Röportaj

Gene Hoglan: Chuck’ı özel yapan sadece kendi hislerine güvenmesiydi

Ekstrem müzik tarihinde çok özel bir yere sahip Death grubunun en özel isimlerinden efsanevi davulcu Gene Hoglan ile grubun 15 Haziran’da İstanbul’da vereceği konserden önce bir araya geldik.
Ant Arın Şermet - 13 Mart 2026
post image

Chuck Schuldiner‘in 34 gibi çok genç bir yaşta aramızdan ayrılmasının ne kadar büyük bir kayıp olduğunu, Death diskografisindeki albümlerin aradan geçen 35 küsur yılda hiç değer kaybetmeyip hala güncel kalmasından dahi anlayabiliyoruz. Ki müzisyen kimliğinin dışında ne kadar hayvansever ve insan canlısı biri olduğunu da düşününce bir müziksever olmanın da ötesinde üzüntümüz artıyor. Chuck ile yolu kesişmiş efsaneler, onun anısını yaşatmak ve Death’in konser verdiği döneme yaşı yetmeyen birçok insanı mutlu etmek için yıllardır ellerinden geleni yapıyorlar. Death’in müziğinin gore hikayeleri anlatmaktan fazlası olduğunun ilk ispatı olan “Spiritual Healing”in 36, her saniyesiyle ekstrem metal müziğe damga vurmuş “Symbolic”in de 31. yaşını kutlamak için çıkacakları Avrupa turnesinin 15 Haziran’daki durağı İstanbul olacak. 

Duality Productions ile Vera Müzik’in ortak düzenleyeceği bu tarihi olmaya aday gecenin öncesinde davul çalmayı öğrenmemi sağlayan Gene Hoglan ile buluşarak sorularımı sormaya çalıştım. Arda Turan’ın niye söz konusu Fatih Terim olduğunda 32 diş gülümsediğini anladığım sohbetimize sizi davet ediyor, 15 Haziran için görüşme sözü alıyorum.

Günümüzde ekstrem metalin global ölçüde bu kadar ilgi çekmesinden bahsediyorsak, Death’in buradaki yerinin hiç de azımsanmayacak ölçüde olduğunu düşünüyorum. Siz de bu mirasın en özel figürlerinden birisiniz. Chuck Schuldiner ile tanışmanızı ve 1992 yılında Death’e dahil oluşunuzu anlatır mısınız bize? 

Aslında Chuck ile tanışmamız mektuplar üzerinden oldu. Mektup arkadaşıydık. Dahası, o dönemin sahnesine baktığında göreceğin çoğu isim, birbiriyle mektup arkadaşıydı. İlk kez yüz yüze tanıştığımızda ise 1986 yılıydı. Dark Angel ile yaptığımız “Darkness Descends” albümünün Los Angeles’taki Whisky Bar’daki kutlama partisiydi. Prodüktörümüz Randy Burns, Chuck ve Chris Reifert’ı buraya getirmişti. Çünkü o günlerde Chuck ve Chris, Death’in ilk albümü olan “Scream Bloody Gore”u kaydediyorlardı.

Aradan birkaç sene geçtikten sonra hep birlikte Philadelphia’ya “Ultimate Revenge 2”yi çekmek için gidiyorduk. Raven, Dark Angel, Death, Forbidden ve Faith of Fear oradaydı. Çekimler sonrası beraber takıldık. Aradan bir zaman geçti ve beraber turladık. Sonrasında Eylül 1992’ye geldiğimizde Dark Angel’a ara verme kararı aldık. O dönemde Blabbermouth’ta yazan ve çok geniş bir çevresi olduğu gibi oldukça da etkili bir gazeteci olan Borivoj Krgin ile konuşuyorduk. Ona, “yeni bir şeyler yapmak istiyorum, bunun için bir vokaliste ihtiyacım var” dedim. Bana, projeme uygun gördüğü müzisyenlerin kasetlerini atmasını istedim. Buna dair fikir alışverişi yaparken bir anda bambaşka bir öneriyle çıkageldi. Kısa süre önce Chuck’la konuştuğunu ve yeni bir grup kurmayı planladığını söyledi. İlgilenip ilgilenmeyeceğimi sorduğunda verdiğim cevap, “elbette ilgilenirim” oldu. Ardından Chuck ile birbirimize ulaştık ve onunla yaptığımız en havalı konuşmalardan biriyle beraber hareket etmeye başladık.Individual Thought Patternsin kafasında nasıl şekillendiğini, benim için nasıl olabileceğini anladık. 1992’nin sonlarındaki bu gelişmelerle birlikte harekete geçtik ve devamında ortaya neler çıktığını sanıyorum ki sen de biliyorsun. 🙂 

Harika bir pas oldu aslında çünkü buradan “Individual Thought Patterns”e geçmek istiyordum. Death diskografisinin işitsel bağlamda olmasa da lirik bakımından en karanlık ve varoluşçu albümlerinin başında geldiğini düşünüyorum. Chuck Schuldiner ile ilk deneyiminizin böylesi bir başyapıt olması sizde nasıl izler bıraktı?

Chuck’ın zihnine girmeye başladığınızda onun kişisel düşünme modellerini anlayabiliyordunuz

Onunla az önce bahsettiğim konuşmaları yaptıktan sonra, “Sana elimdeki riff’leri atayım ve neler düşündüğünü söyle bana” demişti. Bizim Chuck ile tanıştığımız dönemi hatırlamanızı isterim. Death’in “Human” albümünün ertesinde bu konuşmaları yapıyoruz ve “Human”, her şeyiyle bayıldığım, imrendiğim bir kayıttı. Sean Reinert’in o albümdeki davulculuğu adeta zirveydi. Chuck bana riff’leri göndermeden önce “Human 2” gibi bir şey bekliyordum. O sebeple de “Individual” ile tanıştığımda “vay canına” dedim. Acımasız ve şiddetli şarkılardı. O albümü teknik şekilde incelemeye çalışırsak, bir riff albümü olduğunu söylememiz lazım. Albüm beklediğim gibi değildi, Chuck’ın aklından geçenler beni şaşırtmıştı. Gelgelelim, Chuck’ın zihnine girmeye başladığınızda onun kişisel düşünme modellerini anlayabiliyordunuz. Chuck ile gruba girmem konusundaki anlaşmayı Kasım 1992’de nihayete erdirdik. “Individual Thought Patterns” albümündeki davul kayıtlarıysa Ocak 1993’ün ortalarında bitmişti. Bu kadar hızlı hareket etmemiz gerekti, stüdyoda sadece 3 haftamız vardı. Misal, “Symbolic” albümü böyle değildi. Orada şarkıları çalar ve yazarken daha çok düşünmeye, nefes almaya ve groove’u hissetmeye vaktimiz vardı. Chuck’ın riff’lerini o kadar çok dinlemiştim ki albümdeki davulları kafamın içinde yazmış ve çalmıştım. Kayıtlar için davulun başına geçtiğim gün, Chuck ile ikimizin ilk kez müzisyen kimliklerimizle aynı odada olduğumuz gündü.

Birçok müziksevere ve müzik yazarına göre Death’in kariyerinin magnum opus’u “Symbolic” albümü. Sizin yazdığınız davullardaki çeşitlilik ve tahmin edilemezlik albümün önemli bir kısmına denk gelirken, bir yandan Chuck Schuldiner’ın albümün temasını belirlerkenki üslubu hâlâ çok taze. Bu albümü çalacağınız bir turneye hazırlandığınız şu günlerde “Symbolic”e geri dönüp baktığınızda hem o günlere hem de bugüne dair neler hissettiğinizi duymayı çok isterim.

