Röportaj

Yaşlı Amca: “Şimdi biraz zihinsel hesaplaşma dönemi…”

Yaşlı Amca, 14 şarkılık yeni albümü “2002” ile dönemin aydınlık nostaljisini karanlık bir otobiyografiye dönüştürüyor.
Batıkan Baksı - 25 Ağustos 2026
post image


2012 yılında Ankara’da temelleri atılan ve ‘İstanbul Beyefendisi’, ‘Yıldızlara Bak’ gibi hitleriyle milyonların hafızasına kazınan Yaşlı Amca, bu kez bambaşka bir ruh haliyle karşımızda. Geçmişin aydınlık ve özlem dolu günlerine atıfta bulunan “2002” ismini taşıyan stüdyo albümleri, aslında kusurlu bir insanın karanlık otobiyografisini ve 30’lu yaşların getirdiği zihinsel hesaplaşmaları masaya yatırıyor. Hız odaklı dijital çağın ve algoritmaların dayatmalarına inat; İstanbul, Assos ve Berlin üçgeninde demlenerek kaydedilen 14 şarkılık bu hacimli eser, grubun organik tınısından ödün vermeden içsel düğümlerini çözdüğü cesur bir adım. Yaşlı Amca ile aynadaki o yabancıyla yüzleşmelerini, tüketim çılgınlığına karşı duruşlarını ve “2002”nin puslu dünyasını konuştuk.

Dilerseniz ilk olarak röportajımıza yeni çıkan albümünüz hakkında konuşarak başlayalım. “2002” salt bir albüm adından öte, Türkiye’nin belirli bir dönemine duyulan özlemi temsil ediyor söylediğinize göre. Sizin kişisel tarihlerinizde “2002” yılı ne ifade ediyor da bu albüme isim oldu?

Sadece o değil. Çocukluğa özlem, nostaljiye özlem ya da daha özgür memlekete özlem duymakla çok ilgili. Ama ismin kendisi de güzel geldi, sanki bir anlamı varmış gibi.

Albüm bülteninde çok çarpıcı bir zıtlık var: “Dönemin aydınlık nostaljisinin aksine, kusurlu bir insanın karanlık otobiyografisi”. Bu kontrast fikri, eski teklilerin yanına yenilerini eklerken stüdyoda nasıl bir hikâyeye evrildi?

Şu zamana kadar içimizden ne geldiyse yazmaya çalıştık, o dönemlere bakınca daha romantik bakıyormuşuz. Öncelik sırası değişmiş, ileride de değişir, şimdi biraz zihinsel hesaplaşma dönemi. Diğer albümde değişir, bu konsept bir albüme daha yakın diyebiliriz. 

“Yıktığımız şey ne diye sorarsanız, bizce hiçbir şey…”

O yılların rock, pop ve hip-hop dokusundan ilham aldığınızı belirtiyorsunuz. 2012’de Ankara’da kurulan Yaşlı Amca’nın bugünkü alternatif rock filtresinden, 2000’lerin başındaki bu türleri geçirirken müzikal olarak hangi sınırları yıktınız sizce?

Zaten dinleyerek büyüdüğünüz şeyler olunca doğal olarak akıyor, bu da her zaman tercih ettiğimiz yöntemlerden. Durum böyle olunca döneme uygun bir kıyafet balosundaymış gibi hissedebilmek çok daha kolay oluyor. Yıktığımız şey ne diye sorarsanız, bizce hiçbir şey. Sadece gönülden yazıyoruz işte.


İstanbul’un temposu, Assos’un izolasyonu ve nihayet vokaller için Berlin’in özgür havası… Bu üç farklı şehrin ruh hali, 14 şarkılık bu uzun yolculuğu nasıl şekillendirdi?

Uzun süren, içinde araların olduğu ve uzun kilometrelerin olduğu bir kayıt süreci oldu. İleride dönüp baktığımızda iyi hatırlayacağımız bir albüm oldu. Umuyoruz ki dinleyenler de keyiflenmiştir. Çünkü bir his dikte etmesi mümkün olmayan bir şekilde yaptık, bu kadar uzun sürünce insani kısmı daha fazla oluyor. Daha gerçek oldu.

‘Hissettiklerim’ parçasında çok doğrudan, vurucu yüzleşmeler var. “Anksiyete kılıklı sözleri bıyıklı artık sen ben misin / Çırpınıyorsun da hevessiz kalmışsın libidon yerlerde” diyerek insanın kendine yabancılaşmasını mı, yoksa dönemin tüketim hızını mı hedefliyorsunuz?

Dönemin bize hissettirdiği sıkılganlık olmasa zaten bu hisle bu kadar boğuşulmazdı gibi geliyor. Doğal olarak ikisi de. Aynada bir yabancı.

“Berlin’in bazı yerleri hâlâ 2000’leri yaşıyor…”

‘Hissettiklerim’ şarkısının klibi Berlin’de, Tuğçe Kep yönetmenliğinde çekildi. Albümün o “kendi zihniyle savaşan adam” temasını, Berlin’in puslu ve melankolik görsel diliyle nasıl birleştirdiniz?

Farklı tiplerde farklı anlarda takılırken çekelim ve bu 2002 gibi olsun dedik. Berlin’in bazı yerleri zaten hâlâ 2000’leri yaşıyor. Zor olmadı, VHS çektik.

Aranjelerde Artun Özoğlu ve Egemen Özkasnaklı’nın kolektif bir mesaisi var. Grup olarak sahnede hep “organik olanı” savunan bir ekipsiniz; stüdyodaki teknolojik imkânlarla bu organik çalımın dengesini nerede kurdunuz?

Can Aydınoğlu, Mert Can Bilgin, Sarper Sonbay, Baransel Ökmen, Baran Göksu, Egemen Özkasnaklı. Bu isimlerin büyük emeği oldu bu albümde. Organik çalım her zaman devam, öyle daha çok seviyoruz. Sound içinde bazı hybrid eklemeler olabiliyor, onlar da çalınarak kaydediliyor elbette. 

“Grubun adına bir adım daha yaklaşıyoruz…”

Geçmiş röportajlarınızda şarkı yazımının “hasıraltı edilen ağırlıkları masaya koyma hali” olduğundan bahsettiğinize rastladım. “2002”, Yaşlı Amca’nın kendi içindeki hangi düğümleri çözdü peki?

Bu sefer içe dönük bir muhabbet gibi olduğu için daha farklı yerlere dokunduk. 30’lu yaşlara dair klasik dertler. Grubun adına bir adım daha yaklaşıyoruz.

“Elde ettiklerim sarmadı bu gece / Beklettiklerim burada değillerken” sözleri ağır bir aidiyetsizlik hissi taşıyor. Bu his, dördüncü stüdyo albümüne ulaşmış, milyonlarca dinlenen bir grubun kendi içinde yaşadığı şöhret paradoksuyla ilgili olabilir mi?

Hayır, onla ilgili değil. Zaten öyle bir durum da yok. Şarkılar popüler ama biz az göz önündeyiz. Orada birden fazla ima edilmeye çalışılan şey var. Ama bu onlardan biri değil.

“Albüm çıkarma bağımlısı olmak, kötü bir alışkanlık…”

Dışarıdan bakıldığında ‘İstanbul Beyefendisi’, ‘Yıldızlara Bak’ gibi hitlerin sıcaklığını bilen bir kitle var. Onlara böylesine hacimli (14 şarkılık) ve karanlık otobiyografik bir eser sunarken bir risk aldığınızı düşünüyor musunuz?

Düşünüyoruz elbette. Yapımcılar, menajerler bu tercihten pek hoşlanmazlar. Keza cepteki cüzdan ya da resmi algoritmalar da bunu ödüllendirmez, aksine cezalandırır. Kötü bir alışkanlık diyelim albüm çıkarma bağımlısı olmak. İyice zorlaştı ve hakikaten çok az etkisi kaldı. Mevcut platformlar olduğundan daha değersiz hissettiriyor hatta, ya da artık hakikaten değersiz ama biz kabullenemiyoruz. Belki 5-10 sene sonra pes ederiz.

Eylül ayında İstanbul Maximum Uniq’ten başlayıp Kıbrıs’a uzanan 4 ayaklı bir turne sizi bekliyor. Bu karanlık ve yoğun anlatı, sahne enerjisiyle birleştiğinde binlerce kişilik koro eşliğinde nasıl bir deneyime dönüşecek?

Herkesi konserlere bekleriz. Grup geri döndüğü için çok mutlu, umarız seyirciler de keyif alırlar. Beraber şarkılar söyleriz, vakit geçiririz. Güzel geçerse devamı da gelir.

“Sabaha Kadar” EP’sinden (2015) bu yana, müziğinizin kendi yolunu bulup aktığını kanıtladınız. “2002” albümü ile geçmişle olan hesabınızı kapattıysanız, Yaşlı Amca buradan sonra yönünü nereye, hangi zamana çevirecek?

Biraz özümüze dönebiliriz. Yeni albüme yavaştan kafa yormaya, önden çıkacak teklilere ufaktan girişmeye başladık.

İlgili Yazılar
Development by Bom Ajans