Özel Dosya

Geese müzik endüstrisinin şişirdiği bir balon mu?

Çok az kişinin bildiği bir grup 2 ayda dünyayı fethederse tartışma çıkması kaçınılmaz oldu…
Ant Arın Şermet - 14 Mayıs 2026
post image

Nisan ayının ortalarında genellikle teknoloji üzerine yazılarından tanıdığımız Wired dergisinde Geese hakkında yayımlanan bir yazı büyük bir tartışmaya neden oldu müzik dünyasında. 15 yıldan uzun süredir serbest müzik eleştirmenliği yapan John Semley imzası taşıyan yazının temel fikri ve argümanı, Geese’in gördüğü ilgiyi hak etmediği yönündeydi. Çok iyi bir pazarlama ve müzik endüstrisinin yeni rock mesihini yaratma çabası olarak tanımladığı Geese’in hayranları, bu görüşe çok sert bir şekilde karşı çıktı. Gelgelelim, Semley ile aynı düşünen hiç de azımsanmayacak bir kitle vardı. Eylül 2025’e kadar müzikle hobinin bir tık ilerisinde ilgilenmeyen kimsenin duymadığı bir grup olan Geese’in 2 ay içinde herkesin göklere çıkardığı gruba dönüşmesi komplo teorilerini de beraberinde getirdi. Ancak bunların hiçbiri John Semley’in ifade ettiği ‘industry plant’ tanımı kadar keskin değildi…

Geese Band

Müzik dünyasında son yılların en tartışmalı kavramlarından biri olan “industry plant”, büyük şirketler tarafından desteklenen ancak kariyerinin tamamen organik şekilde büyüdüğü izlenimi verilen sanatçılar için kullanılıyor. Bu isimler çoğu zaman bağımsız bir yeraltı sahnesinden çıkmış gibi sunulsa da perde arkasında güçlü bağlantılar, yüksek bütçeli kampanyalar ve profesyonel ekiplerle çalışabiliyorlar. Sosyal medyanın etkisiyle birlikte dinleyiciler artık sanatçıların geçmişini daha yakından inceliyor ve hızlı yükselişler çoğu zaman şüpheyle karşılanıyor. Özellikle Billie Eilish, Clairo ve The Last Dinner Party gibi isimler zaman zaman bu tartışmaların merkezinde yer aldı. Yine de “industry plant” etiketi net bir tanıma sahip değil. Bazıları bunu müzik sektörünün doğal bir parçası olarak görürken, bazıları ise dinleyiciyi yanıltan bir pazarlama stratejisi olduğunu düşünüyor.

https://www.instagram.com/reel/DXzybJ9glGJ/?utm_source=ig_web_copy_link&igsh=NTc4MTIwNjQ2YQ==

Ancak Geese’in hikayesine baktığımızda adım adım ulaşılan bir başarı var ortada. Onlu yaşlarının ortasında aynı okulda buluşan dört ergenin kurduğu ve 20’li yaşlara basmadan ilk albümü “Projector”ı yayınladığı bir denklemde, grubun mücadeleci ve başarıya odaklı yapısı su götürmeyen bir gerçek. Hele ki ilk albümün pek ilgi görmemesinden sonra dağılıp başka yollara giden on binlerce grup varken. Bunu yapmaktansa bütün odağını müziğe verip davulcu Max Bassin’in garajından, James Ford’un prodüktörlüğünü üstlendiği bir albüme geçtiler.

Belki “Getting Killed” kapı pencere indirmedi grubun ikinci albümü olan “3D Country” ama yine de görünürlükleri kat kat arttı. Geese’in Instagram’da “3D Country” öncesinde 10 bin civarı takipçisi varken albüm çıktıktan sonra bu sayı 40 bin bandında yaklaştı. KEXP’de çaldılar. Birçok büyük festivalde sahneye çıktılar. Sosyal medya akışlarının birer parçası oldular. O sebeple “Getting Killed” çıkmadan önce de şu konuşma yapılıyordu:

Geese, bu albümüyle büyük sıçramasını yaşayabilir

Nitekim yaşadılar. Ancak grup üyeleri dahi bunu beklemiyordu. Geese’in bas gitaristi Dominic DiGesu ile “Getting Killed” çıktıktan sonra yaptığım röportajda, gördükleri ilginin boyutlarını algılamakta güçlük çektiklerini, aslında temel dertlerinin şarkı yapmak olduğunu paylaşmıştı. Birçok müzik dinleyicisi için Geese’in son 7 ayda yaşadığı patlama, pek de normal karşılanmıyor ancak ilk günlerinden beri yolculuklarını takip edince bir noktaya kadar şaşırmıyor insan.

Geese Cameron Winter

John Semley imzalı yazıda majör bir noksanlık var. Geese’in, endüstri tarafından ittirilen bir grup olduğunu anlatırken Cameron Winter’ın 1 sene içinde yaşadığı komple değişim gözardı ediliyor. Aslında “Getting Killed”ın rüzgarı 2024’ün Aralık ayında esmeye başladı. Çünkü grubun frontman’i Cameron Winter, Geese şarkılarına pek de benzemeyen şarkılardan oluşan solo kariyerinin ilk albümü “Heavy Metal”ı o zaman yayınladı.

Yayınladığı gibi de Reddit’ten Tiktok’a, Instagram’dan müzik platformlarına yankılanarak büyüdü bu albüm. ‘Love Takes Miles’ ile ‘Nausicaa (Love Will Be Revealed)’, albümün yükünü çeken şarkılar olsa da komple bir deneyim sunmuştu. Cameron Winter’ın gördüğü ilgi, “Getting Killed” çıkana kadar azımsanmayacak boyutlara ulaştı ve ardından Geese, yılın en özel albümlerinden birini, belki de birincisini çıkardı. Ancak bu anlattıklarımızı yoruma dayalı görüşler olarak görüyorsanız istatistiklerden faydalanmak için hazırız. Çünkü ‘industry plant’ gibi ağır bir ithamda bulunulan grubun en çok dinlenen şarkısının 23 milyon dinlenmesi, bu ithamı boşa düşürüyor. Ki 11 şarkılık albümde sadece 5 şarkının toplam dinlenme sayısı 10 milyondan fazla. Industry plant ya da benzeri tanımların kullanıldığı isimlerin dinlenme sayılarıyla Geese’inkiler pek yakın değil. Geese’in dinlenme sayılarının sonuna bir sıfır eklersek belki John Semley’in görüşü haklı çıkar…

Yine de şunu da kabul etmemiz lazım. Geese, ne bir The Strokes ne de Muse. Ya da başka çok büyük gruplar gibi değiller. Müzikleri, Z Kuşağı için önemli ve anlattıkları şeylerin bir karşılığı var ama kendi çizgisinden giden, canlarının istediği müziği yapan bir grup. Bu noktada yeniye ve geçmişten süregelen bilgi temelli takip oluşturmayan görüşler de kendi kendini çürütmekten öteye gidemiyor. O yüzden kendi sorumuzu cevaplayabiliriz; Hayır. Geese, müzik endüstrisinin şişirdiği bir balon değil.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans