Çılgınıyız bu gitarların! Bahadır Han Eryılmaz’ın rock projesi Barista’yı klasik rock temelli albümü Open Sesame Vol 2: Press Rewind vesilesiyle Dergy’de ağırladık. 

Sebla KOÇAN / [email protected]

İstanbul çıkışlı rock projesi Barista, Monoplay Records tarafından 5 bölüm halinde yayınlanacak albümler serisinin ikincisi Press Rewind’ı 4 Haziran’da dinleyici ile buluşturdu. Press Rewind, serinin ilk albümü Her Dress gibi birçok alt müzik türünü birleştiriyor. İnanamayacaksınız ama bu seride toplam 26 şarkı var. İlk 6 şarkılık Open Sesame Vol 2: Press Rewind; klasik rock, heavy progressive, alternatif, dünya müziği ve yoğun saykedelik tınılar arasındaki çizgileri buluşturuyor. Bu projenin mimarı Bahadır Han Eryılmaz. Eryılmaz, bu albümün 2014’te yayınlanan Daydream ve 2016’da yayınlanan 57 albümlerinin devamı olduğunu söylüyor. Üç yıldır da bu proje için çalışıyor. Aslında mühendislik eğitimi olan bir turizmi, Eryılmaz. “Müzik benim için pırıltılar yaratsın istiyorum” diyor. Ama ortaya çıkan sonuçlara bakılırsa, onun için bu işin nasıl bir tutku olduğu çok ortada. Eryılmaz’ı Dergy sayfalarına konuk ettik. 

Çoğu müzisyenin her hafta bir single yayınladığı günümüz müzik dünyasında 26 şarkılık seri albümler yayınlamayı planladınız. Bu çok riskli bir karar değil miydi? Tüketimin çok hızlı olduğu bu dünyada yerinizi nasıl konumlandırıyorsunuz?

Konumlandırmıyorum. Müzik de artık tamamen basmakalıp bir tüketim malzemesi haline geldi ve ben buna karşıyım.

Şarkılarınızda hem Toto, Journey gibi köklü topluluklardan hem de sufizm’den etkilendiğinizi söylüyorsunuz. Sufizm bir arayış felsefesi, hayatınızda ve müziğinizde nasıl bir yer alıyor? Mistisizm ve varoluş gibi kavramlar sizin için ne ifade ediyor?

Hayatin anlamı, amacı gibi sorulara hiç girmeden ‘Müzik’ icin düşünürsek, tasavvuf ile olan bağlantımı ‘kafiye ve kaide’ olarak tanımlayabilirim. Yani, dizelerin içindeki ritim ve müzik: “fa-i-la-tun-fa-i-la-tin-fa-i-la-tun-fa-i-lun”. Her kelimesi derin anlamlarla çevrili şekilde bunlardan kesin bir şablon içinde 24 bin dize yazabilen insanlara benim hayranlığım. Şimdi bunu tersine çevirelim ve müziğin içine ritmik sözler yerleştirmeye çalışalım: olmuyor, çok çok zor. Hele, rock gibi kareler ve dikdörtgenler halinde yürüyen bir müziğe daha da zor. İşte ben bu imkansızlıklara bayılıyorum. ‘Müzik benim icin bir yaşam tarzı’ gibi süslü sözlere de hiç gerek yok aslında; hayatımda pırıltılar yaratsın – benim aradığım bu. Müziğe “çok küçük yaşta başladım’ da demeyeceğim, çünkü öyle değil ve ben öğrendim ki hayatın her yerinde ve zamanında mümkün bu pırıltılar.

Ticari bir başarı hedeflemediğinizi söylüyorsunuz ama bu işe emek veriyor, zamanınızı ayırıyor ve ruhunuzu katıyorsunuz. Müzik dışında başka bir mesleğiniz var mı? Müzikten gelir elde ederek yine müziğe yatırım yapmayı planlıyor musunuz?

Para kazanmak ise hedefiniz, müziğe yatırım yapmak bir delilik. Çünkü bütün köşeler zaten tutulmuş, başka kimseye yer yok. Genelde gördüğüm herkesin şöhret peşinde koştuğu. Müzik veya sosyal medya, herkes hayatına tanıklık arıyor. Ama manevi bir doyum arıyorsanız, evet, benim yaptığım bu. Turizmciyim. Mühendislik ve Sanat Tarihi okudum.

Kurgusu itibari ile Barista çok yüksek maliyete sahip bir proje, çünkü her şey gerçek ve canlı, ‘live’ kayıt; enstrüman olmayan ve insan tarafından çalınmayan hiçbir şey yok içinde. Sadece davul kaydı icin 28 mikrofon kullanılıyor, düşünün. Ama sonuçta ortaya çıkan ‘sound’ bütün zahmetlere değiyor– ya da değsin istiyorum.

Şarkılarınız İngilizce ve evet, rock müziğin doğal dili de İngilizce. Türkçe şarkı yaptınız mı hiç, yapmayı düşünüyor musunuz? Türkçe’nin ağdalı yapısı mı zorluyor en çok mesela?

Yes, yaptım aslında; Vol 3 Türkçe. Türkçe ve rock birbirinden çok farklı akıyor. Bunları birleştirmek cok zor. Su ana kadar duyduklarım ya “özenti” denilebilecek ruhsuz zorlamalar, ya da Türkçe melodilerin altına bol kompresyon (sıkıştırma) ve drive’lı gitarlar koyarak yapılmış, beni hiç etkilemeyen folk-rock denemeleri. Rock müzik bence hepimizin içinde zaten var; çok evrensel. Rock’ın lineer akışına Türkçe’nin senin de dediğin ağdalı, yani daha rastgele ya da özgür diyebileceğimiz yürüyüşünü birleştirmek zor bir denklem. Denemeye devam etmek lazım.

barista bahadir han eryilmaz2

“HAYVANLAR BU DÜNYADA HER GÜN HAYATTA KALMAYA ÇALIŞIYOR”

Barista’ya katkıda bulunan çok değerli müzisyenler var, biraz onlarla yollarınızın nasıl kesiştiğini ve kayıt sürecinin nasıl geçtiğini de anlatabilir misiniz bize?

Simon Phillips zaten benim muzikteki idolum. Varolan kayıtları dinlettim ona ve projede yer almayı hemen kabul etti. Jesse’yi de onun sayesinde tanıdım. Rudiger, Sara, Nicole, Lydia, yani vokalistler ise benim keşfim diyebilirim. Tabii, Simon ve Jesse, müzik, kayıt, sound, aranjman vs. konulardaki bakış ve yetenekleri ile çok çok çok üst seviye müzisyenler. Anlatmak zor bunu, çok ama çok. Ama bir o kadar da profesyonel ve mütevaziler. Her şey plana uygun sekilde tıkır tıkır ilerliyor. Asla aksamıyor. Buralarda bulunmayan şeyler bunlar.

Birçok şey online olarak yapıldı, ama davul kayıtları için üç kez California’ya gittim. Çok titizlikle ilerledi bütün çalışma. Simon kafamdaki şemaları mükemmel derecede uyguladı kayıtlara, zaten o çalmaya başladığı zaman şarkı bir ‘record’ gibi ses vermeye başlıyor. Jason ile birlike çok çalışmışlar, Jason da leb demeden leblebiyi anlayan biri. “1941 ve 1942 model bilmemne amfiler arasındaki farkları” falan sorabilirsin ve üç saatlik bir cevap duyabilirsin – yani son derece dolular. Genelde sabah 11 gibi başladık, 7’ye kadar kayıt yaptık ve oradan da yemeğe gittik. Ojai minik bir yer, hayat kolay.

Bir gün Carbonite’ta Jason kanalları ayarlarken ben de laptopta işle ilgili bazı mesajlara cevap yazıyordum ve Simon geldi. Bana bir baktı, sonra mutfağa gitti ve oradan ıslak bir bez getirip, kayıt odasına girmeden önce bana uzattı.:) Baktım ki laptop’ın üzeri toz vs dolu, nazikçe bana ‘sil’ diyor. Böyle titiz adamlar.

Rock müzik için hep “öldü, kaldı, dirildi, yine öldü” gibi yakıştırmalar var dinleyicilerin yorumlarında. Oysa rock’n roll ruhu hepimiz için farklı anlamlar ihtiva eder ve kalbimizdeki yeri köklüdür, ölemez, kalamaz ve dirilemez de haliyle 🙂 Sizin için rock müzik yapıyor olmanın en özgürleştirici yanı ne?

Bugünün tekdüze müziğine isyan etmek aslında özgürleştirici bir şey. Güncel olmamayı denemek de öyle. “Rock öldü bitti” diyenlerin zaten o müziğin bizi alıp götürdüğü yerleri anlaması zor zaten. Her insanın bir şeyler yaratmak istemesi gerek. Küçük büyük hiç önemli değil. Birkaç dize, birkaç nota, resim, yemek, duvar rengi, fark etmez. Asıl olan bu. Bizi İlahi olan ile yaklaştıracak çabalar bunlar.

Salgın süreci hepimizde farklı etkiler yarattı. Bazılarımız depresyona girdi, bazılarımız içe kapandı, bazılarımız hayatında bambaşka şeyler keşfetti. Sizin için nasıl geçiyor, siz şu son 1,5 senede nasıl bir ruh haliyle yaşıyorsunuz?

Zaten içine kapanık bir insanım ben. Restorana gidememek benim için bir eksiklik değil. Depresyon da zaten herdaim mevcut, az ya da çok. Hayatta nelerin daha değerli olduğunu anlamamız için bir fırsattı aslında bu salgın. Ama gördüğüm kadarıyla insanların çoğu hedonistik bir yaşam tarzında ısrar ediyor. Toplumsal değerlerimiz maalesef çok ama çok yıprandı.

Müzik olarak bir şeyler üretmeye devam ettim salgında, ama en büyük uğraşım sokak hayvanları ile ilgili. Ev ve ofisteki 18 cana ek olarak, birçok yerde mama istasyonları kurdum, hasta kedileri iyileştirmeye çalıştım, ve tabii ki buna devam ediyorum. Ayda yaklaşık 750 kg mama alıyorum, ama ihtiyaç o kadar çok ki. Yetmiyor. Devlet bu konuda hayvanseverleri organize etse bile yeter. Kendilerine ait olmayan bir dünyada her gün, her an hayatta kalma savaşı veriyor bu muhteşem yaratıklar. Hava atmaya harcanan paraların bir kısmı ile neler neler yapılır.

Askıda Fatura kampanyasına da mutlaka katılıyorum. Burslu talebeler var. Yapabildiğim her şeyi yapmaya çalışıyorum. Hasta bir kedi yavrusu veya sırtında araba kağıt toplayan bir dedeyi görüp de eve gidip yatmam mümkün değil benim. Sevgisiz bir dünyada yaşıyoruz.

barista kapak

“Barista” ismi nedeniyle kahveye olan özel ilginizi de sormadan geçmek istemeyiz 🙂 Nereden geliyor bu kahve sevgisinin temelleri?

Kahve ve kahvehane, dünya tarihini ve yaşam seklimizi değiştiren olgular. Muazzam bir tarih var orada. Araştırın, hayretler içinde kalacağınız şeyler var. Kahvehane’nin dünyaya bir sosyokültürel müessese olarak yayılmasında da Osmanlı kültürünün ve özellikle gayrı-Müslim Osmanlı tacirlerinin payı çok büyük. Kahvehane’nin aslen bir Müslüman müessesesi olduğunu düşünürseniz, aslında hayret verici bir şey bu.

Benim kahve sevgim de sonradan gelişti. Kavrulmasından demlenmesine kadar birçok şey icin yurt dışında kurslara gittim. Bakmayın, kahve denince size altındaki peçeteye taşmış süt ve şeker dolu Nescafe getirildiği zamanlardı bunlar. Projeye Barista ismini verirken de bu sanatkarlık ve emek motifinden esinlendim.

KISA KISA

● Her dinlediğimde kıskandığım, keşke ben yapsaydım dediğim şarkı Beethoven 5. Senfoni ve Yıldırım Gürses Senede Bir Gün..

● Dinleyici olarak gittiğim ve asla unutamadığım konser Akatlar Basketbol Salonun mekanındaki Roger Hodgson konseriydi.

● Dünya üzerinde “Kesinlikle burada yaşanır” dediğim şehir sevgilimin yanı.

● Bana göre gelmiş geçmiş en iyi soundtrack Peter Gabriel, ‘So’.

● Küçükken odamda Styx, Toto, Serpil Çakmaklı posterleri vardı.

● En çok para harcadığım şey kedi maması.

● Günün bana en çok ilham veren anı günbatımı.