
Müzik tarihinin bazı sesleri vardır; duyduğunuz an sizi olduğunuz yerden alır ve bambaşka bir coğrafyaya, ateş etrafında edilen tutkulu bir dansın tam ortasına bırakır. Flamenko, rumba ve popu kusursuzca harmanlayarak dünyayı fetheden Gipsy Kings, on yıllardır bu sönmeyen “Çingene” ateşinin ta kendisi. St. Tropez sahillerinde karavanların gölgesinde başlayan, ardından The Royal Albert Hall’dan dev stadyumlara uzanan bu efsanevi yolculuğun kalbinde ise her zaman tek bir isim duruyor: Grubun kurucu üyesi ve ikonik gitaristi Tonino Baliardo. Eylül ayındaki İstanbul konseri öncesi bir araya geldiğimiz “El Maestro”, sadece parmaklarından dökülen o kopyalanamaz sihrin sırrını değil; acı ve neşeyi aynı potada eriten derin bir kültürel mirası, yeni nesil varislerini ve müziğin sınır tanımayan iyileştirici gücünü tüm samimiyetiyle anlattı.
Gipsy Kings’in tarihine baktığımda, müziğinizin temellerinin ailenizle ateş etrafında seslendirdiğiniz şarkılardan doğduğunu keşfettim. Bu yolculuk, nesilleri aşan dünya çapında bir efsaneye dönüştü. Bugün “Gipsy Kings” sadece bir grup adı değil, gerçek bir müzikal marka. Geriye dönüp baktığınızda, bu devasa müzikal mirası nasıl tanımlarsınız?
Çingene kültürü çok ama çok uzun yıllar öncesine, Hindistan’a dayanıyor. Nesiller boyunca göçebe gezginlerdik; hayatta kalmak ve ailelerimizi doyurabilmek için para kazanmak adına elimizdeki her şeyle ticaret yaptık. Birçok kıtayı dolaşırken nesiller boyu zulüm gördük ve Holokost sırasında yarım milyondan fazla çingene, toplama kamplarında hayatını kaybetti. Çocukken duyduğum orijinal Flamenko şarkıları nesilden nesile aktarıldı. Hiç şüphesiz hüzünlü şarkılar çingenelerin karşılaştığı zorlukları yansıtırken, neşeli şarkılar ailelerimizin ve kültürümüzün birlikteliğini yansıtıyor. İki çok farklı uç nokta…
Flamenko, rumba ve popu harmanlayarak dünyayı fetheden müzik tarihindeki ilk grup oldunuz. Bunca yıldan sonra, Gipsy Kings’in orijinal sound’unu hâlâ bu kadar eşsiz ve kopyalanamaz kılan şey nedir? Dahası, bugün benzer bir tarzı benimseyen sanatçılar neredeyse anında Gipsy Kings’ten güçlü bir şekilde etkilenmiş olarak görülüyor.
Evet, tamamen doğal olan kendimize has bir sound’umuz var. Gençken karavanlarımızın etrafında oturur; ailemin çaldığı, söylediği ve dans ettiği anları dinlerdim. Açıkçası, benimsediğim etkileşimlerin başlangıcı da buydu. En büyük Flamenko virtüözü olan amcam Manitas de Plata bana nasıl çalınacağını gösterirdi. Bunlar çok kıymetli anlardı. Yıllar önce kariyerimizde başarılı bir noktaya geldiğimizde, Londra’da The Royal Albert Hall‘da çalıyorduk ve seyirciler arasındaki birçok ünlü ismin içinde Eric Clapton da vardı; ben ise onun adını daha önce hiç duymamıştım.

Sahnede her zaman grubun “El Maestro”su, yani ikonik enstrümantal beyni oldunuz. Gipsy Kings’in en büyük hitlerini radyoda duymak başka bir şey, ancak onları sizin parmaklarınızın ucunda canlı olarak deneyimlemek bambaşka. Gitarınızla yarattığınız sihir, sahnede bu şarkıların ruhunu nasıl dönüştürüyor?
Biliyor musunuz, Gipsy Kings şarkılarını çalmaktan asla yorulmuyorum. Geniş bir repertuvarımız var. Bir izleyici kitlesi önünde çaldığımda bu bana her zaman ilham veriyor ve seyircinin gücünü hissedebiliyorum. Bu bir bakıma beni daha iyi çalmaya teşvik ediyor ve gruptaki gençleri daha da ileri gitmeleri için motive ediyor. Tıpkı bir sporcunun daha yüksek bir standart ve mükemmellik için her zaman kendi son rekorunu kırmaya çalışması gibi.
Pharaon veya Moorea gibi kült parçalar sadece harika bir gitar tekniğine değil, aynı zamanda derin bir duyarlılığa dayanıyor. Sizce gerçek bir Gipsy Kings konserinde, duygunun ne kadarlık bir kısmı doğaçlamadan ve maestronun kişisel dokunuşundan geliyor?
Doğaçlama ve duyarlılığa eklenmesi gereken üçüncü bir bileşeni atlamışsınız; o da çingene müzik kültürümüzü dinleyip keyif alan seyircinin katılımı. Evet, ortada bir gitar tekniği var ama asıl sihir tüm bunların bir araya gelmesi.

Gipsy Kings küresel bir markayı temsil ediyor ve grubun kadrosu yıllar içinde evrildi. Dört kurucu üyeden biri olarak, “Gipsy Kings” adı ve markasıyla ilişkili yasal ve manevi hakları elinizde tutuyorsunuz. Bu tarihi mirası taşımak ve yaşatmak sizin için nasıl bir sorumluluk ifade ediyor?
Bu haklara sahip olmaktan büyük gurur duyuyorum. Nerede çalarsak çalalım ya da nerede kayıt yaparsak yapalım, bunun en yüksek standartta olması benim için son derece önemli. Bana bahşedilen bu harika yüksek standardı düşürmenin hiçbir mazereti olamaz. St. Tropez sokaklarında ve sahillerinde sokak müzisyenliği yapan genç bir çocukken, müziğimin dünya çapında bir başarı kazanacağı en çılgın hayallerimde bile aklıma gelmezdi.
Bazen eski üyelerin veya başka grupların dünyanın farklı şehirlerinde “Gipsy Kings” adıyla sahne aldığı oluyor. Eylül ayında İstanbul’da vereceğiniz Gipsy Kings featuring Tonino Baliardo konseri sırasında, sizi tüm bu diğer gruplardan net bir şekilde ayıran ve seyircinin “İşte Gipsy Kings’in gerçek DNA’sı bu” demesini sağlayan unsurun ne olduğunu düşünüyorsunuz?
İstanbul’da defalarca çaldım. Harika bir şehir ve seyirci bizi her zaman çok sıcak karşıladı. “Tonino Baliardo Gipsy King” adlı bir belgeselin çekimlerini yeni bitirdim; ekip bizi konserlerde, Glastonbury‘de, evimde ve benzeri yerlerde bir yıldan fazla bir süre boyunca takip etti. Film, bir Gipsy King olarak hayatımın tüm hikâyesini anlatıyor. Şu an Amazon Prime’da yayında. Türkiye‘de izlenip izlenemediğini kontrol edeceğim; İngiltere ve ABD‘de vizyona girdiği ilk hafta Amazon‘da 1 numaralı müzik filmi oldu.
Bu markanın ve bu ünlü rumba ateşinin artık gerçek varisleri aracılığıyla nesilden nesile aktarılması, izleyiciye özel bir güven duygusu veriyor mu? Bu süreklilik boyutunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
İki oğlum Cosso ve Mikael‘in artık sahnede diğer genç Gipsy Kings üyeleriyle birlikte bana katıldığını gururla söyleyebilirim. Müziğimizi ve kültürümüzü geleneksel tarzda korumamız gerekse de, yeni nesle de konserlerimiz ve kayıtlarımız hakkında kendi fikirlerini sunma şansı vermemiz gerektiğinin çok iyi farkındayım. Yeni albümümüz “Historia”yı yazarken ve kaydederken, tıpkı diğer genç Gipsy Kings üyeleri gibi Cosso ve Mikael de bana çok iyi fikirler verdiler. Dinamik kalabilmek için ilerlemeliyiz, ancak bunu kendi kültürümüzün sınırları içinde yapmalıyız.
Türk izleyicisi ritim, melankoli ve tutku konusunda sizinle ortak bir hassasiyeti paylaşıyor gibi görünüyor. İstanbul seyircisinin gitarınızla ve Gipsy Kings’in en büyük hitleriyle kurduğu bu özel bağı nasıl tanımlarsınız?
Ne yazık ki dünya şu anda pek iyi bir yerde değil. İnsanların ruhuna ve kalbine dokunmanın en iyi yolu müzik, sinema, kitaplar ve sosyal medya; ancak hiçbir şey müzik kadar güçlü değil. Türk dinleyicisinin duyarlılığı ve bizim performansımızla birlikte herkesin bu bağı hissedeceğinden eminim.
Aynı dönemde başka etkinlikler de gerçekleşecek olsa da, bu Eylül ayında İstanbul’da otantik Gipsy Kings featuring Tonino Baliardo deneyimini yaşamayı seçen izleyiciler için nasıl bir setlist ve enerji vaat ediyorsunuz?
Setlistimizi genellikle konserlerden birkaç saat önce ses provasında konuşuruz. Gerçi şunu da söylemeliyim ki bu genç Gipsy Kings üyelerinin ne yapacağından veya sahnede kendilerini nerelere atacağından asla tam olarak emin olamıyorum. Gipsy Kings şölenimize (fiesta) şimdiden hoş geldiniz. Harika bir akşam olacak.
Son olarak Maestro; bugün gitarınıza baktığınızda ve karavanlardaki başlangıcınıza geri döndüğünüzde, sizce bu efsanenin — ve bu markanın — bugüne kadar hayatta kalmasını sağlayan o tek şey nedir?
Tüm dürüstlüğümle söylemeliyim ki tek bir şey değil: Kendine inanç, çok çalışmak ve şans.
