Röportaj

Ferit Odman: "Caz hiyerarşiyle değil, sürekli bir diyalogla yapılır"

Ferit Odman, bir yaşam biçimi olarak gördüğü caz müziği şöyle tanımlıyor: "Dinlemeyi, paylaşmayı ve birlikte var olmayı öğreten bir felsefe."
Fatih Önder - 24 Ocak 2026
post image

“Müzik benim için bir kariyer değil, bir yaşam biçimi. Caz da sadece bir tür değil; dinlemeyi, paylaşmayı ve birlikte var olmayı öğreten bir felsefe. Eğer bunu birilerine hissettirebiliyorsam, birilerine iyi gelebiliyorsam yaptığım her şey amacına ulaşıyor demektir.” Bu sözler, Türkiye’de caz müzik denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Ferit Odman’a ait.

Bir müzik türü için “yaşam biçimim” demek dile kolay, pratiğe zor elbette. Ve fakat Ferit Odman, düşünce dünyasından günlük hayatta insanlarla iletişimine kadar her şeye cazın içinde taşıdığı felsefeyi yansıtmış bir isim.

Ferit Odman ile bir araya geldik ve caz müziğin sırtlandığı felsefeyi, kendi hayatına olan etkisini ve bu müzik türünün daha çok insana dokunması için neler yapılması gerektiğini konuştuk.

“Büyük bir umutla yaşamak bazen ağır ama beni hayatta ve ayakta tutuyor”

“Müzisyenler olarak güzellik yaymaya çalışıyoruz.” ifadenizle başlamak isterim. Bu, çok nahif olmakla beraber çok zor bir kabul değil mi? Şüphesiz çok yoruluyorsunuz. Bu yorgunluğu nasıl yeniyorsunuz, her gün bu büyük umutla yaşamak size nasıl hissettiriyor?

Bu cümle çok nahif olduğu kadar evet, çok da zor bir kabul. Çünkü güzellik yaymak, her gün yeniden kırılmayı, yorulmayı, bazen karşılık görememeyi de göze almak demek. Yorgunluk elbette oluyor ama sahneye çıktığım anda, bir insanın gözünde bir parıltı gördüğümde ya da bir solomun birinin kalbine dokunduğunu hissettiğimde o yorgunluk bambaşka bir şeye dönüşüyor. Büyük bir umutla yaşamak bazen ağır ama beni hayatta ve ayakta tutuyor, özellikle de bu coğrafyada…

Bir röportajınızda “Sahne benim evim”, bir başka röportajınızda “Davul, benim en sevdiğim oyuncağım ve sahnede hep bir ‘en sevdiği oyuncağıyla oynayan çocuk’ hissi var” diyorsunuz. Evinde en sevdiği oyuncağıyla oynayan bir çocuk hissiyatını; ne yaptığının son derece farkında, işinin ehli ve profesyonel bir görüntüye ve sunuma nasıl eviriyorsunuz?

Bu iki duygu aslında birbirinin zıttı değil, birbirini tamamlayan şeyler. Çocuk hissi, merakla ve korkusuzca yaklaşmayı sağlıyor. Profesyonellik ise bu merakı disiplinle bir çerçeveye oturtmak demek. Evinde oyuncağıyla oynayan bir çocuk aslında çok ciddidir; oyununa saygı duyar. Bunu evde kızım Mavi’nin oyun oynarkenki hâlinden çok net biliyorum. Ben de sahnede o oyunu oynuyorum ama oyunun kurallarını, tarihini ve sorumluluğunu çok iyi bilerek.

ferit odman caz

“Bir caz grubunda lider hem vardır hem yoktur”

Kerem Görsev’in “Caz, demokratik bir müziktir” sözünü siz de destekliyorsunuz. Caza bu konumu getiren özelliği ya da özellikleri nedir, neden monarşiyi kabul etmez?

Bir caz grubunda lider hem vardır hem yoktur. Herkes söz alabilir ama kimse sürekli konuşamaz. Dinlemek, en az çalmak kadar önemlidir. O an kimin müzikal fikri güçlüyse çalınan şey oraya doğru evrilir. Bu yüzden monarşiyi kabul etmez; çünkü caz hiyerarşiyle değil, sürekli bir diyalogla yapılır. Büyük bir özgürlük alanıdır ama aynı zamanda büyük bir sorumluluk ve saygı ister.

Davul çalanlar için “Biz eşlikçiyiz, solistin ayağının altına kırmızı halı sereriz” gibi bir ifadeniz var. En nihayet herkes gibi sizin de bir egonuz olmalı. Egonuzu böyle bir şekilde yontmanızı caz müzik haricinde herhangi bir şey sağlayabilir mi? Bir başka deyişle egonuzu küçültüp kendinizi bu kadar büyütmeyi nasıl başarıyorsunuz?

Her müzisyenin egosu var, olmalı da. Ama caz, egoyu son derece sağlıklı bir biçimde törpüleyen bir alan. Davulcu olarak görevim, başkasının en iyi hâlini ortaya çıkarmak. Solistin ayağının altına kırmızı halı sermek küçülmek değil; müziği büyütmek oluyor bence. Müzikal anlamda kendimi geri çekip yapılan müziği güçlendirebiliyorsam, işte orada gerçekten olgunluk devreye girmiş oluyor.

“Müzisyenlerin kişilikleri, sahnede çaldıkları müziğe doğrudan etki ediyor”

Ferit Odman konuşurken kendini dinletebilen insanlardan biri. İletişiminizdeki bu akıcılık ve karşınızdaki insanı yakalama becerisinde caz müzikteki demokratikliğin, müzisyen arkadaşlarınızla konuşur gibi çalmanın ne kadar etkisi var?

Çok büyük etkisi var. Sahnede birlikte çalmak, birlikte konuşmak gibi. Ne zaman susacağını ne zaman söz alacağını bilmek gerekir. Sahnedeki bu dinleme kültürü, ister istemez günlük hayata da yansıyor. Karşımdaki insanı gerçekten dinlemeyi, boşluk bırakmayı ve anı okumayı öğrenmemde senelerdir çaldığım konserlerin etkisi çok büyük diye düşünüyorum. Bir de çok ilginç bir tespitim var: Müzisyenlerin kişilikleri, sahnede çaldıkları müziğe doğrudan etki ediyor. Yani aslında bu iki taraflı bir şey.

ferit odman davul

“İstanbul’da caz, çok özgün bir yerden filizleniyor”

Elbette bir de şehirler konusu var. Siz, müziğinizin var olmasında yüksek lisansınızı yaptığınız New York’un etkisini sıkça dile getiriyorsunuz. New York sizin için ve caz müzik için neden bu kadar önemli?

New York sadece bir şehir değil, bir zihniyet. Kim olduğunuzdan çok, ne söylediğinizle ilgilenilen bir yer. Caz orada hayatın tam ortasında; sokakta, metroda, kulüpte. Orada olmak beni hem çok besledi hem de çok disipline etti. Sınırlarımı da hayallerimi de New York’ta daha net gördüm. Oranın havasını solumadan, cazı tüm boyutlarıyla kavramak zor diye düşünüyorum.

Ve İstanbul. İstanbul sizin üretiminizde nasıl bir etkiye, nasıl bir yere sahip? İstanbul’un kendi müziğinde cazın nasıl bir yeri var?

İstanbul kaotik, çok katmanlı, melankolik ama aynı zamanda canlı. Tarihi dokuların ve modern hayatın aynı anda yaşandığı bir yer. İstanbul’da caz belki New York gibi merkezde değil ama çok özgün bir yerden filizleniyor. Bu şehir, cazın başka kültürlerle temas ederek kendine has bir dil oluşturmasına izin veriyor.

“Bir enstrümana dokunmanın lüks değil, temel bir hak olduğu bir sistem kurmak isterdim”

Hemen her şey gibi caz müzik de ulaşılabilirliği arttıkça daha çok insan tarafından sevilen bir yere doğru gidiyor. Siz özellikle Türkiye’de caz müziğin yolculuğunu nasıl tarif edersiniz; şu an hangi duraktayız?

Türkiye’de caz uzun zamandır yolda ve bence şu an umut verici bir duraktayız. Dinleyici daha açık fikirli, müzisyenler daha cesur. Cazın “zor” olduğu algısı yavaş yavaş kırılıyor. Henüz varış noktasında değiliz ama doğru yönde ilerliyoruz. Genç jenerasyonun ilgisi de buna çok büyük bir katkı sağlıyor.

Bir başka konu da festivaller. Türkiye’de var olan caz müzik festivallerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Neler doğru yapılıyor ve daha fazla neler yapılmalı?

Festivaller çok kıymetli işler yapıyor. Uluslararası isimlerin gelmesi çok önemli ve yerli müzisyenlere sürdürülebilir alanlar açmanın da önemini kavramış durumdalar. Ama ben hâlâ içinde caz olmadan adı caz festivali olan çok festival görüyorum. Yani bazılarını neden sadece “müzik festivali” diye adlandırmıyorlar diye düşünmeden edemiyorum.

Son olarak şu soruyu sormalıyım. Siz Kültür Bakanı olsanız ülkenin kültür-sanatı adına yapacağınız ilk proje(ler) ne(ler) olurdu?

İlk olarak çocuklar için sanat ve müzik eğitimini çok kolay erişilebilir kılardım. Bir enstrümana dokunmanın lüks değil, temel bir hak olduğu bir sistem kurmak isterdim. İlkokullardan itibaren çok sesliliği destekleyecek koro, big band ve yaylı orkestra gibi grupları zorunlu kılardım. Aynı zamanda sanatçılar için üretim ve dolaşım alanlarını güçlendiren yapılar oluşturmak, özel sektöre de bu alanlara sponsorluk için teşvik vermek önceliğim olurdu.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans