Ana SayfaMüzikMüziği koklayanlar, tadanlar ve görenler: Karşınızda sinestezikler!

Müziği koklayanlar, tadanlar ve görenler: Karşınızda sinestezikler!

Müziği dinlemenin yanında bir de görebildiğinizi hayal edin… Dinlediğiniz bir şarkının, kafanızın içinde resim olarak belirdiğini, melodilerin etrafınızda uçuşan renklere dönüştüğünü düşünün. Sizce de heyecanlı değil mi? Hadi gelin bu duruma sebep olan sinestezinin ne olduğuna ve sinestezik sanatçıların hayatına bir bakış atalım!

Batıkan BAKSI / [email protected]

Müzik, şüphesiz ki benim şu an burada yazmama bile sebep olan ve hayatımın olmazsa olmazı dediğim bir mucize. Müziği her zaman dinlemekle bağdaştırsak da bazıları için müzik aynı zamanda görülebilen, hatta ve hatta tadılabilen bir olgu. “Ne müzik ama tüylerim diken diken oldu” dediğimiz anları bir düşünün; ya o sırada bir de çalan müzik sayesinde etrafta halüsinatif bazı görseller görseydiniz nasıl olurdu? Doğru söylemek gerekirse bu fikir bende çok büyük heyecan uyandırıyor. Çünkü müziği multi-disipliner bir yaklaşımla ele almak ve olabildiğince özümsemek, dinlediklerimizin hakkını verebilmek açısından eşsiz bir deneyim olurdu bence. Böyle bir özelliğe sahip olmadığım halde şarkıları belirli anlar ve atmosferlerle tanımlamak bile bana iyi hissettiriyor. Gelin görün ki, etrafımızda müziği bu şekilde hisseden “sinestezik” insanlar var.

Yunanca kökenli bir kelime olan sinestezi, “birleşik duyu” anlamına geliyor. Herhangi bir duyum hissinin diğer duyu organlarını tetiklediği bu olgu, kişilerin algıladıkları şeyleri sürekli olarak başka bir şeylere benzetmesine sebep oluyor. Örneğin klasik bir müzik dinleyen sinestezik kişi, bu şarkının rengini kırmızı renge benzetiyor ve şarkı onun için bundan sonra kırmızı renk ile kodlanıyor. Ayrıca bu bir düşünce değil, o kişiler şarkıyı dinlerken gerçekten kırmızı rengi görmüş gibi oluyorlar. Ya da tam tersi olarak mutfakta gördüğü bir patatese bakarken kulağında gürültülü bir heavy metal şarkısı duyabiliyorlar. Tabii bu sadece duyma ile geçerli bir deneyim değil, herhangi bir duyum diğer duyu organlarını da harekete geçirebiliyor. Bu durumun yararının ya da zararının olup olmadığı herhangi bir şekilde ispatlanmamış olsa da bence sinesteziye sahip sanatçılar, bizim algılarımızın ötesinde algılara sahip olduğu için çok farklı alemlere girip çıkabilirler. İşte bu da sanatta bizi heyecanlandıracak çok farklı çalışmaların yaratılması demek.

Müziği oluşturan parçalar bizim gördüğümüzden farklı!

Sinestezik müzisyenlere göre herhangi bir akor dizilimi aslında sinestezik olmayan müzisyenlerin duyduğundan çok farklıymış. Sinestezik müzisyenler genellikle akorları, notaları ya da melodileri işitsel bir öğeden ziyade renk, koku ya da temassal dokunuş olarak hissediyorlarmış. Haliyle  sinestezik müzisyenlerin ortaya çıkardığı şarkıları düşündüğümüzde salt müzikten çok yaşamın birden farklı hissiyle meydana gelen şarkılar olduklarını söylemek zor değil.

Üzgün suratlı melodi mi olur?

Eğer sinestezik bir sanatçıysanız buna evet cevabını vermeniz mümkün! Çünkü sinesteziye sahip müzisyenler, duyduğu ya da bizzat çaldığı herhangi bir melodiyi üzgün bir yüze benzettiğini de belirtiyorlar. Üstelik müzik duygusal olmamasına rağmen. Bazen “bu şarkı da aslında ne kadar mutlu sözlere sahip ama müziği ne kadar melankolik, neden acaba?” sorusunu sorduğumuz şarkılar belki de sinestezik birisinin elinden çıkmıştır kim bilir?

Sinesteziye sahip olduğunu bildiğimiz çok müzisyen var!

Ortaya koydukları şarkılarla tarihe geçmiş, yaratıcılıklarıyla birçok yeni müzisyene ilham olmuş bazı sanatçıların arkasında sinestezinin çok büyük bir etkisi var. Örneğin gitar efsanesi Jimi Hendrix, kısacık ömründe yarattığı birçok şarkıda sinestezik bir müzisyen olmasının etkisini görmüş. Alternatif sahnenin en ünlü isimlerinden Tori Amos, akorları ışık hüzmeleri şeklinde görürken bu durumu bir kaleydoskopa benzetiyormuş. 1963 yılında Türkiye’ye gelip Ankara’da bir performans da sergileyecekken John F. Kennedy’nin ölmesiyle konserini iptal eden caz üstadı Duke Ellington’ın sinestezik algıları, müziği yalnızca göstermekle sınırlı kalmıyor bir de dokusal olarak hissetmesine sebep oluyormuş. “Game of Thrones”un müziğiyle tanıdığımız Ramin Djawadi, genellikle renkli şarkılar yazmasıyla bilinen Billy Joel, Fall Out Boy’un vokalisti Patrick Stump, hip-hop dünyasının en popüler isimlerinden Pharrell Williams, sahnelerin tozunu attıran genç yıldız Lorde ve Macar besteci Franz Liszt bu listenin sadece bir kısmını oluşturuyor. Görme engelli olmasına rağmen piyano çalarken ortaya çıkan melodileri gördüğünü söyleyen Stevie Wonder’ın sinestezisini hiç söylemiyorum bile!

Duyduklarını resme çeviren ressam Melissa McCracken!

Melissa McCracken

Müzikten aldığınız keyfin bir de tuvalle birleştiğini, adınızla özdeşleşecek tablolara dönüştüğünü düşünebiliyor musunuz? İşte New York’ta yaşayan sinestezik ressam Melissa McCracken, tam olarak bunu hayata geçiriyor. Resim çizmek için önce müzik dinleyen ressam, dinlediği müziğin kendisinde oluşturduğu ilhama göre tuvale fırçasını değdiriyor ve ortaya inanılmaz çalışmalar çıkarıyor. Genellikle funk, elektronik ve caz gibi müzik türlerini dinleyerek resimlerini oluşturan McCracken, geçtiğimiz ay Kansas City’de açtığı “Sound + Vision” sergisinde yine dinlediği müziklerden oluşturduğu resimleri ilgilileriyle buluşturmuştu. “Peki McCracken, hangi meşhur şarkılara dokunmuş da onları resmetmiş?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim.

Jimi Hendrix – ‘Little Wing’
Radiohead – ‘Karma Police’
Nine Inch Nails – ‘All the Love in the World’
Pink Floyd – ‘Breathe’
The Smashing Pumpkins – ‘Cupid De Locke’
Funkadelic – ‘Maggot Brain’
Stevie Wonder – ‘Superstition’

Bu şarkılar sadece birkaçı… Tabii “ben bu şarkıların nasıl resmedildiğini de görmek istiyorum!” derseniz Melissa McCracken’ın web sitesinde esinlendiği şarkılar ve bunların resimleri bir liste olarak var.

BENZER İÇERİKLER

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖZEL DOSYALAR