Geçtiğimiz günlerde yeni şarkısı “İz”i yayınlayan Türkçe rap sahnesinin en yetenekli isimlerinden İmpala, Dergy’nin sorularını yanıtladı.

Sebla KOÇAN / sebla@neovision.com.tr

Türkçe rap dünyasının sağlam kalemlerinden İmpala, geçtiğimiz günlerde yeni single’ı “İz”i yayınladı. Rap kariyerine 2006 yılında başlayan İmpala, 2013 yılında Rizzo Guerta, Stabil ve Arman Yekta ile kurdukları Agarta isimli grupta, 2 toplama albüm ve birçok single çıkardı. “Her işimizi kendimiz emek emek yaptık” diyor, İmpala rap müzik hakkında. Ancak Türkçe rap’in bugün geldiği noktaya “Büyüdükçe endüstriyelleşti, yalnızlaştı” diyecek kadar da gerçekçi bakıyor. Kış boyunca üretim yapacağının ve 2021’de solo albümünün geleceğinin de şimdiden müjdesini veriyor, İmpala. Hatta “tembellik etmezlerse” eğer, Agarta 3’ün de yeni kayıtlarını yapmaya niyetlendiklerini söylüyor. Başarılı rap sanatçısı ile sohbet ettik.

İzmir’de yaşıyorsunuz, İzmir’in rap dünyasında ayrı bir yeri var. Siz Agarta ile birlikte piştiniz, büyüdünüz. Neler kattı size tüm bunlar, bugün geldiğiniz noktaya baktığınızda nasıl değerlendiriyorsunuz geçen son 10 seneyi? 
Bizler bu yola hiçbir beklentiye girmeden, gönül bağlılığıyla, tüm samimi duygularımız ve hissettiklerimizle girdik. Zaman bizi hem yordu hem yoğurdu ve kendimizi sağsalim bugünlere atabildik. Her işimizi emek emek kendimiz yaptık, kendimiz işledik, müziğimizi kendi ellerimizle büyüttük. Hem müzikal hem özel hayatlarımızda çok mutlu, çok yıpratıcı şeyler yaşamış olsak da bunların her birisini kucaklamayı çok iyi öğrendik. Haliyle bir şeye onca sene emek veren herkes gibi ben de bir hayali plan yapmaya uğraşıyorum bu 10 senenin sonunda. Kendimize güzel bir kemik kitle ve sağlam bir çizgi oluşturduğumuzu düşünüyorum. Ün, şan şöhret ve paradan ziyade, piyasa içerisinde kazandığımıza inandığım saygınlığı hiçbir zaman yitirmemeye çalışmakla geçecek önümüzdeki her yıl. Bizi buraya getiren geride bıraktığımız bu 10 yıl, bizim en büyük öğretmenimiz oldu. Her şeyin daha iyiye gitmesi ümidiyle her ne yapıyorsak onu yapmaya devam edeceğiz.

“İz”in sonrasında nasıl bir planınız var, yeni bir albüm mü? Yeni bir single mı yoksa bir EP mi, gelecekte neler dinleyeceğiz sizden, biraz anlatır mısınız? 
İz’in yayın sürecinde yaşadığımız bazı problemler planlarımızı belirli ölçüde aksatmış olsa da Ekim, Kasım, Aralık ve Ocak aylarında hiç hız kesmeden daha sık bir üretim halinde olacağız. Her ay en az bir single yayınlamak üzere planlamamızı yapıyoruz. Yer yer kliplerle ve lirik videolarla dinleyicilere bazen agresif, bazen de kışın tadını çıkarmaları için chill parçalar sunacağım. Bunun yanında Rizzo Guerta ile yapacağımız ortak bi E.P albüm ve 2021 yılında sürpriz düetlerle dolu bir solo albüm gelecek. Tabi ki her şey yolunda giderse ve tembellik yapmazsak Agarta 3 de dinleyicilerimizle buluşacak.

Bundan seneler önce rap müzik underground kalıyordu, ana akım kanallarda ya da mecralarda kendine yer bulamıyordu. Sizce ne oldu da böyle büyük bir dönüşüm gerçekleşti?
Doğan büyüyen gelişen ve ölen her şeyin başına gelecek şey geldi, endüstriyelleşti. Tıpkı insan gibi, tıpkı başka kültürler başka müzik türleri gibi, tıpkı devletler ya da irili/ufaklı şirketler gibi… Yılların emeğiyle buralara gelmiş Türk Hiphop’u artık daha geniş kitlelere ulaştı. İşin bu raddeye gelmesinde yılların hiphop emekçileri de var, medyanın gücü de var, her şeyi büyük ölçüde etkileyen dijital dünya da var. Yapılan kült albümler ve single’lar, değişen soundlar, liriklerde bahsi geçen daha yüzeysel şeyler bu müziği daha tanınır ve dinlenir hale getirdi. Bu bir yandan iyi bir yandan kötü olsa da bu işten ekmek yiyen her emekçi için mutluyum. Fakat bu kültürün tarihine, yaşadıklarına ve ülkemize gelişine dayanarak, bana göre doğasında piyasaya aykırı bir ideoloji besleyen rap müzik günümüzde çabuk tüketilen ve yerine hemen yenisinin gelmesinin gerektiği bir fabrikaya dönüştü. İyi paralar konuşulmaya başlandıkça, herkes yalnızlaştı. İçerikler daha üstünkörü ve kolay yapılabilir bir hale geldi. Profesyonelleştikçe basitleşti. Bunlar hali hazırda benim bireysel düşüncelerim pek tabii ki, fakat herkes doğru bildiği yoldan gitmekte özgür. Temennim, bir elin beş parmağını geçmeyen iyi lirik yazarlarının ve rap müziğin buraya gelmesindeki asıl öncülerin de bu pastadan hak ettiği payı almasıdır.

“HER FİKRİ OLANIN AĞZI OLMASINA BAZEN TAHAMMÜL EDEMİYORUM”

Rap sanatçıları yıllardan beri en çok linç edilen, eleştiriye ve kötü söze maruz kalan kesim oldu. Siz benzer şekilde haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüzde, eleştiri aldığınızda nasıl tepki veriyorsunuz buna?
Ben şanslıyım ki hiç ötekileştirilmedim ne eş dost tanıyan, ne ailem, ne de akrabalarım tarafından. Herkes yaptığım şeye saygıyla yaklaşmasını bildi, bazı önemi olmayan yaşadığım istisnai durumlar dışında. Fakat bunu yaşamamış olmam, yaşayan arkadaşlarımı ya da bu işin öncülerini anlayamadığım anlamına gelmiyor. Halbuki en çok takdiri rap müzik sanatçılar hak etti her zaman. Herhangi bir haksızlığa karşı çıkmaya çalışan, bir farkındalık yaratan, düşündüren sanatçılar rap müzik sanatçıları oldu. Fakat günümüzde rap müziğin geldiği yeri göz önünde bulunduracak olursak artık eleştiriler bireysel düzeyde ilerliyor. Sanatçıların ne anlattığıyla, topluma ne kazandırdığıyla ya da kişisel hayatlarıyla alakalı olarak birçok olumlu olumsuz eleştiri alıyorlar. Bense, bana gelen akla ve bir birikime sahip her eleştiriyi kucaklamayı iyi bildiğimi düşünüyorum. Haksızlığa uğradığımda ise ilk önce bir durum değerlendirmesi yapıp bunun aksini karşı tarafa nasıl aktarabilirim onu hesaplıyorum. Aldığım kötü eleştirileri de enine boyuna değerlendiriyorum fakat her fikri olanın ağzı olmasına bazen tahammül edemeyip buna tepki göstermek de sıkça karşılaştığım bir şey. İdare etmeye çalışıyorum diyelim… 🙂

Şarkılarınızı nasıl yazıyorsunuz, üretim sürecinizi bize biraz anlatır mısınız? Neler sizi tetikliyor, neler yazdırıyor?
Şarkılarımı hiç şaşmaz sabaha karşı 5 ile 7 arasında yazarım. Nedendir bilmem tesadüfen kendimi hep o saat aralıklarında yazarken buluyorum. Daha iyi odaklandığım, daha iyi düşünebildiğim saat aralıkları genelde yatmadan hemen önce oluyor. Uyku düzenimin biraz bozuk olmasından da kaynaklanıyor olabilir ama gün içinde asla bir şey yazmaya oturmam. Beni her şeyden önce yaşadıklarım, yaşadıklarımız, herkesin ortak paydası tetikliyor. Hissiyatı daha önde tuttuğum her parçada çoğu zaman geçmişim, geleceğim, etrafımda ve dünyada tüm olan biten etkili oluyor. Beslendiğim şey hayatın ta kendisi. Zaman bizi elleriyle büyüttü ve birçok şey gösterdi. Tüm bunları kendi penceremden kahvemi yudumlarken izleme fırsatı verdim gözlerime. Daha anlatacağım, anlatmak istediğim birçok hikâye var. Zamanı geldikçe naçizane kendi dünyamı tüm dinleyicilerle buluşturmak istiyorum, hep olduğu gibi.

Türkçe rap dünyasında müthiş bir çeşitlilik söz konusu. Bunu sevindirici bir gelişme olarak görüyor musunuz, üretilen eserleri beğeniyor musunuz genel anlamda? Yoksa bu işin de suyu çıktı diye mi düşünüyorsunuz?
Bu çeşitlilik tabiki çok güzel, rap müziği sevmeyen birçok insana da ulaşması açısından çok verimli ve sağlıklı. Gördüğüm odur ki birçok rapçi birçok deneysel iş yapıyor artık. Fakat son dönemde dinlediğim çok az şarkıyı sevebiliyorum. Hoşuma giden çok az albüm, çok az single yayınlanıyor. Fakat artık listelerdeki şarkılar birbirine çok benzer soundlarda, birbirine çok benzer akış içerisinde gibi geliyor bana. Her parça birbirine çok benziyor gibi bir algı yarattı bende. O yüzden son dönem işlerini sadece ‘Bu n’apmış bakalım bi’ diyerek dinliyor ve kapatıyorum. Kalıcı, kült, ruhuma dokunduğunu hissettiğim işleri de bıkana kadar dinliyorum. Bu iş artık para kazanma kapısı olarak görüldüğü için olsa gerek, her kafadan bir ses çıkıyor. Buna kızmıyor ya da eleştirmiyorum ama bazı rapçilere, kendi arkadaşları “Bence olmamış bro bunu yayınlamasan mı acaba” demeyi ihmal etmemeli.

Rap sanatçısı olmak aynı zamanda dile de çok hakim olmak demek. Türkçe’yi doğru kullanma kabiliyeti burada devreye giriyor… Siz dilinizi geliştirmek için, iyi söz yazabilmek neler yapıyorsunuz, kimleri okuyor, kimleri takip ediyorsunuz?
Günlük hayatımda ya da yaptığım şarkılarda Türkçe’yi doğru kullanmaya çok özen gösteriyorum. Dili nasıl ve ne kadar iyi kullandığın, insan ilişkilerini ve doğrudan doğruya kendi hayat akışını etkiliyor. Ortaokul, lise ve üniversite döneminde çok fazla kitap okudum, çok fazla şiir ezberledim, çok fazla eser seslendirdim. Özellikle lise ve üniversite döneminde zihnime ve dilime yaptığım yatırım, benim bugün düşündüğüm her şeyi dinleyiciye daha iyi aktarmama vesile oldu. Bol bol Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Can Yücel, Cemal Süreya, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Sabahattin Ali okudum. Üniversitede hem bölümümün bana sunduğu hem kendimin arayıp bulduğu toplumsal konularla alakalı birçok kitapla haşır neşirdim. Tüm bu okuma alışkanlığımdan şu aralar çok eser kalmasa da o zamanlarda okumaya ve yorumlamaya harcadığım vakit, şimdilerde beni daha iyi iletişim kuran, daha iyi anlatabilen, daha ikna edici, daha dik duran bir insan yaptı. Bu işle uğraşmaya niyetlenen hevesi burnunda her genç arkadaşıma tavsiyemdir, “Anlatmaya değer şeyler biriktirin, evi arabayı zaten hemen alamayacaksınız. Burası Türkiye :)”

KISA KISA…

  • Çocukluğumdan beri sevdiğim, idol olarak gördüğüm isimler; Grup Yorum, Ezginin Günlüğü, Cem Karaca, Erkin Koray, Tolga Çandar, Fuat Ergin, Ceza, Çağrı Sinci, İndigo, Kayra, Da Poet, Farazi.
  • Bugüne kadar yaptığım şarkılar içinde benim için en özel olanı, “Yolculuk“.
  • Üniversitede sosyoloji okumuş olmanın müziğime kattığı en iyi şey; şarkılarımda anlattığım her şeye daha geniş bir perspektiften bakabilmemi sağlamak oldu.
  • Rap yaparken beni en çok zorlayan şey yazmayı durdurmak.
  • Rap sonrasında en sevdiğim müzik türü  Jazz/Blues; Hatta en çok dinlediğim müzisyen/grup da Tom Waits