Özel Dosya

Keşfetmeyi keşfetmek: Muse

Bir düşünün. Cennet'teki iki kişiden bir seçim yapmaları istenir: Ya özgür olmadan mutlu olmaları ya da mutlu olmadan özgür olmaları; üçüncü bir seçenek sunulmaz. Budalalar özgürlüğü seçti, sonra ne oldu, yüzyıllar boyunca zincirlerini özlediler. Varoluş acısı budur işte. Yevgeni Zamyatin – Biz
Ant Arın Şermet - 12 Temmuz 2026
post image

Selam. Bu bir albüm yazısı değildir. Öyle bir beklentiyle geldiyseniz de başımızın üstünde yeriniz var ama konumuz daha farklı. Muse, yaklaşık olarak 20 yıldır alternatif müziğin ana akıma nasıl hükmedebildiğinin en başarılı örneği olarak devasa prodüksiyonlu turnelerini dünyanın bir köşesindeki stadyumlarda yapıyor. Bunun yanı sıra fiziksel kopya satışları ve streaming sayıları da başarılarının ispatı. Sürekli başaran insanların çoğunda olan bulunduğu halden sıkılıp yenilik peşinde koşma durumu Muse’un hem ödülü hem de laneti oldu yıllardır. Radiohead’in “The Bends” albümünün paltosundan çıkan dönemdaşı Coldplay gibi Muse da müziğe başladığı ilk günden bu yana devasa değişimler geçirdi. Hatta Muse’un ilk iki albümüne (editörün favorisi) bakınca günümüzdeki grupla aynı olduklarına inanmak çok güçleşiyor. Yine de iyi ya da kötü sürekli arama halinde olup zincirlerini özlemeyi reddetmeleri Muse’u günümüzün en özel isimlerinden birine de dönüştürüyor.

Wolstenholme’un gruba girdiğinde bas gitar çalmayı bilmemesi keşfederek var olma sevdalarının ilk işaretiydi

Bir noktada grubun temellerine dönmek ve oradan iz sürerek bugünü anlamak iyi olabilir. Grubun temelleri, üçlünün 1990’ların başında Teignmouth Community College’ın farklı okul gruplarında müzik yapmasıyla atıldı. Matt Bellamy, davulcu Dominic Howard’ın grubu Carnage Mayhem‘a girmek için seçmeleri kazandı ve ikili hızlıca uyum sağladı. İkilinin grubu önce Gothic Plague adını alırken, daha sonra o dönem Fixed Penalty‘de davul çalan Chris Wolstenholme‘u bas gitarist olarak kadroya dahil etmeleriyle Rocket Baby Dolls ismi benimsendi. Muse müziğinin muse’u diyebileceğimiz Wolstenholme’un gruba girdiğinde bas gitar çalmayı bilmemesiyse bir nevi keşfederek var olma sevdalarının ilk işaretiydi. Ki kısa süre sonra 1994’te katıldıkları yerel bir okullar arası müzik yarışmasını kazandıklarında işler ciddileşti. Buraya kadar müziği bir eğlence kaynağı olarak gören üçlü, “biz bu işi yapabiliriz ya” demeye başlayınca önce okul yerine müziğe odaklandılar. Sonra da kısa ve öz bir isme, yani Muse’a geçtiler. Yıllar sonra gazeteci Mark Beaumont’un aktardığına göre bu isim, Bellamy’nin grubu adeta ilham veren ruhlar tarafından çağrılmış gibi hissetmesini yansıtan sembolik bir anlam da taşıyordu. O çağrılan ruhlar Radiohead’in erken dönem albümleri ve özellikle “The Bends” ile grubun müziğini şekillendirdi. “Showbiz”in İngiltere’de şok etkisi yaratan etkisi Muse’u hızlıca tekrar stüdyoya soktu. David Cronenberg, Franz Kafka, Rage Against the Machine ve Kurt Cobain’den aynı anda etkilenebilmeyi başardıkları “Origin of Symmetry” başyapıt kelimesinin anlamına bakmak için sözlüğü elinize aldığınızda karşılaşacağınız isme dönüştü. Ki bu dönemlerde yolu İstanbul’a da düşen grubu canlı izleme şansına erişenler oldu… Asıl konuya gelecek olursak Muse, “Origin of Symmetry” ile başladığı yolculuğu devam ettirmesi gerektiğini fark ederken değişikliklere de yer olanak tanıyarak 5 yıl içinde iki müthiş albüm daha hediye etti dinleyicisine. 


“Drones”tan sonra bir daha yer küreye dönmediler

Hit üstüne hit barındıran “Absolution”, 2000’lerin müzik hafızası gibi bir yerde konumlanırken 2006’da çıkan Black Holes And Revelations, Muse’un gelmiş geçmiş en büyük hitini ortaya çıkardı. Birçok kişi için “Supermassive Black Hole” ile anılan albümün ulaştığı başarı, Muse’un stadyum seviyesinde bir grup olmayı başardığı ve gitar temelli modern rock ‘n roll’a veda ettikleri iş oldu. 2006’dan sonraki Muse, baştan sona müthiş albümler yazan grup olma kimliğini kenara alıp albümden ziyade hit parçalar üzerinden ilerlerken toplumsal olaylara ve otoriteye karşı duruşuyla da yola devam etti. Her ne kadar bunu yaparken bilet fiyatlarının muadillerinden çok daha pahalı olmasıyla 20 yıldır binlerce hayranının aklına soru işareti düşürseler de ortada ‘Uprising’, ‘Undisclosed Desires’, ‘Resistance’, ‘Madness’, ve ‘Panic Station’ gibi gerçekler vardı. Kariyerinin maddi açıdan en başarılı dönemini yaşarken işitsel taraftaki elektronik müzik lirik bakımdan gökyüzüne ve uzaya uzanmaya başlamıştı. Ta ki 2015’te faşizm ve otoriterlik karşısında öfkelerini tutamadıkları “Drones” ortaya çıkana kadar. Grubun ilk dört albümüne ve özellikle “Origin of Symmetry” ile “Absolution”a benzeyen albümdeki skit’ler de en az şarkılar kadar etkiliydi. Muse’un gitar temelli sound’unu ve politik öfkesini hatırlamasını sağlayan “Drones”tan sonra bir daha yer küreye dönmediler. 

Simülasyon Teorisi, yaşadığımız evrenin fiziksel anlamda gerçek olmayabileceğini, aksine son derece gelişmiş bir uygarlık tarafından oluşturulmuş devasa bir bilgisayar simülasyonu olabileceğini öne süren felsefi bir düşünce temelde. Özellikle filozof Nick Bostrom’un 2003 yılında ortaya koyduğu argümanla geniş kitlelerce tartışılmaya başlayan teori, insanlığın gelecekte bilinç sahibi simülasyonlar yaratabilecek teknolojiye ulaşması hâlinde, bizim de bu simülasyonlardan birinin içinde yaşama ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini savunmakta. Muse da 2018’de bu teoriyi bir albüme dönüştürüp gerçeklik algısını sorgulamaya başladı insanların. Bir simülasyonda yaşasak ya da yaşadığımız şeyin simülasyon olma ihtimalinin notalara dökülse nasıl duyulacağı konusundaki maharetleri içimizi ürpertse de tematik bağlamda olmasa da tek düze bir albümdü. Ancak denemekten çekinmeyen ve keşfetmeyi keşfeden yapıları sağ olsun başka bir grubun elinde çöp olabilecek albüm, Muse değince dinlemeye değer bir şeye dönüştü. 

Muse, Yevgeni Zamyatin’in, “Biz” kitabında bahsettiği özgürlük-mutluluk ilişkisinin müzik dünyasındaki en net temsilcisi

2022’e de tekrar politik olaylara ve insan haklarına dönüp karamsar bir gelecek portresi anlatmaktan geri durmayan grup istediği ilgiyi belki de 20+ yıllık kariyerinde ilk kez görmedi. Sonrasında konserler haricinde sessiz geçen süre 26 Haziran’da “The Wow! Signal” ile sonlandı. Muse, metal yapsa nasıl duyulurdu konusunda merak ettiğimiz bir nüans kalmamasını sağlayan albüm de Muse’un keşfedecek yeni temalara ve ses paletlerine olan ihtiyacının yansımasıydı. Ne vasat ne de başyapıt olarak tanımlanabilecek albüm, Muse’un hangi dönemini seviyorsanız ona göre bir konumda hayatınıza dahil olmaya aday. Ancak şu bir gerçek ki Yevgeni Zamyatin’in, George Orwell’ın “1984” kitabına ilham olan “Biz” kitabında bahsettiği özgürlük – mutluluk ilişkisinin müzik dünyasındaki en net temsilcisi Muse. Mutlu olmak için özgürlüğe ihtiyaç duyduklarının farkındalar. Ama bu özgürlük onlara sunulan değil, onların kendilerine belirledikleri değişim heyecanının bir yansıması. Bu yüzden Muse nasıl bir albüm yaparsa yapsın içimizdeki heyecan her zaman güçlü. Doğru zamanda, güçlünün değil haklının yanında konumlanan bir organizasyon aracılığıyla verecekleri konserin heyecanını içimizde taşıyoruz. En az özgürlük ve mutluluk hevesimiz gibi!

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans