” veya diğer biyografi filmlerinden çok öncesine. Çünkü ben her zaman bir Cem Karaca filminin yapılması gerektiğini ve teslim edilmesi gereken hakların kendisine yani babama teslim edilmesi gerektiğine  inandım. Ve sahnedeki o dev adamın ülkenin geri kalanıyla beraber bilinmesi gerektiğini düşündüm hep. Dolayısıyla fikri çok önceden gelen bu projeyle ilgili çeşitli görüşmelerimiz oldu ama hep bir şekilde iptal oldu ya da değişti. Ama görüyoruz ki en hayırlısı ve en güzeli oldu, en azından benim içime çok sindi. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Özellikle sanat alanında dönemine damga vurmuş isimlerin hikayelerini anlatmak zordur. Daha önceleri çıkan ve eleştirmenlerin eleştirilerinden nasibini almış bir sürü biyografi filmi izledik. Ancak Cem Karacan Gözyaşları” fragmanıyla bile direkt içine çeken bir film gibi gözüküyor. Hazırlıklar ne kadar sürdü ve sizin açınızdan nasıl bir deneyimdi?

Evet, maalesef böyle bir eleştiri var ama bu işlerin ne kadar zor olduğunu da insanlar gerçekten bazen idrak edemiyorlar. Biyografi filmleri, sinema dünyasının vazgeçilmezi ve gerçekten zor işler. Çünkü döneme sadık kalmak durumundasınız, doğru bilgilerle işe başlamalısınız, araştırmanız iyi olmalı vs. Biz de bu yoldaki çalışmalara neredeyse iki yıl öncesinden yavaş yavaş başladık. Dediğim gibi çok teklif vardı hatta bazılarını artık gerçekten geri çevirmek durumunda kaldık ama sonuç olarak bir seçim yaptık ve şu anda yaptığımız bu seçimden de memnunuz. Benim açımdan biraz zor bir süreç tabii çünkü tamamen gerçekleri aktarabilmek ve bunu bir film haline getirmek gerçekten zor bir işmiş bunu anladık. Normal bir hayat hikayesini senaryolaştırmak ve bunu bir film haline getirmek öyle kolay bir iş değilmiş, ancak tüm ekip ve bizler sorumluluklarımızın farkındaydık ve merkezimize Cem Karaca ile ailesini ve dönemin tüm gelgitlerini koyarak yola çıktık. Umuyorum ki izleyiciler ve Cem Karaca severler hoşnut kalacaklardır.

WhatsApp Image 2024 01 24 at 21.26.21

“Kendi hikayemi ve ailemin yaşadıklarını beyazperdede görmek beni darmaduman etti…”

Filmde Cem Karaca özelinde bir akış olsa da aslında 1987ye kadar onun hayatına dokunan herkesin de hikayesi bu. Dolayısıyla sizin de filmdeki yeriniz büyük. Kendinizi ve hikayenizi bir başkası tarafından canlandırılırken neler hissettiniz? O dönem yaşarken belki de fark etmediğiniz ve yapım süreci sırasında fark ettiğiniz şeyler oldu mu?

Kendi hikayemi ve ailemin yaşadıklarını biraz da olsa beyazperdede görmek beni gerçekten darmaduman etti. Yaşadığımız tüm o travmalar, o kötü günler birebir aklıma geldi ki inanın biz bunları beyazperdeye aktarırken yaşadıklarımızın çok azını anlattık ama o bile eminim izleyenlere fazla gelecektir. Çünkü o dönemin Türkiye’si maalesef birçok hayatı böyle mahvetti, biz de çok zor günler yaşadık ve birazcık da olsa o dönemde yaşananları perdeye taşımaya çalıştık.

Filmde çalan şarkıların düzenlemelerini Cem Öget yapmış ve İsmail Hacıoğlu kendisi 300 saate yakın çalışarak söylemiş. Duyduğum kadarıyla da harika bir sonuç çıkmış. Şarkı seçimleri nasıl yapıldı? İlk stüdyoya girildiğinde neler hissettiniz ekipçe?

Cem Öget, inanılmaz bir iş başardı! Zaten kendisiyle uzun yıllardır tanışırım, çalışırım ama bu film özelinde ona gerçekten müteşekkirim. Cem, elindeki tüm gücün fazlasını hem de çok fazlasını bu filme aktardı ve İsmail Hacıoğlu ile saatlerini, günlerini ve gecelerini hem sette hem de stüdyoda geçirdi; ortaya izleyince ve hatta dinleyince çok ama çok şaşıracağınız bir iş koydular. Ben bile bu kadarını beklemiyordum ama müthiş bir sonuç çıktı. İlk olarak İsmail’den geldi şarkıları kendisinin seslendirme isteği, “Bir izin verin, ben bir deneyeyim. Olmazsa ne isterseniz öyle olsun” dedi ve sonuç ortada. Her ikisine de çok teşekkür ediyorum. Şarkı seçimlerine gelirsek… Babamın çok bilindik şarkılarıyla beraber kıyıda köşede kalmış ama bizler için özel olan şarkıları da kullanıldı. ‘Muhtar’ şarkısını özellikle ben istedim mesela. Bazı çok bilindik şarkılar da maalesef izinler sebebiyle kullanılamadı, sağlık olsun dedik ve yolumuza baktık.

Müziklerden bahsetmişken… Birçok müzisyenin biyografi filminden sonra soundtrack albümlerini de dinliyoruz. Cem Karacan Gözyaşları”nın da bir soundtrack albümüyle buluşacak mıyız?

Evet buluşacağız. İlk şarkı sanırım filmin vizyona çıkmasıyla aynı gün yayınlanacak; sonraki hafta da tüm albüm, dijital platformlarda olacak.

WhatsApp Image 2024 01 24 at 21.27.38 1

“Babam ilk gelendi, ilk kurşunu da o yedi…”

Cem Karaca, özellikle Almanyada sürgünde olduğu dönemde haksızlıklarla yüz yüze kalmış birisi. Bunun hüznünü, öfkesini, sıkıntılarını yaşadığını da biliyoruz. Filmde de bunları görüyoruz. Peki Cem Karacaya o dönem arkadaşları tarafından bile bu kadar yüklenilmesinin sebebi neydi?

Bu yaşanılanları bir bela veya kir olarak adlandıralım örneğin, bence o kirin ve belanın onlara bulaşmasını istemediler. Belki de günümüzde nefes almak kadar doğal hâle gelen linç kültürünün ilk kurbanlarındandı Cem Karaca. Üstelik bu linci gerçekleştirenler o dönem Almanya’da onunla aynı kaderi paylaşanlardı. Ülkesine dönüşü hakkında da bir sürü laf ettiler ve yazdıkları mektuplarla, paylaştıkları görüşlerle babama yaftalanan damgaların sebebi oldular. Oysa babam ülkesine dönmek için bu kadar çaba göstermeseydi, onlar da dönemeyeceklerdi! Babam ilk gelendi, ilk kurşunu da o yedi…

Cem Karacan Gözyaşları”, Karacan son eşi İlkim Karaca tarafından mahkeme kararıyla durdurulmaya da çalışıldı diye duydum. Cem Karacaya bu kadar sahip çıkılırken onun daha iyi tanıtılmasını sağlayacak bir film neden engelletilir? Aksine desteklenmesi gerekmez miydi?

Bence tek derdi kendisi, o yüzden onunla ilgili bir polemiğe girmek istemem. Bizler Cem Karaca’yı hep iyi anmaya, iyi duyurmaya, iyi anlatmaya çalıştık ve çalışıyoruz ama kendisi polemikler ve sansasyonel haberlerin peşinde oldu hep. İftiralar ve ithamlarla. Ayrıca kendisine kalmış 4/1 miras hakkını da (şarkılardan bahsediyorum) para için satmış biri kendisi. Bir sanatçının en büyük mirası eserleridir. Bunu sattıktan sonra şimdi çıkıp konuşmasının sebebi tamamen duygusal dediğimiz türden olsa gerek.

Cem Karaca, Almanyada bile doğru bildiğinden şaşmadı; müziğinden hiç ödün vermedi tarzından da sapmadı. Kaldı ki Türkiyeye döndüğünde bildiği müzikle o anki müzik arasında çok fark vardı. Karacanın müziğini hiç değiştirmemesi onu biraz geride mi bıraktı dönemdaşlarına kıyasla?

Aslında bırakmadı, o hep inandığı şeyi yaptı ancak babamın döndükten sonra yaptığı işler bile piyasada o dönem yapılan işlerden hep fazla satmıştı. Ama o dönem yöneltilen yaftalar ve iftiralar onu çok kırmış ve üzmüştü, biraz da yılmışlık vardı haliyle. Ama o üretmeye devam etti. Döndüğünde ülkede arabesk müzik zirvedeydi, sonra pop patladı ama o hep bildiğini yaptı, sonuç ortada. Şarkıları hâlâ her konserde avaz avaz söyleniyor. Keşkeler tabii ki var ama bence onun yaptığı işler içine sindi, gerisi laf ola beri gele…

“Babam ülkesine aşık bir adamdı…”

Almanyada yaşadığı süre boyunca Almanya da dahil birçok ülkenin kendisine vatandaşlık vermek istediğini ama Cem Karacanın bunu kabul etmediğini biliyoruz. Kendisine yöneltilen ithamların aksine babanızın ülkesiyle bağı nasıldı? Ülkeye dönmeden önceki Karaca ile döndükten sonraki Karacanın görüşünde hiç değişiklik oldu mu?

Asla değişmedi bilakis sorunun cevabı soruda verilmiş zaten. Şu an bile ülkeden kaçmak için herkes bir imkan kolluyor ama babam o dönem kendisine verilmek istenen tüm pasaportları elinin tersiyle itti ve vatanına dönmek için her şeyi göze aldı. Onun vatan sevgisini sorgulayacak ne darbe hükümetini tanıdı, ne de ona dönek diyecek kadar alçaklaşacak eski solcu bozuntularına paye verdi. Babam ülkesine aşık bir adamdı, yoksa Almanya’da kalır müziğini de yapardı işine de bakardı.

Şubat ayında Cem Karaca aramızdan ayrılalı 20 yıl olacak. Bu 20 yıla dönüp baktığınızda babanızla ilgili düşünceleriniz nasıl bir yere evrildi? Zaman geçtikçe Cem Karacanın yaşamıyla bir bağlantı kurmak, empati oluşturmak daha mümkün oldu mu?

Aslında bu 20 sene nasıl geçti gerçekten anlamadım, zaman su misali gerçekten… Onu anladım mı bilemiyorum; zaman zaman hâlâ kızıyorum, kavgalar ediyorum, “keşke” diyorum ama çoğu zaman özlüyorum. Her şey bambaşka olabilirdi diyorum… Hak da vermiyor değilim tabii, “Cem Karaca olabilmesi için böyle olması gerekirdi” diyorum. Ama işte ne desek olmuyor. Boşluk dolmuyor.

Sizin Moğollar ile çalışmaya başladığınız dönemden sonra uzun bir süre sahnede tanıtıldığınızda seyircilerin aa” dediği anları hatırlıyorum. Cem Karacanın oğlu olmanıza rağmen onu hiç taklit etmeden müzik yapmanızda babanızın hiç rolü var mı? Bu kadar orijinal bir sanatçı, etrafındakilere de orijinal olmasını öğütlüyordur herhalde.

Bu tamamen babamın nasihatiydi bana, ha içlerinden tek dinlediğim nasihati de olabilir. (Gülüyor) Ama haklıydı ve ben yoluma böyle devam etmeyi tercih ettim. Yoksa ben de piyasadaki onlarca Cem Karaca taklidi papağan gibi çıkar söylerdim. Ama babam “bunu yapma, hep kendin ol” dedi ve ben de öyle yapıyorum. Belki insanlar benden onu bekliyor ama ben ve biz bir selam çakıyoruz babama, çok özleyen olursa gider onun sesinden zaten dinler. Bir tane Cem Karaca var. Bizimkisi anısını yaşatmak sadece…

“Gerçekten kırgındı ve artık kendisini anlatmayı bırakmıştı…”

Cem Karaca, daha fazla yaşamış olsa üretimlerine devam etse kıymeti daha iyi anlaşılır mıydı sizce? Zira ölümüne dek kendisini anlatmayı sürdürdüğünü biliyoruz. Hâlâ anlatamadığını, eksik kaldığını düşündüğünüz şeyler var mı? Kırgınlıkları, keşke yapsaydım dediği pişmanlıkları vb.

Bunu bilemeyiz ama son nefesine kadar şarkısını söyledi, söylerdi de. Üretmeye devam etti, ederdi de… Anlaşılamadığını, iftiralara uğradığını zaten anlattım. Ama gerçekten kırgındı ve artık kendisini anlatmayı bırakmıştı. Yorgundu… Siz ne kadar anlatırsanız anlatın, karşınızdaki sizi kendi kapasitesi kadar anlayabiliyor bazen. Babam da artık yorulmuş ve yılmıştı. O dönekse, döndü diye memleketine…

Filmin büyük bir ilgiyle karşılanacağını düşünüyorum, böyle bir durumda 1987den 2004e kadarki süreci anlatacak bir devam filmi de gelir mi? Ufukta böyle planlar gözüküyor mu?

1987’de final yapması benim ilk şartımdı. Çünkü doğumdan ölüme kadar yapılan filmlerin belgesellerden ayrışmadığını düşündüm hep. O yüzden de filmi, hikayemizin kahramanının hayatı için çok önemli bir yılda bitirmeyi istedim. Film, dediğiniz gibi ilgiyle izlenir ve devamı için bir talep gelirse neden olmasın… Öyle bir 59 sene yaşamış ki Cem Karaca; 59 senelik hayatın tamamını film yapmaya kalksak, inanın 5 tane film çıkar… O yüzden bakalım zaman bize ne gösterecek? Çok teşekkürler.

BENZER İÇERİKLER

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖZEL DOSYALAR