Ana SayfaÖzel DosyaSanatın mutlulukla bir ilgisi olmalı

Sanatın mutlulukla bir ilgisi olmalı

Son dönemde -yer yer güzel şeyler olsa bile- içinde mutsuzluk barındıran diyaloglara maruz kalmayanınız yoktur. En başta ekonomik sebepler geliyor, sonra da yine ekonomik sebeplerin beraberinde getirdiği sosyalleşememe ve tabii ki istediklerine ulaşamama durumu… Eh bir de gündelik kendi can sıkıntılarımız yok mu? Var… Fakat sanatın da kesinlikle mutlulukla bir ilgisi var.

İpek ATCAN / [email protected]

Geçtiğimiz günlerde canımın tarifsiz sıkkın olduğu bir günde şehir dışından arkadaşım geldiği ve görmek istediği için ona eşlik ederek İstanbul Modern‘e gittim. Öyle bir gündü ki normalde hiçbir güç beni evden çıkaramazdı. Çünkü çok nadiren yaşadığım bir duygu durumu olduğu için şaşırıp kendi içimde davranış bozukluğu (!) sergileyebiliyorum 🙂 Ama çıktım ve İstanbul Modern’in kapısından içeri girdim. İstanbul Modern’i eleştireceğim çok fazla şey var ama konumuz o değil. Konumuz bambaşka bir şey, konumuz ruh halimiz ve sanat. Ben o sohbet ede ede sergi/müze gezenlerden değilim. Taktım AirPod’larımı kulağıma, açtım sakin bir müzik ve başladım gezmeye. Dışarıdan gözükenin aksine küçük bir alana sahip olan İstabul Modern’de her bir eseri tek tek inceledim, arzu ettiklerimin detaylarını okudum. Oradan ayrıldığımda ben oraya girerkenki ben değildim. Çok daha sakin, çok daha dingin, çok daha huzurlu ve hatta çok daha mutlu. Etkisi öyle kısa da sürmedi. Birkaç güne yayıldı bu duygu. Bazen merak ediyorum, acaba bu kadar çok konsere gittiğim için mi derdim var da anlamıyorum? 🙂 Şaka bir yana bu etki bende önce insanların güncel ruh halini merak etme dürtüsü ardından da sanatın (ve hatta spesifik olarak müzenin) üzerimizdeki etkisine bakma merakı uyandırdı. Ve instagram’dan sordum: “İçinde bulunduğun koşullardan memnun musun?”

İdare ediyoruz…

Sorunun cevabı için de 3 madde uygun gördüm: Evet, hayır ve idare ediyorum. Herkes kendisine bu sorunun sorulmasını bekliyormuşçasına katılım epey yoğun oldu. 46% idare ediyorum derken, 42% hayır cevabını verdi. Sadece 11%’i mutlu olduğunu söyledi. Bu 11%’ilk dilimde yer alan tanıdığım insanların, hemen hemen hepsinin ya yurt dışında ya da bir sahil kasabasında yaşadığını da not edeyim. Anketin ardından “Hayatında neyi değiştirsen daha mutlu biri olurdun?” diye sordum. İnsan birazcık çevre, eş, sevgili filan gibi basit (!) cevaplar bekliyor ama yok. Herkes ya işini bırakmak istiyor çünkü ne hakettiğini ne de geçimini sağlayacak parayı kazanabiliyor ya da ülkeyi değiştirmek istiyor çünkü huzur bulamıyor.

Sanatın birçok alanı birçok kişi için ulaşılabilir olmaktan çıktı ve çıkıyor. Kültür sanat alışkanlıklarımızı değişmesi konusuna daha öncede değinmiştim. Ancak öte yandan bir sürü alternatif de mevcut. Müzelerin halk günleri, belediyelerin açık hava konserleri ya da fiyatların çok daha makul olduğu sinema günleri gibi… Terapi niyetine bunları muhakkak yapmaya çalışmalı. Peki neden mi?

Sanatın ek değerini, bizi mutlu ve iyi ruh halinde tutma potansiyelini inceleyen birçok araştırma var. Kültürel etkinlikler, müzik, müze, dans grupları ve tiyatro gibi sevdiğiniz aktivitelere katıldığınızda hissedeceğiniz mutluluğu tahmin edebiliyorsunuzdur. thequint 2023 01 3b080752 7789 458b a101 756f2a8ca860 hero image 1 .jpg e1694428165528

Müze konusuna yakından bakış

Tabii ben bu aniden “iyi” gelen müze konusunu kafaya taktım ve biraz detaylı araştırdım. Positive Psychology Dergisi’nde yayınlanan yeni bir çalışmaya göre (2022), bir müzede vakit geçirmenin stresi azaltmada, yalnızlığı gidermede ve hayatı biraz daha anlamlı hissettirmede nasıl yardımcı olabileceği açıklanıyor.

Pennsylvania Üniversitesi’nden araştırmacı Katherine Cotter “Sanat müzelerini her zaman sakinleştirici ve etkileşimli ortamlar olarak bulmuşumdur, bu yüzden psikoloji alanında araştırma yapmaya başladığımda insanların sanat ve sanat müzelerini ziyaret deneyimlerini daha iyi anlamak istedim. Kişisel olarak, bir sanat müzesini ziyaretten sonra her zaman yenilenmiş hissettim ve müzeler tarafından sunulan gelişim odaklı programları gördükçe, sanat müzeleri ile gelişim arasındaki bağlantıları daha derinlemesine incelemek doğal göründü.” diyor.

Sık sanat müzesi ziyaretlerinden elde edebileceğimiz iki büyük fayda

Sanat müzelerini ziyaret etmek pozitif duyguları tetikliyor ve katılım hissi yaratıyor, bu da yaşam kalitesini artırıyor. Bir sanat müzesini ziyaret etmek, vücudumuzdaki kortizol (bir stres hormonu) üretimini hemen azaltarak bize stresimizi azaltmada da yardımcı olabiliyormuş. Müzelerde, hem eserler hem de ziyaretçiler, bizi daha bağlı ve daha az izole hissettirebilme özelliğine sahipmiş. Cotter ve ekibi, geniş bir literatür incelemesini ve sanat müzesi tabanlı programların ayrıntılı bir değerlendirmesini yaparak, sık sık sanat müzesi ziyaretlerinden elde edebileceğimiz 2 büyük faydayı (hipotez olarak) şu şekilde sunuyor:

#1. Sanat müzeleri bizi düşünmeye teşvik eder

Bir müzeyi ziyaret etmek aynı zamanda düşünmeye neden olabilir. Bu da bize, kendimiz ve hayatımız hakkında yeni yollarla düşünme, yeni bağlantılar kurma ve yeni bakış açıları bulma fırsatı verir. “Cevremizdeki dünyadan biraz uzaklaşabildiğimiz için zihnimiz yeni yolları keşfedebilir ve yeni perspektifler kazanmamıza yardımcı olabilir.” diyor Cotter.

#2. Sanat müzeleri bizi içine çeker

Bir sanat müzesi, çoğu insanın düzenli olarak ziyaret etmediği bir yer olduğundan, ziyaret ettiğimizde başka bir dünyaya taşındığımızı hissetmek doğaldır. “Ziyaret sırasında zamanın nasıl geçtiğini unutabiliriz veya ziyaret sırasında belirli bir esere dalmış bulunabiliriz. Günlük yaşamımızda muhtemelen bu tür deneyimleri çok sık yaşamıyoruz, bu yönüyle müze benzersiz bir mekan haline gelir. Bu tür içsel deneyimler aracılığıyla pozitif duygularımızı artırabiliriz veya biraz daha canlı hissedebiliriz.” diyor Cotter.

Ve üretmek

Harvard Health Publishing tarafından yayınlanan “The Healing Power Of Art”ta da bu konu katılımcı değil üretici olmak adına ele alınıyor. Kitapta, “Sanat şifalıdır. Zihniniz ve bedeniniz arasında bir bağlantı kurmanızı sağlar. Duyguları sanat yoluyla ifade ederken hem bedeninizi hem de zihninizi harekete geçirmiş olursunuz. Çünkü şarkı söylediğinizde, dans ettiğinizde ya da resim yaptığınızda, hem bedeninizi hem de zihninizi aktif bir şekilde kullanmanız gerekir. Sizi bir şeyler üretmek için harekete geçiren duygular olumsuz da olsa da bir sanat eseri ortaya koyarken bu olumsuz duygulara kapılmak oldukça zordur. Bunun yerine kendinizle bağlantı kurmanın ödüllendirici hissini tadarsınız. Hatta bir adım daha ileri giderek ürettiğiniz şeye sorular sorup kendinizle ilgili cevaplar almayı deneyebilirsiniz. Örneğin yaptığınız resimde gerçekten ne anlatmak istediniz? Hangi renkleri ne sıklıkla kullandınız? Bu renkler size bir şeyler çağrıştırıyor mu?” şeklinde durumu özetleyen bir bölüm de yer alıyor.

Velhasıl…

Bir heykele ya da tabloya baktığınızda, sokaktan geçerken bir müzisyenin şarkısını dinlemek için durduğunuzda, yediğiniz lezzetli bir yemekte, bir cafe’den yükselen güzel bir müzik sesinde, okuduğunuz iyi bir romanda sanatı görebilirsiniz. Bu süreçte iyileştirici olan bizzat sizde yarattığı duygulardır.

Şimdi bu yazıyı tam da buraya kadar okuduysanız elinizde telefonunuzu bırakın ya da bilgisayarınızı kapatın. Önce bu konuda -yani kendiniz için- neler yapabileceğinizi düşünün ardından da bunun için harekete geçin. Ve tekrar telefon ya da bilgisayar dönmeden önce o çok sevdiğiniz şarkıyı açın ve dinleyin.

Yanlış anlaşılmasın konu “anda kal” değil. En çok dalga geçtiğim konudur hatta. Anda kalamayacağımız bir gerçeklik ve dünya içindeyiz, kimse kendini kandırmasın. Ama “anı kurtarma” derseniz o ayrı 🙂

Anketimi bir gün tekrarlayıp sonuçları karşılaştıracağım 🙂

BENZER İÇERİKLER

EN ÇOK OKUNANLAR

ÖZEL DOSYALAR