Chuck’ın pusulası hisleri ve cesaretiydi. Kimsenin sesi ve yankısıyla ilgilenmiyordu

Symbolic”ten son derece keyif alıyorum. Yazarken de çalarken de keyif aldım. Lakin senin de bahsettiğin gibi bu albüm şu anda bir klasik olarak görülse de -ki bu harika bir şey- çıktığında durum pek de öyle değildi. Magnum opus’umuz olarak değerlendirilmiyordu. Avrupa’daki birkaç gazeteci bizi ve yapmak istediğimiz şeyi anlayıp albümle yüksek puanlar vermişlerdi. Ancak birçok Death hayranı için durum böyle değildi ve bizi sorguluyorlardı. “Leprosy, Scream Bloody Gore gibi albümleri yapan Death nerede?” diye tepki veriyorlardı. Chuck bu konuya, “dostum o albümleri yazdığımda çocuktum, 10 yıl geçti üstünden” diyerek yaklaşıyordu. Chuck’ın pusulası hisleri ve cesaretiydi. Kimsenin sesi ve yankısıyla ilgilenmiyordu. Plak şirketinin ya da old school hayranlarının ne dediği umrunda değildi. Chuck’ın yerinde olsam yaptığının aynısını yapardım, bu yüzden ona minnettarım.

Aradan geçen onca zamandan sonra bu albümün bir tüm zamanlar klasiğini görünce, “ben tüm bu anlattığım zamanlardan geliyorum” diyebiliyorum. Çıktığında herkesin kabul ettiği, mihenk taşı bir albüm değildi. İnsanlar dinledikçe ve büyüdükçe anlamayı başardılar. Bunun için zamana teşekkür ediyorum… Sadece popüler bir bakış açısı çıkıp size “bu iş şöyle olmalı dediği” için o iş öyle olmamalı. Bunun aynısını yeni Dark Angel albümü “Extinction Level Event” çıktığında da yaşadım. Siz benzer şekilde hissetmiyorsanız, üzgünüm ama bu müthiş bir albüm. Zaman, tekrardan haklı çıktığımı gösterecek. İnsanlar çıkıp, “vay canına, harika iş Dark Angel” diyecekler. Olacak olan tam olarak bu!

Bu arada şunu fark ettim, Chuck Schuldiner “Symbolic”i kaydettiğinde sadece 28 yaşındaydı. Oraya gelene kadar da adeta bir türü şekillendiren insandı. Böyle bir perspektiften bakınca insan daha çok şaşırıyor

Bu işin içine girdiğinizde şunu fark ediyorsunuz; sevdiğimiz, işi öteki seviyeye taşıyan albümleri yapan müzisyenlerin hepsi ya ergen ya da 20’lerinin hemen başında çocuklar oluyor. Böyle oluyor bu işler. Bunu anlıyorum ve çok güzel bir şey olduğunu düşünüyorum.

Death diskografisinin çok önemli bir parçasısınız ve “Individual Thought Patterns” ile “Symbolic”te çaldınız. Benim merak ettiğim nokta, bu iki albüm haricinde hangi Death albümünde çalmayı isterdiniz? Ya da albüm olmasa da “şu şarkının davullarını ben yazmak isterdim” dediğiniz bir şarkı var mı?

Çalmadığım albümlerdeki davul partisyonlarını değiştirmek istemezdim, onların yazıldığı halini seviyor ve özel buluyorum. Lakin sahneye çıkıp onları çaldığımda, orijinaline sadık kalacak şekilde kendi tarzıma yaklaştırmaktan da çekinmiyorum. Verebileceğim en net örnek ise en sevdiğim Death şarkısı olan ‘Flattening of Emotions’. Aynı zamanda davulda çalmayı en sevdiğim Death şarkısı da bu. “Human” albümünde olan her şeyi çalmayı çok seviyorum, o albümün çok özel olduğuna inanıyorum. Tam olarak da bu yüzden Sean Reinert’in yazdığı orijinal versiyona sadık kalabildiğim ölçüde sadık kalmaya uğraşıyorum. O şarkıların etkileyici tarzlarına imrenmemek elde değil.

Eskiden davulculuk şu anki gibi bir iş değildi. Birini arayıp, “hey adamım, bu albümün sadece davul kısımlarını derleyip bana yollar mısın?” diyemiyordun. Buna en yakın deneyimim, Steve DiGiorgio’nun elinde yer alan bas-davul kayıtlarının düzenlemesini dinlemekti. Sean’ın neler yaptığını daha iyi kavramamı sağladı bu durum. Albümü dinlediğinizde çok bir şey anlamak mümkün değil, metal albümlerinin ses ve prodüksiyon kalitesi genelde birbirlerine benzerdi eskiden. Hiç kimsede harika sistemler yoktu. Küçük bir kulaklıktan duyabildiklerim kadarıyla çalıyordum. Bu kayıtlardaki partisyonları o kasetlerden dinleyip öğrenebilmek işimi çok kolaylaştırdı. “Human” albümündeki tüm şarkılar, çalması çok eğlenceli şarkılardı.

Richard, eline geçen her şeyi duvara fırlatırcasına nefes boşluğu bırakmayan bir deli

Richard Christy dönemindeki kayıtları çok severim. Her ne kadar yıllar içinde Richard’a defalarca sataşıp “ne tür psikopatsın oğlum sen” desem de çok iyi bir albüm olduğunu söylemem lazım “The Sound of Perseverance”ın. Richard, eline geçen her şeyi duvara fırlatırcasına hiçbir nefes boşluğu bırakmayan gerçek bir deli. Çaldığı şarkılar çok yoğun, yorucu ve talepkar. Daha komiği ne söyleyim mi? Richard’a bu söylediklerimi söylersen alacağın cevabın, “evet, tam olarak yapmayı amaçladığım şey buydu” olması. ‘Spirit Crusher’ın ortasındaki kısım çok garip ama bayılıyorum. Öğrenmek oldukça zamanımı aldı. Tüm albümü öğrenip üzerinde uzun süre çalıştıktan sonra en keyif aldığım davul albümlerinden biri oldu.

Death diskografisinin çok önemli albümlerinden Spiritual Healing ve Symbolic’i kutlamak için 15 Haziran’da sizi İstanbul’da ağırlayacağız. Türkiye’deki dinleyicilerinize bu konserle ilgili bir şeyler söylemek ister misiniz?

2 yıl önce “Scream of Perseverance” turnesi yaptık ABD’de. Bu turnede bir gece “Scream Bloody Gore”u, diğer gece “The Sound of Perseverance”ı çaldık. Arada tabii diğer albümlerdeki klasikleri de dinleyiciye hediye ettik. Tüm turne kapalı gişeydi, oraya gelen herkes çok heyecanlıydı. Underground death metal dünyasında bizim yaptığımızı yapan bir grup görmemiştim. Türkiye’ye de geleceğimiz turneyi şu ana kadar iki farklı bölgede yapıp nasıl tam verimli hale getireceğimiz konusunda düzenlemelerimizi yaptık. “Symbolic” ve “Spiritual Healing” albümlerinde yer alan tüm şarkıları çaldık. Üzerine az önce de söylediğim gibi her Death to All konserinde olduğu gibi her Death albümüne yer verdik. Bunlar olunca tam 2 saat 15 dakika sahnede kaldığımızı gördük. Bir gece değil, her gece! Gece konserden gel, otele yerles, biraz uyu, ağzına iki lokma bir şey at, diğer konsere gitmek için havalimanına yetiş… Çok yorulduk. Şimdi çıkacağımız Avrupa turnesinde bunu değiştireceğiz. Birazcık kısalacağını belirtmem lazım. Ne olduğunu söylemeyeceğim lakin Death to All hayranları şunu da bilsin ki, 2027 planlarımıza da şimdiden başladık. Ama şu an için planlarımız bu şekilde. 2026 eşittir Symoblic Healing turnesi! Size şunun teminatını verebilirim ki, bizi izlemeye gelen kimse memnuniyetsiz şekilde oradan ayrılmayacak!

https://www.instagram.com/p/DTslYKGjEe4



İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans