Röportaj

Özge Ürer: “Sista Sound, iyi niyet sularından akan bir dere gibi!”

10 yıl, tek ruh ve sonsuz bas! Türkiye’nin ilk kadın müzik kolektifi Sista Sound’un ile ilham dolu bir “kız kardeşlik” yolculuğuna çıkıyoruz.
Batıkan Baksı - 5 Mart 2026
post image

Türkiye’nin alternatif müzik sahnesinde “kız kardeşlik” kavramını bir slogandan öteye taşıyıp onu devasa bir sanat ağına dönüştüren bir oluşum var: Sista Sound. 2016 yılında temelleri atıldığında kimsenin -hatta kendilerinin bile- Türkiye’nin ilk kadın müzik kolektifi olduklarından haberi yoktu. Onlar sadece kendilerine yer bulamadıkları, “bro-kültürü”nün gölgesindeki sahnelerde kendi baslarını duyurmak istiyorlardı. Bugün 10. yıllarını devirirken Reggae’den Dub’a, görsel sanatlardan sosyal sorumluluk projelerine uzanan, Adıyaman’daki konteyner kentlerden Salon İKSV’nin prestijli sahnesine taşan ilham dolu bir hikâyeye sahipler. Kolektifin mutfağındaki en enerjik isimlerden Özge Ürer ile; Sista Sound’un o ilk günlerinden, 24 kadının aynı sahnede devleşeceği büyük 10. yıl kutlamasına uzanan samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Sista Sound, 2026 itibarıyla 10 yılı geride bırakmış bir kolektif. Sizin bir de aslında “ilk” olma özelliğiniz var. Türkiye’nin ilk kadın müzik kolektifini oluşturdunuz. Peki Sista Sound’un temellerini 2016’da atarken Türkiye’nin “ilk kadın müzik kolektifi” olduğunuzun farkında mıydınız, yoksa bu bir ihtiyaçtan doğan kendiliğinden bir eylem miydi?

İnanır mısın, kesinlikle farkında değildik! Hatta Türkiye’nin kadınlar tarafından kurulmuş ve yönetilen ilk müzik kolektifi olduğumuzu, üç sene önce davet edildiğimiz bir panelde öğrendik. Bizim için her şey tamamen ihtiyaçtan ve doğal bir akışla başladı. Sista Sound’un çok orijinal bir hikâyesi var. 2010’lu yılların başında, bu memlekette alternatif müzik yapmak zaten “salyangoz satmak” gibiydi. Özellikle Reggae, Dub, Drum & Bass gibi türlerde kadın müzisyenler olarak kendimize sahne bulamıyorduk.

“Dünya Kadınlar Günü etkinlikleriyle sınırları aşmaya başladık”

Peki, o ilk kıvılcım nasıl çakıldı?

Aslında temelleri Aysu Çöğür, Lady Kadijah ve Sista Aloha attı. Hatta kolektif bile değilken 2011’de Nayah’ta “Lady’s Night” diye bir etkinlik yapmışlardı. 2016 civarında bir araya gelindiğinde “Bu artık bir kolektif olsun.” dendi. 2018’de ise isim netleşti: Sista Sound. Başta amacımız sadece birbirimize alan açmaktı ama sonra misyonumuz genişledi. “Neden başka türlerden kadınları da davet etmiyoruz?” dedik ve Dünya Kadınlar Günü etkinlikleriyle sınırları aşmaya başladık.

2012 ladies night

Bu “ilk” olma sıfatını aslında üç yıl öncesinde davet edildiğiniz bir panelde öğrendiğinizi söylediniz. Bu sıfat sizin omuzlarınıza ekstra bir sorumluluk yükledi mi? Yoksa zaten siz ilk günden beri çizdiğiniz o stratejinin peşinden mi ilerliyorsunuz?

İlk olmanın getirdiği bir sorumluluk ya da önceden belirlenmiş sert bir stratejiden bahsetmek zor çünkü Sista Sound bir sosyal sorumluluk projesi değil, bir müzik kolektifi. Ancak Reggae müziğin adalet, barış ve özgürlük felsefesiyle büyüdüğümüz için bu değerler bizim karakterimize işledi. Kendimiz kadar başkalarını da düşünmek bizim şiarımız oldu. Bu duruşun, işlerin bu kadar büyümesinde payı çok büyük. Mesela 8 Mart Kadınlar Günü depreme denk geldiğinde, o etkinlikten elde ettiğimiz gelirle bölgedeki kadınların hijyen ihtiyaçları gibi en çok zorlandıkları alanlara destek gönderdik. Kurucularımızdan sevgili Lady Kadijah’ın bu konuda inanılmaz bir emeği var. Kendisi Türkiye’de gönüllü barınak Bi Pati Çetesi’nin kurucusu olarak yardıma muhtaç, kimsenin istemediği her türlü cana bakıyor. Deprem döneminde onunla birlikte Adıyaman’daki konteyner kentlere gittik ve FİSA Çocuk Hakları Merkezi ile müzik atölyeleri düzenledik. Aslında biz her geçen sene evrilen, “Hem bize hem kadın müzisyenlere daha fazla nasıl faydamız dokunur?” diye soran bir yapıya dönüştük. Bunu sadece müzik olarak da görmüyoruz, videolarımızı çekenlerden farklı disiplinlerdeki sanatçılara kadar hep kadınlarla çalışıyoruz. Bu süreçte sahne önünde ve arkasında yüzü aşkın kadını ağırladık, beraber ürettik. Bazen sadece yan yana durmak, sarılmak bile o kadar iyi geliyor ki… Sista Sound artık bir müzik kolektifi olmanın ötesinde, yaşayan bir sanat ağı hâline geldi.

“Varlığımızı insanların gözüne soktukça o alanlar da açılıyor”

Reggae, dub, DnB ve bass… Bu janralar genellikle erkek egemen ve “sound system” kültürüyle özdeşleştirilir. Sizi bu türlerin etrafında birleşmeye iten ana motivasyon neydi?

Öncelikle bu müziği çok seviyoruz ama maalesef çok az insan üretiyor. Sektörde ciddi bir “bro-culuk” (erkek dayanışması) hâkim, her alanda. Bizim alanda mesela Beton Orman gibi çok kıymetli ama tamamen erkek egemen olan kolektifler vardı. Türkiye’de toplasanız Reggae ile uğraşan 50 kişi ya çıkar ya çıkmaz; kadın bazında ise bu sayı bir elin parmaklarını geçmiyor. Bir gün oturdum saydım. DJ’leri, repertuvarında birkaç şarkısı olanları bile ekledim ama gerçekten yokuz. İşin ironik tarafı, bu müziğin doğasında bir “misyonerlik” ruhu olmasına rağmen sektördeki erkek arkadaşlarımız bu misyonerliği sadece kendi çevrelerinde tutuyor. Örneğin, iki tane toplama albüm yaptılar ama ikisinde de tek bir kadın Reggae sanatçısı yoktu. Bilinçli olarak yapılan şeyler değil tabii bu, breda’larımızı seviyoruz ayrı. Bunu yüzlerine de söyledik, zaten hepsi arkadaşım olduğu için burada da rahatlıkla ifade edebiliyorum. Sista Sound olarak biz bu noktada, “Siz bizi bir şekilde dahil etmiyorsanız veya az ediyorsanız, biz kendi varlığımızı kendimiz yaratacağız.” dedik. Bu bir varlık çabasıdır. Bence sadece etkinlik yapmak yetmez. Albüm yapmak, büyük sahnelerde yer almak ve insanların aklına gelmek çok önemli. Biz ürettikçe ve varlığımızı insanların “gözüne soktukça” o alanlar açılıyor. Kolektifimizin kurucu kadrosunda ben, Sista Aloha, Lady Kadijah, Aysu Çöğür, Melissa Lara Clissold var. Hepimiz bu işe gerçekten baş koymuş insanlarız. Ben şahsen çok farklı tarzlarda müzik yapmış, “multi-janra” bir müzisyen olsam da son dönemde rotamı tamamen Reggae ve ilgili türlere kırdım. Çünkü kendimi en çok ait hissettiğim, tanıtılması ve aşılanması gerektiğine inandığım yer tam olarak burası.

Hiç sevmediğim bir söz var: “Kadın, kadının kurdudur” diye. Ama siz bu kolektifte, bu sözü “Kadın, kadının yurdudur”a çevirmişsiniz “sista” diyerek. Sahi, Sista Sound isminin arkasındaki felsefe neydi tam olarak? Sista vurgusu sizin aranızdaki bağı nasıl güçlendiriyor?

Hepimiz “sista”yız (kız kardeşiz) çünkü bu ifade aslında Jamaika Patois dilindeki “Sista”,”Sistren”, “Breda”, “Bredren” gibi kavramlardan, yani o kültürün köklerinden geliyor. Rastafari kültüründe insanların birbirine hitap etme şeklidir, bir nevi “kardeşim” demek gibi. Bununla birlikte “sista”nın bizim için anlamı çok daha derin. Biz bunu sadece bir isim olarak değil, gerçek hayatta da birbirimize hitap ederken kullanıyoruz. Aramızda “Boss sista”, “Sista Queen”, “Sistam” gibi ifadeler havada uçuşur. Bu bizim için arkadaşlığı, sevgiyi, bağı ve saygıyı içeren kolektif bir ruhu temsil ediyor. İsim sürecine gelirsek… Başlangıçta “Sista Sound System mı olsa?” diye düşünüldü ama “Sound System” olmak teknik olarak bambaşka bir kültürü ve donanımı ifade ediyor. Fiziksel bir ses sistemine sahip olmak bugün hem maliyet hem de mühendislik açısından ciddi bir koleksiyonerlik ve emek işi. Bizim şu an böyle bir fiziksel sistemimiz olmadığı için ismimizden “System” kısmını çıkardık ve Sista Sound olarak devam etme kararı aldık. Bu isim bizim için “Kız Kardeşlerin Sesi” demek. Bizim sesimiz, bizim gücümüz ve bizim basımız tam olarak bu tanımın içinde saklı.

özge ürer

Türkiye’de müzik piyasası genelde ‘garanti ata oynamak’ üzerine kurulu”

Türkiye’de reggae ve alt türlerinin sınırlı bir dinleyici kitlesi olduğu düşünülürse, siz bu “niş” alanı nasıl genişlettiniz?

Aslında çok temel bir tespitim var: Türk dinleyicisi Reggae tınılarını, o “bass” odaklı sıcak müzikleri aslında çok seviyor. Ancak janranın ismini koyduğunuzda işler değişebiliyor. Mesela Melek Mosso’nun Akustikhane’deki o meşhur Reggae cover’ına herkes bayıldı ama çoğu insan onun aslında bir Reggae olduğunu bilmeden, sadece “güzel, batılı bir müzik” olarak dinledi. Ankara’da bir festivalde çalarken yanımızdaki bir grubun “Reggae mi? Hiç bilmem, nedir ki?” dedikten sonra konser başladığında müziğe bayılmasına şahit olmuştum. Yani sorun müziğin kendisinde değil, algılarda. Bunu sadece dinleyiciye anlatmıyoruz üstelik; sektörün “garantici” yapısına ve piyasanın o bildik aktörlerine anlatmak da bazen zorlayıcı olabiliyor. Türkiye’de müzik piyasası genelde “garanti ata oynamak” üzerine kurulu. Ben bireysel kariyerimde de müziğimin ve duruşumun şekillendirilmek istendiği çok fazla masaya oturdum. O kalıplara uymadığım için bağımsız bir müzisyen olarak yoluma devam ettim. İşte bu noktada kolektif hareket etmenin gücü devreye giriyor. Tek başınıza bir şeyi savunmakla, arkanızda bir toplulukla “Bakın biz böyle bir şey yapıyoruz.” demek arasında dağlar kadar fark var. Sista Sound’un yolculuğu 20-30 kişilik kendi dinleyicimizle, ufak kulüplerde başladı. Bugün ise İKSV gibi Türkiye’nin en prestijli sahnelerinde; kürasyonundan tasarımına kadar her aşamasını kendi yönettiğimiz etkinlikler düzenliyoruz. Bu, “Türkiye’de bu müzik gitmez.” diyenlere karşı verilmiş en güzel cevap ve bizim için çok önemli bir başarı hikâyesi.

iksv sista sound 2026

Kendi içinizde belirlediğiniz bir mottoya sahipsiniz, “In Music We Unite” diye. E malum kolektifin içinde de farklı müzikal disiplinlere sahip müzisyenler var. Bu motto, farklı türlerin birbiriyle olan kaynaşmasında ne kadar etkili? Farklı türlerden olsalar da kolektifin içindeki müzisyenler tam uyumlu diyebilir miyiz?

Kurucu ekibimiz belirli janralara (Reggae, Dub, Dnb, vb.) odaklanmış olsa da bizi destekleyen ekip ve sahnede ağırladığımız sanatçılar çok farklı dünyalardan geliyor. Bizim gönlümüz her zaman alt kültürlere ve farklı müziklerin keşfine kayıyor. Sista Sound etkinliklerinin müzik direktörlüğünü ben yapıyorum ve bu süreç aslında tamamen “hayal kurmakla” başlıyor. Burada en kıymetli olan şey, birbirini hiç tanımayan kadın müzisyenler arasında bir köprü olmamız. Provalarda veya sahnede birbirlerinin müziğini öğreniyorlar, “Bu şarkı ne kadar güzelmiş“, “Sen ne harika bir müzisyenmişsin” diyerek bağ kuruyorlar. Biz aslında o kreatif ekosistemi tetikleyen bir aracıyız.

Bu kürasyon yeteneğiniz son dönemde prestijli festivallerin de dikkatini çekti, değil mi?

Evet, bu bizim için çok gurur verici bir süreç. Örneğin Akbank Caz Festivali’nden bir davet aldık. Türkiye’nin bu kadar köklü bir festivalinin bize gelip “Sista Sound olarak bize özel bir proje, bir ‘act’ üretir misiniz?” demesi, yaptığımız işin kalitesinin ve o “iyi niyetli” çabalarımızın bir kanıtı gibiydi. O festival için farklı müzisyenleri bir araya getirdiğimiz, kolektif ruhu yansıtan özel bir performans kurguladık. Sadece o geceye özel, tek seferlik bir iş ortaya çıktı. Bu tür teklifler almak, manevi olarak çok yüksek bir tatmin sağlıyor. İnsanların gelip “Kızlar, bize şöyle bir proje yapın.” demesi, doğru yolda olduğumuzu hissettiriyor. Hayallerimiz çok büyük, umarım ilerleyen zamanlarda bu tür kapılar daha sık açılır ve daha fazla destekçiyle bu kreatif dünyayı büyütmeye devam ederiz.

Ekipte disiplinler arası sanatçıların da olduğunu biliyoruz. Görsel sanatlar veya performans sanatları, Sista Sound’un sesine nasıl bir “renk” katıyor? Sonuçta artık görsellik de her şeyin anahtarı günümüzde, “o taraklarda bezi olmayan” müzisyenler bile ister istemez görselliğe önem vermek zorunda görünürlüğünü sağlamak için.

Kesinlikle, biz artık göründüğümüz kadar var olduğumuz bir çağdayız ve bu görsel dünyayı kurarken yine kadın sanatçılarla omuz omuza ilerliyoruz. Mesela artık ailemizden biri gibi olan fotoğrafçımız Eva Shield, her anımızı gelip dokümante eder ve bize tam destek verir. Geçen sene Deniz Bankal, Kadınlar Günü için bize öyle bir afiş tasarladı ki, kendisine hiçbir brif vermememize rağmen çalışmayı gönderdiğinde hepimizin gözleri doldu. İşte o “niyetin” ve ruhun tasarıma yansıması tam olarak böyle bir şey. Yine fotoğraf tarafında geçen seneki kutlamamızda Begüm Ars gibi muazzam işler çıkaran sanatçılarla yollarımız kesişti. Arkadaşlarımız ve saha tarafında bize destek veren genç kadın sanatçı dostlarımız sayesinde bu görsel dünyayı inşa ediyoruz. Kısacası; çizimden tasarıma, videodan dansa kadar sanatın farklı alanlarındaki kadınlarla dirsek teması kuruyor, birlikte üretiyoruz. Bizim kapımız, bu kolektif ruhun parçası olmak ve bizimle birlikte üretmek isteyen tüm kadın sanatçılara sonuna kadar açık.

iksv sista sound 2025

“Yalnızlık hissine karşı ‘sarıp sarmalanma’ alanı sağlıyoruz”

Sista Sound’un kolektif ve kardeşlik yapısı, bireysel olarak çalışan kadın müzisyenlerin “yalnızlık” hissini nasıl iyileştiriyor? Kendini yalnız hisseden bir müzisyeni nasıl ayağa kaldırıyorsunuz?

Biz aslında kendi içimizde yıllardır sürekli iletişimde olan bir ekibiz; “sista” derken zamanla gerçekten kardeş gibi, hatta akraba gibi olduk. Ancak kolektife dışarıdan dahil olan, özellikle “yeni artist” diyebileceğimiz MC veya şarkı yazarı arkadaşlarımız sahnemizden o kadar mutlu ayrılıyorlar ki, bu hissiyatı asıl onlara sormak lazım. Müzik doğası gereği bireysel bir yolculuk ve bu durum bazen çok ağır bir yalnızlık hissini beraberinde getirebiliyor. Bir grubunuz olsa bile bazen o yapının içinde soyutlanmış hissedebiliyorsunuz. İşte biz orada devreye giriyoruz; o “sarıp sarmalanma” hissini veriyoruz. Sanatçının kendi başına ürettiği o “biricikliğe” çok kıymet veriyoruz. O bir şeyi yazmış, üretmiş ve davetimizi kırmayıp yanımıza gelmiş; bundan daha ötesi olabilir mi? Bir araya geldiğimizde onlara açık yüreklilikle; “Sen ne kadar mükemmel müzik yapıyorsun, müziğin ne kadar güzel, senin gibi bir kraliçeyi sahnemizde ağırlamaktan gurur duyarız” diyoruz. Bu sadece onlara bir şey vermek değil, biz de onlardan öğreniyoruz, aramızda karşılıklı bir beslenme oluyor. Biz duygularını saklayan insanlar değiliz. Bir şey iyiyse iyidir ve bunu sanatçıya hissettirmek, o kıymeti yansıtmak dünyayı daha güzel bir yer yapıyor.

“İyi niyet suyundan içmek isteyen herkesle bir noktada yolumuz kesişiyor”

Sista Sound, sahnesine davet edeceği isimleri seçerken hangi kriterleri gözetiyor? Sadece yetenek mi yoksa toplumsal cinsiyet farkındalığı da bir kriter mi?

Temel kriterimiz, kolektifimizin zihniyetine ve ruhuna yakın duran insanlarla iletişim kurmak. Aslında bizim kendi aramızda oluşturduğumuz, beğendiğimiz sanatçıları not aldığımız bir “hayal listemiz” var. “Bir gün inşallah bu isimle de bir şeyler yaparız.” dediğimiz pek çok sanatçıyla henüz tanışmıyoruz bile. Süreç genelde şöyle işliyor: Belirlediğimiz isimlere duygularımızı ve müziğine duyduğumuz beğeniyi en açık haliyle belirttiğimiz samimi mesajlar atıyoruz ya da doğrudan telefonla ulaşıyoruz. Ben genelde birebir iletişime geçmeyi, heyecanımızı paylaşmayı seviyorum. Kimi sanatçı davetimizi duyduğunda “Şu an benden mutlusu yok.” diyerek heyecanımıza ortak oluyor, kimisi ise kendi yoğunluğu veya yapısı gereği dahil olmamayı tercih edebiliyor. Bizim için bu bir zorunluluk değil, tamamen enerji meselesi. Sista Sound bizim için iyi niyet sularından akan bir dere gibi; bu iyi niyetten içmek isteyen, bizimle aynı frekansta buluşan herkesle bir noktada yolumuz kesişiyor. Bu şeffaflık ve samimiyet, sahnemize çıkan her ismin o gün orada neden olduğunu da aslında dinleyiciye hissettiriyor.

iksv sista sound 2025

8 Mart etkinlikleriniz artık bir gelenek hâline geldi. 2026’daki 10. yıl kutlamasında 20’den fazla sanatçıyı aynı sahnede toplamanın lojistik ve sanatsal zorlukları neler? Bu sene neler göreceğiz kutlamanızda?

Geçen sene Salon İKSV’de gerçekleştirdiğimiz etkinlik o kadar güzel geçti ki, bu sene doğrudan İKSV’nin ana programına dahil olarak bu geceyi düzenliyoruz. Aramızda çok güzel bir bağ oluştu, bize bu alanı açtıkları için onlara çok teşekkür ediyoruz. Tabii 24 farklı kadın sanatçıyı aynı sahnede ağırlamak, onları tek bir akışta buluşturmak devasa bir iş. Ancak sahnemizdeki o çeşitlilik her şeye değiyor. Henüz kaydı bile olmayan kariyerinin başındaki genç yeteneklerden, ülkemizi küresel ölçekte temsil eden Grammy aday adaylarına kadar uzanan çok geniş bir köprü kuruyoruz. Bu sahne aslında sadece bir günlük bir performans değil; arkasında 10 yıllık bir emeğin, birikimin ve kurulan bağların gücü var. Bu kadar kadını bir araya getirip kreatif performanslar hayal etmenin yorucu ama çok mutluluk verici bir tarafı var. Tanıtım, sosyal medya, iletişim ve organizasyon süreci etkinlik öncesinde inanılmaz bir yoğunluk yaratıyor; işin “yükü” diyebileceğim kısmı tam olarak bu iletişim trafiği. Fakat işin müzik direksiyonuna geçtiğim an benim için her şey değişiyor. Masaya oturup sanatçıların şarkılarını dinlemeye başladığımda; “Şimdi buraya şu gelecek“, “Şuradan şöyle bir geçiş yapacağız” diye hayal kurmaya başladığım an bütün yorgunluğum uçup gidiyor. En keyif aldığım, “Bunun için her şeyi yaparım.” dediğim nokta o müzikal kurgu anı. Bu enerji ve tutkuyla 10. yılımızı kutlamaya, üretmeye devam ediyoruz.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans