
Lamb of God’ın çeyrek asırdan uzun kariyerini ele aldığımızda birden fazla dönemden bahsetmemiz mümkün. İlk iki albümüyle Amerika’nın ekstrem metal müzikteki modern yüzüne dönüşmeye başlayan grup, 2004 tarihli “Ashes of the Wake” ile dönüşümü tamamladı. 2006 tarihli “Sacrament” ise grubun sıçramasını gökyüzüne ulaştırdı. Bu dönemde hit üzerine hit çıkaran grup, bağımlılık problemlerine rağmen bir şekilde yola devam etti ve 2009’da çıkan “Wrath” ile kariyerinin ilk dönemini sonlandırdı. Baştan aşağı bir öfke yumağı olan “Wrath” için çıktıkları turnenin Çek Cumhuriyeti ayağında yaşananlar grubun karanlık günlerinin başlangıcına dönüştü. 3 sene sonra Çekya’ya döndüğünde bir hayranının ölümüne neden olmaktan 37 gün hapis yatan Randy Blythe’ın sadece müziği değil, hayatı da değişti. 2015’te gelen “VII: Sturm und Drang” bir nevi yüzleşme albümüydü. Blythe’ın ve LoG’un en karanlık işi diyebileceğimiz albümden kısa süre önce yayınlanan “Into Oblivion”a kadar ikinci dönemini izledik grubun. Groove metal’den yavaş yavaş hardcore soslu, daha fazla vokalin öne çıktığı bir müziğe geçmeye başlayan Lamb of God, bu dönüşümü “Into Oblivion” ile tamamladı. En son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim, Lamb of God diskografisine çok hakim değilseniz ve 2009’a kadarki süreci seviyorsanız muhtemelen bu albümden hiç hoşlanmayacaksınız. Ancak metal müziğin farklı türlerle etkileşimine açık ve punk müziğe karşı ekstra bir ilginiz varsa Lamb of God’ın bu albümünü kucaklamanız çok da uzun sürmeyecek. Detaylara girelim.
Yıllardır ABD’nin politikalarına karşı rahatsızlığını en yüksek perdeden belli eden grupların başında gelen Lamb of God, son zamanlarda yaşanan hukuksuzlukları ve insani değerlerin unutulmasını oldukça sembolik bir anlatımla karşımıza getirdi. Randy Blythe’ın vokalinin bugüne kadar hiçbir LoG albümünde olmadığı kadar ön plana geçmesi de “Into Oblivion”ın sözel bir iş olduğunun göstergesi. Burada grubun eski kayıt pratiklerini terk edip tamamen başka bir yol izlemesi de etkili olmuş olabilir tabii.

Bugüne kadarki Lamb of God albümlerinin neredeyse tamamında tüm grup üyelerinin beraber stüdyoya girip demo fikirlerini birer şarkıya dönüştürdüğünü görmüştük. Bu seferki durum biraz farklıydı. Grup üyelerinin tamamı kendi ev stüdyolarında şarkıları finalize etmiş Mark Morton ile Randy Blythe de albümün cilasını çekmişti. Grubun kurucu gitaristi Mark Morton albümün kayıt sürecini şöyle özetlemişti:
“Benim için bu albüm, yaratıcı anlamda nefes alabileceğimiz bir alana sahip olmak ve herhangi bir trende veya beklentiye ayak uydurmak zorunda hissetmemekle ilgili. ‘Bize göre havalı olan müzikler yapalım’ düşüncesinin ötesinde herhangi bir gündemden bağımsız olmak güzel bir duygu, ki her şey aslında buradan başladı.”

Morton’un ifadesindeki ‘bize göre havalı olan müzikler yapalım’ cümlesi oldukça kritik bir önem taşıyor “Into Oblivion”da. Groove metal gibi oldukça agresif bir metal alt türünün bayrak gruplarından olsa da Lamb of God’ın hardcore punk ve proto punk etkisi ilk günlerinden beri fazlasıyla hissediliyordu. Bad Brains, The Stooges gibi devleri metal müzikle harmanlamaktan çekinmeyen LoG, “Into Oblivion”da grubun kemik sound’unu korusa da üzerine kat çıkmaktan çekinmedi. Özellikle albümün yıldızı diyebileceğimiz El Vacio, girişindeki arpejden sonlardaki çiğ enerjisine kadar tam bir hardcore şarkısı. Diğer enstrümanlara kıyasla Randy Blythe’ın vokalinin bu kadar ön planda olması, tam da böyle şarkılarda dikkat çekiyor. Bully, A Thousand Years ve albümden ilk paylaşılan tekli olan Sepsis, grubun kısmi değişen müzik çizgisinin güçlü örnekleri.
Lamb of God’ın bir sonraki albümünde nasıl bir yol izleyeceğini tam olarak kestirmek mümkün değil. Ancak son 10 yıla baktığımızda yavaş yavaş “Into Oblivion”ı ortaya çıkaracak bir dönüşüm geçirdikleri de masadaki fil. O sebeple bir sonraki Lamb of God albümünün “Sacrament” ya da “Ashes of the Wake” gibi olmasını beklemek pek mantıklı değil.
Turne konusuna gelecek olursak 16 koca sene karşımıza çıkıyor. Lamb of God’ın önceki İstanbul konseri 2010 yılında gerçekleşmişti. O konser günü doğan çocukların bir kısmı anne-babalarını zorlayarak, bazıları da muhtemelen sahte öğrenci kimlikleriyle 18 yaşından büyük göstermeye çalışarak 24 Temmuz’da Bonus Parkorman’da olacak. Teknik olarak bu konser “Into Oblivion” albümünün tanıtım turnesinin bir parçası. O yüzden azımsanmayacak sayıda şarkı duyacağız muhtemelen. Lakin grubun diskografisini ve bu albümün öncekilere gittiği yöndeki değişimi düşünecek olursak konserin tonunu, şarkı dağılımı belirleyecek. Bu noktada top sende Lamb of God. Biz ne versen razıyız o ayrı.