Özel Dosya

Frictionmaxxing: Teknolojiyle gelen “kolaylık”tan vazgeçmek

2025 yılında pek çok insan sosyal medya kullanımında daha akılcı yaklaşımları benimsedi; yavaş yaşamak, çimenlere dokunmak, telefonu kenarda bırakıp anı yaşamak gibi yeni alışkanlıklar edinmeye çalıştı. Ve yeni bir tabir doğdu: Frictionmaxxing.
Eylül Bombacı - 20 Mart 2026
post image

Pandemiden itibaren gitgide artan ve yapay zekâyla çok daha yoğunlaşan dijitalleşme 2025’te herkesin fiziksel dünyadan ne kadar uzaklaştığını gösterdi. Bir parmakla gelen siparişler, eğlence, arkadaşın düğünü ve yapay zekâyla bir anda değiştiren yaratıcılık kavramı… Sosyal medyada geçirdiğimiz her saniyeyle hakikatten biraz daha uzaklaştık. Peki, bazen zor olanı seçmek bizi her alanda dinç tutabilir mi? Çünkü belki de sıkılmak en büyük eğlenceye giden yoldur.

Her sene sonunda yılın kelimesi seçildiğinde, şüphesiz ki bu kelimeler internet jargonundan doğuyor. 2024’te “brain rot”, yani beyin çürümesi, yılın kelimesi seçildiğinde kimse buna karşı çıkamadı. Belki de birçoğumuzu, sosyal medyada geçirdiğimiz uzun ekran süremizle ve izlediğimiz şeylerle yüzleştirdi. Bu kelimenin etkisinden olsa gerek, 2025 yılında pek çok insan sosyal medya kullanımında daha akılcı yaklaşımları benimsedi; yavaş yaşamak, çimenlere dokunmak, telefonu kenarda bırakıp anı yaşamak gibi yeni alışkanlıklar edinmeye çalıştı.

Soruyu daha geniş bir perspektifte sunmak önemli. Peki, detokslaşarak kazandığımız zamanı nasıl değerlendireceğiz? The Cut dergisinde köşe yazarlığı yapan Kathryn Jezer-Morton’un bu konuda bir fikri var: Frictionmaxxing.  

Frictionmaxxing ne demek?

Frictionmaxxing, kelime olarak, “Sürtünmeyi en üst düzeye çıkarmak” anlamına geliyor. Frictionmaxxing yapmak demek de aslında insanın kendi hayatının bazı kısımlarını kasti olarak zorlaştırması olarak tanımlanıyor. Zorlaştırmaktan kasıt, dijital ürünlere bağlı kalmak yerine kendi zihinsel becerilerimizi kullanarak problemlere çözüm getirmekten geçiyor. Yani hayatın bazı bölgelerine bile isteye biraz sürtünme kuvveti ekleyerek direnç kazanmak. Her gün gittiğiniz yolda navigasyon mu açıyorsunuz? Belki de artık açmayınca ne olacağını görebilmeli. Teknoloji o kadar yakınımızda ki artık zihnimizin bir kısmı da sosyal medyada, telefonumuzda, akıllı saatimizdeymiş gibi bir hayat yaşıyoruz. Hikâyeyi tam hatırlamaya çalışırken kaybettiğiniz vakti de bu yüzden Google’da geçirmeyi ayıp saymıyoruz. Belki de 100 yıl önceki atalarımız bunları görse bizi şükürsüzlükle suçlardı. Fakat çağımızın hastalığı bu, bir insanın kendi elleriyle Matrix’te mavi hapı seçip simülasyona geri dönmesi gibi.

Frictionmaxxing nedir

Frictionmaxxing bir yerde yapay zekâ ve algoritmalarla “Armut piş ağzıma düş” hayat tarzının çok da insani olmadığını hatırlatıyor. Modern hayatın alışkanlıkları, her şeyin bir tıkta kapınıza gelişinden tutun, şirkette bir slayt gösterisi hazırlamaya kadar, her şeyi hızlı sonuç almaya bakarken bizi “ben yaptım” tatmininden olabildiğince uzak tutmaya çalışıyor. Frictionmaxxing her şeyin ortalama ama erişilebilir hale geldiği yerde sizi daha fazlasını yapmaya ve kendinizin en iyi versiyonu olmaya itiyor. Başka bir taraftan da sizi kâr amacı gütmeden kendiniz için iyi olma çabasına sürüklüyor. El işi etkinlikleri, speed datingler, düşünmeden verilen bir yemek siparişi yerine saatlerce uğraşılan bir akşam yemeği… Hızlı ve yüzeysel olan her şeye inat; derinlik, derinlik ve derinlik.

Odak, dopamin rezervlerinde

2025’te odak dopamin rezervlerindeydi. Sosyal medyanın bir çerez gibi atıştırıldığı, karnımızı ise hiç doyurmadığı bir yerde kaldığımızı keşfettiğimiz anda bir de teknokratik düzene inat kendimizi kitaplara, çimenlere attık. Zaten artık ne Instagram ne Twitter ne TikTok… Hangisi tam keyif veriyordu ki? Yapay zekânın her gün daha da yaygın bir şekilde kullanılarak her bir bireyin feedini ele geçirmesi, dikkatinizi en hızlı çekecek şeyin (saçma bir şey olsa da) ilk önce karşınıza çıkması… En kötüsü ise doğru bilgiye ulaşamamak veya doğru bilgiye ulaştığımızı sanmamız. Bilgi kirliliği, ekran başında geçen sürede şahit olduklarımız gerçeklerle harmanlanırken günlük olağan durumlar da artık sıkıcı “görevler” hâline gelmeye başladı. Teknolojiye emanet ettiğimiz aklımızın ve davranışlarımızın kontrolünü kaybederek verimlilik uğruna insani yetilerimizi başka sistemlere emanet ediyoruz. Böyle olunca artık iş başa düştü. Dopamin detoksunda dinlenen beynimiz artık daha çok yorulmaya hazır gibi. Brain rot’la çürüyen yerleri kesip attığımız gibi yeniden beyin antrenmanına adadık kendimizi.  

Çin astrolojisine göre, 2026’nın içinde girdiğimiz at yılı istikrarlı mücadelenin ve şansı sembolize ediyor. 2025’in ekonomik sıkışıklıklarını ve kontrol edemeyeceğimiz taraflarını artık bir kenara atalım ve biraz kendi işimize bakalım. Scroll etmekten uyuşmuş hâlimiz, uzun zamandır bir anlam arayışındaydı zaten. Ama ChatGPT’nin her soruya bir cevabının olması(!), sosyal medyada neye inanacağımızı şaşırmamızla birleştiğinde beynimizi ve vücudumuzu ne kadar kullandığımızı sorgulamamıza sebep oldu. Modern teknolojiler günlük hayatımızı düzenlememizle artık iyice etkin rol oynarken bunun aklımızı etkileyen ise pek çok tarafı oldu. Dikkat süresinin kısalmasına kritik düşünme becerileri, duygusal zekâ ve mekânsal hafıza da eklendi, bunlar düşüşte olan birkaç zihinsel beceri olarak ön plana çıktı.

Frictionmaxxing  ne demek

Başka platformlara kavimler göçü

Vasat algoritmalara inat, tekelci sosyal medya uygulamalarına inat, aynı Taksim’den Cihangir’e, Cihangir’den Kadıköy’e kayan gece hayatı gibi farklı platformlara da göç yaşanmaya başladı. Filmseverler Letterboxd’a, Twitter’a veya sadece okumayı sevenler ise Substack’e kaymaya başladı. Yani Meta’nın tekelleşmesiyle birlikte büyüyen “her şey için bir uygulama” fikri artık kimseyi çekmiyor. Algoritmalar kişiye özel olsa bile, kişinin kendi iradesini göz ardı ediyor. Bu yüzden meraklısına yeni kapılar açan daha konu odaklı uygulamalara ilgi artıyor. Bu uygulamalar insanları uygulamanın içine değil, hayatın ötesine atılmaya teşvik ediyor. Terimin mucidi Jezer-Morton da aynı şeyden bahsediyor; sürekli bir şeyin daha elverişlisini ürettiğini iddia eden teknoloji şirketlerine kanıp giden bu ömrümüzde artık kendi elverişliliğimizi mi kaybediyoruz? Önceden o kitaptan bu kitaba, o arkadaştan şu arkadaşa giden dünyamız yapay zekâyla bir chatbot’un içinden geçtiğinde hayatımızın anlamı ne kadar kalıyor ve ne kadar sıradanlaşıyoruz? Jezer-Morton da şöyle diyor: “ChatGPT kullanmayı bırak. Hayır, daha iyi yemek fikirlerine sahip değil. Bir yemek kitabı al. Arkadaşlarından tavsiye iste.” Yani aslında bu bize görevler arası ayrışmayı ve bu ayrışmalarda hayatımıza çıkacak daha eğlenceli ihtimalleri tekrardan gözlerimizin önüne seriyor.

Hayata geçirdiği frictionmaxxing hamlelerini anlatan Substack yazarı Letters from Sash tecrübesini şöyle anlatıyor: “Kolaylık bana daha mutlu olmayı vaat etmişti ama bunun yerine günlük hayatımı boş ve unutulmaz kıldı. Hayatıma daha fazla zorluk eklemek, ChatGPT’den gelen herhangi bir onaylayıcı yanıtın ötesinde, kendimi zorlanmış ve tatmin olmuş hissetmemi sağladı. Bir göreve zamanımızı ve çabamızı harcadığımızda, ona anlam kazandırırız. Bir hedefe doğru ne kadar aktif olarak çalışırsak, sonucu o kadar çok takdir ederiz.”

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans